İskender Baydar
12 Aralık 2018

TELAFİ DEĞİL TESELLİ

Galatasaray ile Porto arasında oynanan maçı tek cümlede özetlemek gerekirse, bir Şampiyonlar Ligi hayaline daha grup aşamasında veda etmenin hüznünü ve uzun bir aradan sonra kaybetmeye reaksiyon gösteren, skoru değiştirmek için savaşan bir takım izlemiş olmanın umudunu bir arada yaşadık.

Maçın üzerinden 20 saatten uzun bir süre geçtikten sonra tek tek pozisyonları yazmanın çok bir anlamı yok, o nedenle kafamıza takılan anlarla ilerleyelim.

***

Porto’nun top bizdeyken bile 5 kişiyle yarı sahamıza çöktüğü ilk 10 dakikada, karşı alana geçmekte ciddi zorlandık… 10’uncu dakikada “Başkaldırıyorum işte hey; varın benim farkıma” diyerek gittiğimizde ise ilk pozisyonumuzu bulduk.

N’diaye’nin şutunda, defansa çarpıp Eren’in önüne düşen topta ofsayt olduğunu düşünmüyorum, dolayısıyla devamında Rodrigues’in ağlara gitmek üzereyken elle kesilen şutu penaltı ve kırmızı kart olmalıydı.

Özetle, VAR’lı ya da VAR’sız, Süper Lig’de veya Şampiyonlar Ligi’nde hakem kararıyla bir kez daha havamızı aldık.

Eren’in akıllara ziyan kaçırdığı poziyonun hemen akabinde, yine Eren’in, bu kez Telles’in kullandığı serbest vuruşta adamını kaçırmasıyla golü yedik.

Olmayan penaltıyla 2’ye çıkan fark, zorlama penaltıyla 1’e indi ve devre 1-2 Porto’nun üstünlüğüyle tamamlandı.

Uzatmayalım; maç da, ikinci yarıda atılan karşılıklı gollerle 2-3 noktalandı.

***

İlk 10 dakikada sahasından çıkamayan Galatasaray’ın maç boyunca karşı kaleyi 16 kez yoklayıp rakibe sadece 4 pozisyon fırsatı tanıması olumluydu.

Bu durumun olumsuz yanını ise dün Twitter’da şöyle yazmıştım:

“Çok pozisyona giriyoruz ama forvetimiz yok atamıyoruz… Az pozisyon veriyoruz ama uzun zamandır formda bir kalecimiz yok sürekli yiyoruz…”

Durum aynen böyle…

Gomis’ten boşalan forvet pozisyonun transferle doldurulamaması, taraftarın sevgilisi Muslera’nın birbirinin kopyası goller yemeye ısrarla devam etmesi, Galatasaray’ın bu sezon sahadan sık sık boynu bükük ayrılmasının temel nedenini oluşturuyor.

***

İlk golü düşünün; Muslera topun arka direğe inmesini beklemek yerine, topa doğru hareketlense, ellerini kullanmanın avantajıyla ya yumruklar ya da Portolu oyuncunun bu kadar rahat bir vuruş yapmasına izin vermezdi.

Ama o her zamanki gibi çizgide kalıp izlemeyi tercih etti ve yine golü yedi.

Eren konusuna gelince…

Eren profesyonel bir futbolcu, performansı tabii ki eleştirilecek ama Galatasaray’ın gol atmakta zorlanmasının günahını sadece onun sırtına yüklemek, hele hele maç sırasında, hatta gol attıktan sonra bile yuhalamak nedir arkadaş?!

Bu nasıl taraftarlık!!

Eren mi dedi “Gomis’i satın, başkasını da almayın, ben tek başıma ipe dizer gibi gol atarım” diye…

En iyi sezonunda 3 maçta 1 gol ortalaması ile oynamış, genellikle 4 maçta 1 gol atan Eren’i ilk forvet, hatta tek forvet olarak bırakanlardan çıkartın hıncınızı…

***

Galatasaray’ın kaybetmeyi kabullenmemesi maçın en önemli artısıydı…

Oynanan oyun, sakatları iyileşmiş, cezalı oyuncuları dönmüş bir Galatasaray’ın ligin en önemli şampiyonluk adaylarından biri olabileceğinin kanıtıydı.

Tabii bunu perçinlemesi için önce cumartesi akşamı Başakşehir’i deplasmanda yenip puan farkının 11’e çıkmasını önlemesi lazım Sarı Kırmızılıların…

Öte yandan, 108,8 kilometre koşan Porto’dan 7 kilometre daha az koşması ise bu sezon Fatih Terim ve ekibinin en çok eleştirildiği konu olan takımın fiziksel yetersizliği sorununu bir kez daha gözler önüne süren eksisiydi…

Ve bu sorunu devre arası kampında telafi etmek de çok kolay değil doğrusu…

***

Maç sonu ise yine bir Abdürrahim Albayrak klasiği izledik.

Gerçi sezon başından bu yana yaşananlara bakacak olursak bu durumu ‘trajedi’ olarak tanımlamamız daha doğru olur.

Galatasaray, çekilebilecek en kolay gruptan, oynadığı 6 maçın 4’ünde gol bile atamayarak ve son maçlarda Schalke’nin yardımıyla UEFA Avrupa Ligi’ne devam etme hakkını kazandı.

Realite bu kadar basit…

Bu realiteye rağmen, Galatasaray 2. Başkanı ve Basın Sözcüsü Albayrak, maç sonu demecinde aynen şu ifadeyi kullandı:

“İçeride inanılmaz bir soyunma odası var, bunu size açık açık söylüyorum. Kapıyı kapattık, bütün futbolcularımızı teker teker tebrik ettik. Alkış kıyamet koptu soyunma odasında. İşte Galatasaray bu…”

Açıklamayı bire bir resmi siteden aldım ki, sonradan “Ben böyle bir şey demedim” diyemesin Abdürrahim Bey…

Sayın Albayrak, Galatasaray bu değil…

Galatasaray’da mağlubiyete sevinilmez…

Ayrıca UEFA Avrupa Ligi, Şampiyonlar Ligi’ne devam edememenin telafisi değil, olsa olsa teselli ikramiyesidir ki o da kimseyi memnun etmez.

Bu gerçek apaçık ortadayken, ertesi gün medya mensuplarına geleneksel Karadeniz yemekleri ziyafetini çeken Albayrak, bu kez de “Porto maçında oynanan futbol taraflı tarafsız tüm ülkeyi mutlu etti. Binlerce tebrik telefonu aldım” dedi.

Kaldı ki aradan geçen süre bile bu sayıda telefon alabilmesi için yetersizdi.

Lütfen yapmayın; boş laflarla taraftarın gazını almaya çalışmayın, abartılardan medet ummayın.

Şu andaki durumumuz gayet açık ve net:

Süper Lig’de 7’nciyiz, Şampiyonlar Ligi’ne veda ettik, finali Bakü’de oynanacak olan Avrupa Ligi’ndeki muhtemel rakiplerimiz Chelsea, Napoli, Inter, Arsenal, Bayer Leverkusen, Lazio ile baş edebilmek için ciddi transfere ihtiyacımız var ve kasada para yok.

Önce gerçekleri kabullenelim ki yolumuza sağlıklı bir şekilde devam edebilelim ve büyük hayal kırıklıklarının yaratacağı krizlerin altında ezilmeyelim.

Bunu sağlayacak olanlar da siz ve sizin 2. Başkanı olduğunuz mevcut Galatasaray yönetimidir.

Dolayısıyla bin düşünüp bir konuşmanızda, daha az kişisel PR peşinde koşup daha çok çalışmanızda fayda var.

Unutmayın ki düdüğünü asmasını istediğiniz 3 hakem halen görevde ve ülke futbolu istifasını istediğiniz bu federasyon ve kurullarınca yönetiliyor.

Basın toplantısı düzenleyip böylesine iddialı laflar ettikten sonra “Gelin barışalım” diyerek işin içinden çıkabilmeniz ne yazık ki mümkün değil.

Sonuç almaya mecbursunuz.

Camia da sizden bunu bekliyor.