İskender Baydar
19 Eylül 2018

ZOR HEDEFE DOĞRU İLK ADIM

Geceden başlar mı bir maçın stresi, başlıyor işte…

Kan ter içinde geçen, üç tişört değiştirten, her zaman gittiğim stada hiçbir şekilde ulaşamadığım, her saptığım yolda karşıma yeni duvarlar çıkartan, kapısız bir stadın etrafında dört döndüren kâbûslar…

Ve ardından gelen yoğun bir iş sabahı…

Sonuç, statta boş koltuk kalmasın diye eldeki kombineyi devrederek ekran başında maç izlemeye razı olduğum bir tükenmişlik hali…

Yemin ederim bu Şampiyonlar Ligi akıllı insan işi değil.

***

Allah’tan maçın ilk düdüğüyle birlikte bendeki bu gereksiz gergin ruh hali takıma yansımadı.

Aksine, Digitürk tüm maçları canlı yayınladığı için ve evde kalıp zapping yaptığımdan en coşkulu ortamın, hatta Şampiyonlar Liginin ilk gecesi adına en hızlı başlangıcın Ali Sami Yen Arena’da olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.

Diğer maçlar Olimpiyat Oyunlarının steril ortamındaki bir boks maçıysa, bizimki bildiğin kafes dövüşüydü.

Hani Fatih Terim maç öncesi dedi ya “Galatasaray çok özlemiş Şampiyonlar Liginde olmayı. Biz de özlemişiz, sondan bu tarafa 4-5 sene geçmiş. Galatasaray burada olmaya alışkın ve burada olmayı seven bir kulüp. Biz Şampiyonlar Liginin müziğini ney ve kanunla çalan bir ülkenin temsilcisiyiz.”

Sadece ney ve kanun mu Hocam, saz da var kemençe de; davul da var zurna da bu başlangıçta…

Üstelik geçen sezon 32 gol atmış, 6 asist yapmış Gomis satılmışken…

Ona ek olarak 7 gol atıp, 10 asist yapmış Feghouli ortalarda yokken…

Takımın gerçek bir forveti ve formasının hakkını veren bir 10 numarası olmamasına rağmen…

Tüm bu olumsuzlukları hiç mi hiç umursamadan öyle bir başladı ki maça Galatasaray, gol atmaması mucize olurdu.

Ve Rodrigues’in enfes golüyle perdeyi açan bu inanılmaz başlangıç performansı sadece ve sadece Fatih Terim’e yazılabilirdi.

Galatasaray’ın alev alev yanan oyunu karşısında geçen sezon Rusya Ligi’ni şampiyon tamamlayan ama bu sezon 2 galibiyet, 3 beraberlik, 2 mağlubiyet ile 10’uncu sırada bulunan Lokomotiv Moskova adeta sürklase oldu.

Kendi ligindeki 7 maçın 6’sında ilk yarıyı berabere tamamlayan, kontrollü oyunu benimseyen bir takım için overdose bir başlangıçtı.

20’nci dakikadan sonra kendilerini toparladılarsa da biraz şans, bolca Muslera sayesinde soyunma odasına 1-0 önde girmeyi başardı Galatasaray.

İlk yarıda Eren’e kızanlar var, Emre’yi yetersiz bulanlar var ama bana göre formasının ve kazancının hakkını veremeyen sadece Belhanda vardı sahada.

Dürüst olursak;

Eren yılda 20-30 gol atan bir forvet değil ama her maçta varını yoğunu ortaya koyuyor.

Emre fizik olarak henüz Şampiyonlar Ligi seviyesinde değil ama son ana kadar savaşıyor.

Uzatmalarda kazandığı penaltı da bunun kanıtı.

Sonuç mu?

Tek kelimeyle büyüleyici…

Gecenin yıldızı Rodrigues’in harika açılışı, Eren’in herkesi ters köşeye yatıran frikiği, Emre’nin düşürülmesiyle kazanılan penaltıda Selçuk’un ustalığı ile gecenin en net skorlarından biriyle ayrıldı sahadan Galatasaray…

Şimdi sırada Porto deplasmanı var ve bence bu maç grubun liderlik maçı niteliğinde…

N’Diaye’nin yokluğunda alınacak 1 puan Galatasaray’ı grup aşamasından öteye taşıyacaktır.

Grup mücadelesinin son maçına kadar Galatasaray taraftarının yapabileceği tek şey iyisiyle kötüsüyle bu takıma sahip çıkmak olacaktır.

Çünkü havada basketbolda Eurocup şampiyonluğunun geldiği gibi bir ortam var.

“Teker teker geçiyoruz turları, Avrupa’dan alacağız kupayı” moduna bağlandı taraftar.

“Şampiyonlar Liginde gelir mi o kupa” diyecek olursanız mevcut ekonomik sistemde çok zor ama savaşma inancı sonuna kadar var herkeste.

Savaşalım o zaman.

Kaybetsek de onurumuzla kaybederiz.

Çünkü sadece zaferlerden değil mağlubiyetlerden de ders çıkarmayı bilenlerdeniz.

Ama şu da çok iyi bilinsin: Müzemizde olmayan o tek kupa için ve 1988 yılında, 14 yıl aradan sonra gelen şampiyonlukta “Yetmez bize bu kupa, hedef artık Avrupa” pankartını açan bir camia olarak hedefe koşmaktan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Kaldı ki ölümsüz kurucumuz Ali Sami Yen ve arkadaşlarının önümüze koyduğu hedef de bu değil mi: “Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek..”

O zaman yürüyedur Galatasaray.