İskender Baydar
24 Kasım 2014

ALMAN TÜRK FARKI

Statlar dolmuyor…

 “Galatasaray taraftarı takımının oyunundan memnun değil, maça gitmiyor” diyerek işin içinden çıkmak mümkün değil…

Oynadığı oyunla taraftarını heyecanlandıran Beşiktaş’ın da tribünleri dolmuyor.

Tek başına Passolig antipatisiyle açıklanamayacak bir durum söz konusu.

Gelin bunun nedenlerini Almanya-Türkiye mukayesesiyle ele alalım…

Mesela bir Alman, bir haftalık kazancıyla eşini dostunu maça götürmeye kalksa, tamı tamına 27,3 adet Bundesliga bileti alabiliyor…

Bir Türk’ün ise bir haftalık geliriyle alabileceği Süper Lig bileti sayısı sadece 14,7…

Alman taraftarın evinden çıkıp biraz lüks geniş aile otomobilinin direksiyonuna oturabilmek için ödemesi gereken para 52 bin lira…

Aynı aracın Türkiye’deki satış fiyatı net 92 bin lira…

İş otomobile kurulmakla da bitmiyor, meret benzinle çalışıyor. Benzin de Almanya’da 1,8 dolar; Türkiye’de 2,1 dolar.

Stada vardın, otopark buradaki gibi sadece VIP koltuk ve loca sahiplerine değil herkese açık… Yer bol, fiyat fiks: 4 Euro…

Özel aracın yoksa da metro, tramvay, tren, otobüs ne ararsan var seni kapıya kadar götürecek.

Özetle otoban kenarlarında, karanlık yollarda, çamura bata çıka yürümek zorunda değilsin stada ulaşmak için.

Yine Dortmund örneğinden, yani Signal Iduna Park’tan ilerleyecek olursak, stada girdiğinde de ortam hayli renkli…

Mesela her yerde langırt masaları var taraftarın maça ısınmasını sağlamak için.

Oynarken fazla ısındıysan Cola Turka içmeye mahkûm değilsin hararetini bastırmak için… Gerçi cola da içsen, bira da içsen fiyat aynı zaten: 3,5 Euro…

Bize göre “Alkol bütün kötülüklerin anası”, o yüzden statlarda alkol satışı yok. Ama statlarında içki satılmayan Türkiye ile statlarında içki satılan Almanya arasında, yaşanan futbol terörü vakaları açısından çok ciddi fark var.

Kimin açık ara önde olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

İçmeyen biz, ortalığı dağıtan yine biz…

Sanırım sorunun kaynağı içki değil, adam gibi içmesini bilmemek…

Ve nihayet stattayız…

Maç başlamak üzere…

Bir Alman’dan çok daha ağır bedeller ödeyerek, zor şartlarda ulaştığın statta izlediğin futbolun kalitesiyle, Alman taraftarın izlediği arasında, alınan haz ve seyir zevki açısından çok ciddi fark var.

Futbol dışı bir benzetmeyle durumu anlatmam gerekirse, elin Alman’ı Heidi Klum’la sevişiyor, senin bahtına düşen şişme kadın bile değil…

Bu şartlar altında kim, niye gitsin stada?!

Ya sıcacık evinde, kurulup koltuğuna alır çayını eline adam…

Ya da meyhanede dostlarıyla buluşup vurur hem rakının hem muhabbetin dibine…

Unutmadan:

Söyleyin de yılda 3 milyon Euro’yu alabiliyorlarsa Hans’tan alsınlar bundan sonra bizim futbolcular… Bizim bu futbola tek kuruş verecek tahammülümüz kalmadı artık…

***

İşte Dortmund’un yuvası Signal Iduna Park, işte resim altı bilgilerle kıskandıran ortam hakkında her şey…