İskender Baydar
30 Nisan 2014

SORUN İKİYÜZLÜLÜK

Maşallah; memleket birkaç gündür muzlu fotoğraf veren ünlüden geçilmiyor.

Sebebi Villarreal-Barcelona maçında korner kullanmak isteyen Brezilyalı Dani Alves’e tribünlerden atılan muz ve bunun sonrasında dünyayı saran ırkçılık karşıtı tepki…

Tepki gerçekten çok güzel, çok anlamlı ama bizde pek bir eğreti duruyor.

Neden mi?

Önceki gün Twitter’da, “Irkçılığın iki kez üstünü örten Türk futbol camiasının tüm fertleri, muz yiyerek ırkçılık protestosuna katılabilecek son insanlardır” diye yazmıştım tepkimi; burada biraz daha açayım konuyu.

Bu ülkede saha içinde, maç esnasında siyahi bir futbolcuya “Fucking Negro” denildi ve olay resmen geçiştirildi.

Olayın hemen ardından bazı kendini bilmezler başlarında siyah çöp poşeti, ellerinde Eti Negro paketleri ile tribünde poz verdi; hiçbir şey olmadı.

Konu birkaç gazetede “İlginç protesto” şeklinde yer bulabildi ancak kendine.

Geçen sezon iki siyahi futbolcuya tribünlerden birden çok kişi tarafından muz gösterildi, hatta sahaya muzlar atıldı.

Bir haber sitesinde yazan bir kendini bilmez, muz gösterilen futbolcuya hitaben “Biz ırkçı değiliz, hatta seni çok severiz, iyi de topçusun ama ısınırken çizgiye o kadar yaklaşmayacaktın” diyerek tepkinin haklılığını izah etmeye çalıştı…

Yazıyı binlerce kişi ‘like’ edip paylaştı.

Olaya adı karışan kulüp, olaya adı karışan taraftarlarla basın toplantısı, daha doğrusu çadır tiyatrosu organize ederek hep birlikte çok eğlenceli bahaneler ürettiler.

Mesela biri, “Ameliyat oldum, hazım sorunum var, doktor sadece muz yememe izin veriyor” falan dedi.

Tabii ki kimseye hiçbir şey olmadı.

İster inanın ister inanmayın ama medya merak edip hazım sorunu olan hastaya hazmı hayli zor bir meyve olan muzu öneren doktorun bile peşine düşmedi.

Bildiğin insanlık suçu yani…

Topluca hazmettik olayı.

Futbolcuları ırkçı saldırıya maruz kalan kulüp “Bu tür olayları büyütmemek lazım, sonra olimpiyatları bize vermezler” tadında takıldı.

Beyazi Spor Bakanı, saldırı kurbanı iki siyahi futbolcuyla yemek yedi, kamuoyu önünde birlik beraberlik mesajı ve kardeşlik fotoğrafı verildi.

Bunu da hepimiz yedik.

Peki İspanya’da ne mi oldu?

Önce Villareal kulübü harekete geçti.

Sahaya muz atan taraftarın kulüp üyeliğini iptal etti, ömür boyu stada girmesini yasakladı, buna rağmen soruşturmadan kurtulamadı.

İspanya Futbol Federasyonu’nun maçlardan sorumlu komitesi olayla ilgili Villarreal’den üç gün içinde savunma vermesini istedi.

Sorgulanıp şartlı salıverilen taraftar da yargılanıyor.

Hapis cezası alması kuvvetle muhtemel.

Yani öyle ‘zamana yayayım, salağa yatayım, yalan atayım, kamuoyu nasıl olursa hazmeder, konu unutulur gider’ durumu yok oralarda.

Adalet faturayı anında kesiyor.

İngiltere’de de, Tottenham’da oynarken Gareth Bale’ye muz atan taraftara üç yıl boyunca tüm spor müsabakalarından men cezası verilmişti.

Bizde de kanun maddesi var ve gayet ağır aslında.

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanunun 14’üncü maddesinde “Spor alanlarında veya çevresinde toplum kesimlerini din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek hakaret oluşturan söz ve davranışlarda bulunan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” yazıyor.

Gel gör ki bizde kanunlar baklava çalan çocuklar dışında pek kimseye uygulanmıyor.

Konuyla ilgili hem Twitter’da yazarken hem de burada hiçbir oyuncunun ya da kulübün ismini anmadım.

Çünkü bu olaylara adı karışanlar kadar, sesini çıkarmayan, üstünün örtülmesini kolaylaştıran, kayıtsız kalan futbol dünyası da, medya da, hukukçular da, taraftarlar da suçlu.

Sorun zaten aramızdan birkaç kişinin ırkçı olmasından daha büyük bu nedenle.

Sorun bizlerin ikiyüzlü olmasında.

Doğrunun değil güçlünün yanında yer almamızda.

Hakikatin değil şov yapmanın peşinde koşmamızda.

Sahi, bu yüzden olimpiyatları bize vermiyor olabilecekleri kimsenin aklına gelmiyor mu bu ülkede…

Her neyse; bu kadar çirkinlik yeter.

Ne de olsa Dünya Kupası’na sayılı günler kaldı.

Sizleri futbolun güzellikleriyle baş başa bırakıp kaçıyorum.