İskender Baydar
7 Eylül 2019

ASLOLAN GALATASARAY

Galatasaray…

Osmanlı döneminde kurulup Cumhuriyet’e ışık olan köklü bir gelenek…

Ülkenin ilk eğitimli neslinin yuvası…

Öyle olduğu için de yazılı ve görsel hafızası en güçlü spor kulübü…

Kurucusunu bilen, bölünmeler yaşayıp yeniden dirilen, iki direk arasından gelip memleketin en bilinen markası haline gelen büyük bir değer…

Birey olarak bu camianın parçası olduğum için çok mutluyum.

Henüz 11 yaşında, sırf Galatasaraylı olduğum için ilk sıraya yazmıştım Galatasaray Lisesini…

Kazandım…

Ardından teyzemin oğlu kazandı.

Ardından büyük teyzemin torunu kazandı.

Ardından kızım kazandı.

Ailece gururumuz katlandı.

2015-2017 yılları arasında Galatasaray için çalışmak da nasip oldu.

Zor bir dönemdi.

Sportif başarıdan uzak kaldığımız yıllardı.

Ama Onedio internet sitesinin “Galatasaraylı olmak için 10 neden” listesinin 8’ine imza attık o dönemde.

Sosyal medyada takipçi sayımızı katlarken işçi yeleğine Sneijder yazanı bulup maça getirmekten, Adana’da kir pas içindeki Galatasaray formasıyla çalışan Suriyeli çırağı başkanın huzuruna çıkarmaya kadar pek çok işe imza attık.

Ağabeyi şehit düşen bir kardeşimizin ricasıyla Hakkari sınır karakolumuza tüm takımın imzaladığı formamızı yolladık.

Ömer Halisdemir’in Galatasaraylı evlatlarına, doğum günlerinde, silah arkadaşlarının ricası üzerine formamızı gönderdik.

İzmir’deki adliye baskınına canı pahasına direnen trafik polisi Fethi Sekin’in ailesine ev bağışladık…

Rahmetli Fethi Sekin’in eşini ve çocuklarını maçta ağırlayıp çocuklarının eğitim masraflarını üstlenmeyi önerdik.

Şahsen tüm bunların kişisel çabalar olarak kalmaması gerektiğini düşünüyorum.

Kulüpten ayrılalı iki yıl oldu.

Geçen sezonun iç sahamızdaki son maçında Fethi Sekin’in kendisi gibi polis olan kardeşi arayıp bilet bulabilir miyiz diye sordu.

Bulamadık.

Bulamamız da normaldi aslında.

Ben bile kombinem olduğu halde gidemeyip kıramayacağım bir iş ortağıma devretmiştim yerimi.

50 binlik stada 150 bin talep olunca bunlar normal.

Bunu aşmanın, Galatasaray’ın marka değeri ile yarınlarına yatırım yapmanın tek yolu, tıpkı Barcelona gibi Galatasaray Spor Kulübü Vakfını kurmaktan geçiyor.

Çünkü yukarıda saydığım her şeyin bedelini ya şahsen üstlenerek ya da yöneticilerimizin desteğiyle yaptık.

Forma mı lazım?

Çalışan da olsan, yönetici de olsan parasını ödeyerek alıyorsun.

Uçak bileti mi gerekiyor?

Kulüpte böyle bir bütçe olmadığı için aynı durum geçerli.

Oysa tüm bunlar kurumsal olmalı; tüm bunlar kulüpte görev yapanların hassasiyetinden bağımsız bir alışkanlık olmalı.

Tam da bu nedenle, tıpkı Barcelona’nın yaptığı gibi Galatasaray Spor Kulübü Vakfı kurulmalı.

Galatasaray çok büyük bir camia…

Kitabı olmayan köye de yetişir, o köydeki Galatasaray sevdalısı çocuğu da Arena’ya getirir.

Ülke sınırlarıyla sınırlı kalmayıp dünyaya yayılan Galatasaray sevgisini daha da büyütebilir.

Vakıflara yapılan bağışlar hibe vergisinden ve kurumlar vergisinden muaf olduğu için bunu kolaylıkla yapabilir.

En büyük hayalimdi, olamadı.

Kaçmaktan kovalayamadık açıkçası.

İyi niyetli bir Galatasaraylının, en kısa zamanda yapması ve hepimizin en büyük desteği vermesi dileğiyle…

Yaşasın Galatasaray.