AL SANA GALATASARAY

Hürriyet Gazetesi‘nde, 28 Temmuz 2015 tarihli ve “Tıkma asalet yedi adım gider” başlıklı yazınızda okulumuz ve camiamız ile alakalı olarak kullandığınız bazı benzetme ve tanımlarınız, bugüne kadar zevkle okuduğumuz, size has hoşgörülü ve esprili üslup sınırlarını aşıp, üyesi bulunduğumuz Galatasaray Lisesi mezunları camiasını ciddi olarak üzmüştür.

Bahsi geçen yazınızda kullandığınız bazı yanlış bilgileri düzeltmek amacıyla size yazıyorum.

Lisemizin Osmanlı İmparatorluğu altında ve bu devlete hizmet vermek amacı ile kurulmuş olması, mezunlarımızın cumhuriyete karşı duruyorlarmış gibi gösterilmesine neden olamaz. Sadece derneğimizin kurucusu ve ilk başkanımız olan Abdurrahman Şeref Efendi ve unutulmaz müdürümüz Tevfik Fikret’i kişilikleri ve Cumhuriyeti kuran kadrolardaki Galatasaraylıların varlıkları cumhuriyetle ilgili yakıştırmanızın ne denli hatalı olduğunu göstermeye yeterlidir.

Diğer bir taraftan ilk gününden beri bir devlet okulu olan Galatasaray Lisesi, yazınızda belirttiğiniz gibi “sadece ülkenin olmayan aristokrasisine hizmet veren bir kurum” değildir. Aksine ülkenin dört bir yanından gelen ve eskiden ortak yaşam ve eğitim süresi 12 seneden günümüzde 4-5 seneye inmiş yatılı hayatı yaşayan, aynı kültürü paylaşan pırıl pırıl gençlerin okuduğu bir eğitim kurumudur.

Galatasaray’da bugün dahi Türkiye’nin her ilinden ve her sosyal sınıfından kızlı erkekli öğrenci eğitim ve öğrenim görmektedir.

Yazınızda bahsettiğiniz diğer okulların bir türlü yakalayamadıkları zenginlik sebebi bu çeşitlilikte saklıdır.

Yazınızda bahsettiğiniz, para kazanma becerisi olmayan Galatasaraylılar derken herhalde bu ülke için kitaplar, oyunlar yazmış Haldun Taner’i, Hıfzı Topuz’u, Erol Günaydın’ı, Ferhan Şensoy’u kastettiniz.

Milyonlarca ders vermiş hocaları, binlerce davaya girmiş hukukçuları, şairleri, şarkıları hâlâ söylenen Timur Selçuk’u, Barış Manço’yu veya Fikret Kızılok’u, gazetecileri, sizin meslektaşı olmaktan dolayı muhakkak gurur duyduğunuz Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Mehmet Ali Birand gibi bu okuldan yetişmiş şahısları kastettiniz.

Unutulmamalı ki, bir ülke sadece tuğlalar ve beton kalıpların üzerinde yükselmiyor.

Para kazanmayı bilmedikleri için suçladığınız kesime onlarcası şehit olmuş, yüzlerce Galatasaraylı diplomatı, bu sene vefatlarının 100. yıldönümünü andığımız Çanakkale ve 1. Dünya Savaşı şehitlerimiz Ahmet Robenson’u, Cevdet Paşa’yı, Hasnun Galip’i, milli formayı defalarca giymiş Turgay Seren, Coşkun Özarı gibi sporcuları ve son olarak bu saydığımız kişiler kadar adı bilinmeyen ama işini doğru yapmak suretiyle yaşamını sürdüren ve ülkesine katkı veren on binlerce Galatasaraylıyı dahil etmek gerekli.

Galatasaraylı hiç bir zaman aristokrat olmaya öykünmemiştir. Galatasaray yukarıda anlattığım sebeplerden ötürü Türkiye Cumhuriyeti’nin ta kendisidir.

Yazınızda değindiğiniz bir başka konu da Fransızca.

Az iyi konuştuğumuz söylenen Fransız dili sahiden öğrenilmesi ve konuşulması zor bir lisandır, bir o kadar da nankördür, kolay unutulur.

Bazı arkadaşlarımızın lisan konusunda çok yetenekli olmamalarından kaynaklı “kırık” tabir edeceğimiz bir Fransızca kullanılıyor olması, kendi aramızda da şaka konusudur.

Ama bu konuda yüreğinizi ferah tutun, bu sene mezun olan bizim tabirimizle 147 dönem kardeşlerimiz, bırakın Fransızcayı iyi bilmeyi, yardımcı yabancı lisanları olan İngilizce münazara dalında Robert Lisesi’ni yenerek Türkiye birinciliğini kazandılar.

Ayrıca Fransız dili için de üzülmeyin. O dilin literatürüne önemli katkılar yapan Prof. Dr. Berke Vardar ve Prof. Dr. Tahsin Yücel de Galatasaraylıdır.

Galatasaraylılar liseleri ve aldıkları eğitimle övünürler ama kendilerini hiç kimsenin üstünde görmezler. Galatasaray’ın üzerinde yükseldiği ‘eşitlik ve kardeşlik’ ilkelerinin, Galatasaray’ın temelinde yer alan Cumhuriyetçiliğin Galatasaraylılara yüklediği en önemli sorumluluk bu anlayıştır.

Bu lisenin öğrencileri tarafından kurulup bugün bütün ülkeye mal olmuş olan spor kulübüne gelince, doğal olarak her Galatasaray Liseli kulübüyle iftihar eder.

Şartlar imkân vermişse yönetiminde yer almayı arzu eder.

Diğer taraftan unutulmaması gereken bir başka hakikat ise kulüp yönetimleri, demokratik bir şekilde, üye dağılımının liseli ve lisesiz oranının 50-50 olduğu bir hazirun tarafından seçilir.

Bu bağlamda yazınızda adını kullandığınız Abdürrahim Albayrak’ın vermiş olduğu hizmetlerin değeri herkes tarafından bilinmektedir.

Defalarca seçilerek görev aldığı GSK yönetimine girmek için Türkçe telaffuz farklarının bir katkısı yoktur.

Bu çatı altında her kim Galatasaray’a hizmet eder, katkıda bulunursa, ona teşekkür edilir.

Bizlerin okulumuzdan aldığımız en önemli terbiyelerden biri ise, Galatasaray’da başkanlara duyulan saygıdır.

Gerektiğinde eleştirilerimizi en yalın şekilde yapar ama belden aşağı vurmayız. Sizin de yazınızda bu özeni göstermenizi tercih ederdim.

Yazınızda maalesef, hiç gereği olmadan kullanılmış ama ciddi maddi hatalar içeren tespitler bulunmakta.

Galatasaray Başkanları için çoğu devletten maaşlıdır diyerek hangi Galatasaray başkanlarını kastettiğinizi anlamak mümkün değil. Reji idaresi memuru olan Ali Sami Yen’i kastediyorsanız, bilin ki, kurucumuz başkan olduğunda lise talebesiydi.

“Galatarasay Lisesi’nin uzağından bile geçmeyen Fenerbahçe başkanları aristokrat değil, cumhuriyetçidir” diyerek yine maddi bir hata yapmışsınız.

Fenerbahçe başkanları dediğiniz kişiler, yani 1907′den beri Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı seçilmiş otuza yakın kişinin sekizi Galatasaray Lisesi’ndendir.

Cumhuriyetçi olmayı takım taraftarlığı ile açıklamak son derece haksız ve yanlış davranış olur.

Eğitim ve öğrenimimiz sayesinde Galatasaray milyonlarla kucaklaşabilen kurumlar oluşturabilmiş, bu anlayışla Türkiye’nin dünyada en tanınan markalarından biri olmuştur.

Bizler bu başarı ile hep gurur duyacağız.

Bu başarının bizlere ailelerimizden miras değil öncelikle eğitimimizin bir ödülü olduğunu bilerek her zaman Galatasaray’ın eğitimde öncü bir kurum olması için çalışmaya devam edeceğiz.

Samimi ve yerinde eleştirileri ciddiye alarak dili, dini, etnik kökeni, sosyal durumu, sınıfı ne olursa olsun daha nice memleket evladının iyi eğitim alarak toplum içinde yükselmeleri ve içinde bulundukları toplumu yükseltmeleri için ocağımıza her geçen gün daha da artan bir şevkle sahip çıkacağız.

Türkiye’nin Galatasaray Lisesi gibi kurumları yaralamaya değil aynı görevi görecek benzer kurumlar yaratmak için çalışmaya ihtiyacı olduğuna inanıyorum.