İskender Baydar
23 Eylül 2018

SARAY VE GECEKONDU

Maç başlamadan önce “Galatasaray bu maçı kaybeder mi” deseydiniz ihtimal dahi vermezdim.

Bir yanda Şampiyonlar Ligi’nde geçen sezonun Rusya Şampiyonu Lokomotiv Moskova’yı coşkulu futbol ve net bir skorla yenmiş Galatasaray vardı sahada, diğer yanda ilk Avrupa serüveninde, hem de kendi evinde, bir başka Rus temsilcisi Krasnador’a kaybetmiş Akhisar Belediyespor…

Şunu da hatırlatmadan geçmeyelim: Bu sezon Rusya Ligi’nde, bir maçı eksik olan Krasnador 13 puana sahipken, Lokomotiv’in 8 maçta sadece 9 puanı var…

Bu notun ardından ilk cümleme dönecek olursam; Akhisarspor’un Avrupa mücadelesinden yaklaşık 70 saat sonra çıktığı maçta direnç gösterebileceğini düşünmüyordum.

Yanıldım.

Sahada kapasitesini bilen, taktik olarak iyi hazırlanmış, oyun disiplinini elden bırakmayan bir Akhisar vardı.

Galatasaray ise ilk 11’de yer alan Henry Onyekuru, Garry Rodrigues, Sinan Gümüş gibi yetenek seviyeleri farklı ama oyun stilleri birbirine benzeyen oyuncularla değişik bir hücum hattı deniyordu.

Fatih Terim ya kadrodaki forvetsizliğe bir alternatif üretmek istiyordu ya da zorlu Porto deplasmanı öncesi bu üçlüyü bir arada görmek için elindeki son fırsatı değerlendiriyordu.

Ne diyelim; keşke böylesine bir maceraya, ezeli rakiplerimizin birbirleriyle oynayacakları ve her halükarda birinin, belki de ikisinin birden puan kaybedeceği haftada kalkışmasaydı.

Ekranda ya da gazetede, kahvede veya internet ortamında Galatasaray’ı yazan, çizen, konuşan, gönüllü olarak vakit ayıran her kim varsa hiçbirinin; dolayısıyla hiçbirimizin işi kolay değil… Çünkü sadece 5 gün önce takımın 7-8 oyuncusunu överken, bugün 8-9 oyuncuyu yerin dibine sokmak nereden bakarsan bak akıl mantık işi değil.

***

Oysa maç Galatasaray açısından iyi başlamış, VAR ilk kez lehine işlemişti.

Elvis Manu’nun pasında, Adrien Regattin’in yaptığı vuruş, Ozan Kabak’ın kafasından sekerek ağlara gitse de VAR, “Gol yok” demişti.

Bu da yetmemiş, ligimizde hakemlerimizin çalmasına çok da alışkın olmadığımız grekoromen stil mücadelede, haklı olarak Galatasaray lehine penaltı verilmişti…

Özetle şans kapıyı bir değil tam iki kere çalmıştı…

Olmadı…

Galatasaray, taktik plana göre Sinan’ın kullanması gereken penaltıyı Rodrigues üstlenince bu fırsatları heba etti.

***

İkinci yarıya dair çok fazla bir şey yazmayacağım.

İlk golde Regattin’in pası da Manu’unun vuruşu da çok şıktı.

Eren Derdiyok oyuna girdikten hemen sonra yaşanan pozisyonda, defanstan hızla çıkan Fernando Reges topu Eren’e, o da müthiş bir zamanlamayla Onyekuru’nun koşu yoluna aktardı.

Burada Mustafa Yumlu’nun yaptığı kasıtlı faul kesinlikle kırmızı kartlıktı.

Takım kaptanı olarak pozisyona itiraz eden Fernando Muslera’nın gördüğü sarı kart haksızdı…

Aynı Muslera’nın, penaltı yaptığı pozisyonda kart görmemesi ise bir başka haksızlıktı.

Ama sonuç olarak Akhisarspor hakkıyla kazandı…

Başta, geçici olarak takımın başına getirildiği açıklanan Cem Kavçak hoca olmak üzere tüm oyuncuları tebrik ediyorum.

“Galatasaray’da ayakta kalan iki isim say” deseniz hem defansta hem hücumda çabalayan Serdar Aziz ile disiplinli mücadelesinden asla taviz vermeyen Yuto Nagatomo derim…

Geride kalanlara ise acil şifalar dilerim.

***

Son bir not:

Galatasaray bu maç için sahaya çıkarken önce hücum yerine önce kontrollü oyunu düşünse, defansını sağlam tutup Rodrigues ve Onyekuru gibi hızlı oyuncularıyla gol arasa muhtemelen sahadan 3 puanla ayrılırdı.

Büyüklüğünden hiçbir şey kaybetmez, akıl hanesine fazladan bir üç puan yazardı.

***

Bir not daha:

Eleştiri kültürü, demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Eleştiriden korkmayalım.

Galatasaray, Galatasaraylılar tarafından bile eleştirildiği için Türkiye’nin en başarılı takımı.

Mesela maç kazanılınca konuşacak mikrofon kovalayan ama kaybedilince topu Fatih Terim’e bırakıp stattan uzaklaşan yöneticileri de eleştirmeliyiz.

Ve bu ikiyüzlülüğe artık prim vermemeliyiz.

Bir de rica:

Mümkünse bu beyaz formayı bir daha giymemeliyiz.