ACI REÇETE ŞART

VOLKAN YILMAZ YAZDI…

Sonda yazacağımı başta yazayım…

Evet; Galatasaray Kulübü’nün ve Sportif AŞ’nin mali verileri pek iyi değil. Zira bu verilere bakıp “çok iyi durumdayız” demek en başta kendi mesleğime ihanet olur. Ancak mali analiz ne kadar mevcut resmi gösterse de aynı zamanda gelecek için ipuçları da verir. Benim kişisel olarak iyimser olduğum nokta işte tam burada başlıyor. Bunun için önemli sebeplerim var. Çünkü Galatasaray’ın şu an yaşadığı mali sıkıntılar bugünün konusu değildir. Mesele eskiye dayanır.

Gelin anlatayım…

Tarih Mayıs 2000… Yer Kopenhag… Galatasaray, Türk futbol tarihinde bir ilki başarıyor. UEFA Kupası Finalinde Arsenal’ i yenip kupaya uzanıyor. Hikâyeyi biliyorsunuz, detaya girmeyeceğim… Ancak bugünün meselesi ta orada; bizimkilerin Kopenhag sokaklarında dolaşan Arsenal taraftarlarının boyunlarındaki “özel final” atkılarına bakıp hayıflanmasında saklı:

UEFA Finaline çıkan ama bir özel atkıyı yaptıramayan kulüp!

Tarih Kasım 2000…  UEFA Kupasından sonra Süper Kupa’ da alınmış, müzemizde… Ancak Kulüp Yönetimi Sportif AŞ diye bir şirket kurmuş; kulübün bütün gelirlerini buraya devretmiş; şirketinde yüzde 21’ini AIG adlı uluslararası fona devretmiş. Alınan para 21 milyon Amerikan Doları.

Nereye harcandı? Nasıl harcandı? Bilemiyorum, hatırlamıyorum… Hatırlamak da istemiyorum açıkçası. Aklımda Denizlispor’dan alınan Bülent kalmış bir tek… Neyse, devam edelim.

Tarih Aralık 2002… Çok geçmeden AIG ile Galatasaray arasında anlaşmazlık başlıyor. Yönetim sanıyor ki AIG kulübe deli gibi sermaye akıtacak.

Nerdeee!

Tersine açıkça belirtilmiş “Her yıl kârın yüzde 25’i temettü, yani kar payı olarak dağıtılır” koşulu var anlaşmada.

Ödeniyor, ödenmiyor bu paralar.

Sonuçta mahkemelik oluyoruz… İş tahkime kadar gidiyor.

Tarih Şubat 2004… AIG ile anlaşıyoruz. Buna göre AIG’ nin elindeki hisseleri satın alıyoruz. Parayı kim veriyor? Ünal Aysal! Tam da adını ilk duyduğumuz zamanlar. Hisseleri geri almak için AIG’ye 23,5 milyon USD veriyoruz. 9 milyon dolar da cabası…

(Demek ki kimse masum değil. UEFA Kupası’nı kazandıran da Faruk Süren, AIG Anlaşmasının zeminini hazırlayan da… Bu borçlar taa o zaman başladı. Tarihe not düşelim: Eğer AIG ile sulh anlaşması imzalanmamış olsaydı; kulübün kayyuma atanma tehlikesi vardı…)

Tarih Ocak 2006... Dönemin “eski” yöneticilerinden Adnan Polat TV’ye çıkıyor ve Galatasaray için bağış toplamaya çalışıyor. Kampanyanın sebebi FIFA ya ödenmesi gereken muaccel borç. Yaklaşık 1,5 milyon USD.

Hatırladığım Spehar’ın ödenmemiş bonservis bedeli için oluşmuş borç. Para toplanıyor; ama Adnan Polat hedeflediği tutara ulaşamıyor. Arşivimde Turgay Kıran’ın “Bu kampanya şık olmadı” açıklaması da var; ama detaya girmeyelim. İşin özü: 1,5 milyon USD’lık borç için bağış kampanyası düzenlenme zorunluluğu oluşuyor. Halimiz bu…

Tarih Nisan 2006… Yeni yönetim göreve gelmiş; ya da yeni gelecek… Aysal’a verilen “Bir yılda hisseyi geri alacağız” sözü yerine gelmemiş. Hisseleri pek geri alacak gibi de değiliz. Sonuçta Canaydın, Aysal’a kısa sürede hisselerin geri alınamayacağını ve piyasaya satabileceğini söylüyor.

Öyle de yapıyor Aysal… 32.5 milyona aldığı hisseleri piyasaya 38,5 milyon dolardan satıyor. Bunun 3,5 milyon USD’ ı kulübe kalıyor. Geri kalan 2,5 milyon USD Aysal’ın kârı.

Öyle Fatih Altaylı’nın yazdığı gibi astronomik bir bedel değil. Bu kulüp kasasından ödenen bir faiz de değil. Kulübün zorda olduğu bir dönemde; tekrar kulübe geri satma opsiyonu ile bu hisseleri satın alıyor ve vadesinde geri vermek istiyor; kulüp hisseyi geri alamayınca piyasaya satıyor. Piyasaya sattığı bedelden 2,5 milyon USD gelir elde ediyor.

Esra Sahici-Ayşegül Akyarlı Güven imzalı haberin linki: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4220757

Tarih Temmuz 2010… Yılların belası; kulübün sırtındaki şirket birleşme sıkıntısı nihayet gideriliyor. Sadece giderlerin olduğu Futbol AŞ ile sadece gelirlerin olduğu Sportif AŞ birleşiyor.  Ancak bunun ciddi bir maliyeti de var. Yaklaşık 80 milyon USD’lık konsorsiyum kredisi kullanılıyor. Verilen teminatlar Sportif AŞ hisse senedi rehini, stat gelirleri temlikleri, TFF yayın gelirleri temlikleri,  Riva ipoteği. Dönem Adnan Polat dönemi.

Tarih Ocak 2011… Meşhur olaylı açılış. Adnan Polat gösterdiği ilginç tavırla kulüp ve taraftarın tepkisini çekiyor. Sportif başarısızlık üstüne tuz biber ekiyor ve olaylı Mali Genel Kurul sonrası Mayıs ayında seçimli Olağanüstü Genel Kurul kararı çıkıyor.

Tarih Mayıs 2011… Ünal Aysal tarihi bir oy farkı ile Galatasaray Başkanı seçiliyor. Önünde ödenmemiş ciddi bir borç yükü var. İlginç bir yola başvuruyor: Hisse senedi satışı. Daha önce hiç hisseler piyasaya satılmamış. Yaklaşık 180 milyon TL gelir elde ediliyor. Halka açıklık oranı yüzde 45′e çıkarken, kulübün payı ilk kez yüzde 55’e geriliyor.

En başta bu satış eleştiri alıyor. Ancak sonradan uygulanacak bir yöntemin ilk aşaması oluyor bu satış. Hisse senedi satışı ile gelen bedel ile hem vadesi gelen borçlar ödeniyor hem de takım yeniden kuruluyor. Bu arada gelirler hızla artmaya başlıyor. Daha ilk yılda neredeyse yüzde 100’e yakın gelir artışı var.

Tarih Mayıs 2012… İlk bedelli sermaye artışı. Hem negatif öz kaynakta iyileşme oluyor hem de 118 milyon TL nakit kaynak yaratılıyor. Fiili olarak hisse senedi satışının bir kısmı kadar kaynak çok fazla çaba sarf etmeden geliyor.

Tarih Eylül 2012... İkinci bedelli sermaye artışı talebi.

Tarih Mart 2013… İkinci bedelli sermaye artışı talebini SPK reddediyor. Genelge üstüne genelge değiştiriliyor. Sportif AŞ’ye özel yönetmelikler çıkıyor.

Tarih Mayıs 2013… Üçüncü bedelli sermaye artışı talebi.

Tarih Ekim 2013… Yönetmeliklere uygun hale getirilen sermaye artışı talebi için SPK görüşmeleri devam ediyor.

Tarih Şubat 2014… Üçüncü sermaye artışı talebi şartlı kabul ediliyor. Nakit para girişi engelleniyor. Ancak bir şey başarılıyor. Galatasaray’ın iştiraklerinin doğduğu 2000 yılından beri ilk defa öz kaynak bu kadar “pozitife yakın” hale geliyor: – 46 milyon TL.

Mayıs 2014’teyiz.

Neden bu kadar eskiye kadar gidip olan biteni yazma ihtiyacında olduk?

Tek bir sebepten… Kulüp en son Alp Yalman döneminde borçsuz haldeydi. 1996’dan bu yana bu kulüp borçlu durumda.

Bugünkü borçlar bugün oluşmadı yani…

Her gelen yönetim borçların üzerine biraz daha ekledi.

Mayıs 2011’ den bu yana ise borçların artmadığını yerinde saydığını görüyoruz daha ziyade. Ancak sıkıntıyı gider yönetiminde yaşıyoruz. Çok iyi kazanan ama kazandığından daha fazla harcar hale gelen bir kulübüz.

Kazançtan daha fazla harcadığınızda sonraki senenin kazancından yersiniz. Ancak gelir artış hızınız yavaşlarsa sorun yaşamaya başlarsınız.

Hep bahsettiğimiz üzere “büyüyerek büyüme” modelinde farklı bir evreye girmek durumundayız. Gelirlerin artışı çok önemli ve yazının başında bahsettiğim iyimserliğin sebebi. Ancak bu modelde de sonuçta gelirin artış hızı ileriki dönemde yavaşlamaya başlar ve eğer giderleri daha az artar halde tutmazsanız hüsrana uğrarsınız.

Bu sebeple artık “gider disiplini” dönemindeyiz.

Kazandığımız kadar harcayacağız.

Olması gereken de bu!

Ancak…

Maalesef…

Acı Reçeteyi birisinin sunması gerekli…

***

Volkan Yılmaz’ı Twitter’da takip etmek için: https://twitter.com/Baltali_Ilah_05