İskender Baydar
8 Nisan 2018

AVEIRO, COSTA NOVA VE LİZBON GEZİ NOTLARI…

Benim için tatil demek deplase olmak, boş alanlara kaçmak demektir. Dolayısıyla Porto diye çıktığımız yolda doğal olarak Porto ile sınırlı kalmadık. Havanın yağmurlu olduğu bir günde tren istasyonuna gidip güneşin peşine düştük ve sadece bir saatlik yolculuğun ardından Aveiro’ya vardık.

Porto yazısına bu linkten ulaşabilirsiniz: http://www.iskenderbaydar.com/porto-gezi-notlari/

Aveiro dediğin ilk bakışta bir sahil kasabası ama aslında bundan çok daha fazlası. Portekiz’in Venedik’i burası…

Venedik kadar ihtişamlı olmasa da kanallar üzerinde kurulmuş bir yer Aveiro… Rengârenk gondolları ile kanallarında dolaşabileceğiniz bir kent… Mimarisi de kanalları kadar ilgi çekici… Cafeleri, tasarım butikleri ve yaz aylarında tepesi şemsiyelerle kaplı dar sokakları ile tam bir sayfiye yeri.

Aveiro meydanında yer alan ve mutlaka öğleden önce görülmesi gereken modern balık pazarı, çevresine serpilmiş restoranları davetkâr. Bizim gittiğimiz dönemde iki klasik bir modern restoran açıktı, biz tercihimizi sonuncusundan yana kullandık. Porta 35 adlı mekân küçük, samimi, lezzetli ve Avrupa normlarında son derece hesaplı. Garsonların nezaketi de cabası…

Dedik ya tatilde deplase olmak gibi bir huyumuz var; gelmişken Aveiro’nun okyanusa açılan yüzü Costa Nova’yı da görelim dedik. Yaklaşık 25 dakika süren bir yolculuğun ardından da amacımıza ulaştık.

Gel gör ki Porto’daki olumsuz hava koşulları bizi burada yakaladı…

Hava sert, rüzgâr insafsız, yağmur ara ara atıştırıyor ve Costa Nova sahilleri kiteboard yapan birkaç çılgın dışında bomboş.

Varsın olsun.

Costa Nova’nın bir yüzü Atlas Okyanusu’na açılıyor, diğer yüzü iç denizi andıran geniş kanallara bakıyor.

Biz rotamızı okyanusa çevirdik. Karşımızdan esen sert rüzgâra aldırmaksızın çalılıkları ve kum tepelerini aşıp, sahile ulaştık.

Karşılaştığımız manzarayı anlatmak hiç de kolay değil. Azgın rüzgârlarla kabarmış bir okyanus, uçsuz bucaksız bir kumsal, kumsala paralel seyreden ve sonu görülmeyen ahşap bir yürüyüş yolu.

Böylesine uçsuz bucaksız bir manzaranın içine girip öylece durmak, dalgaların delirmişçesine karaya vuran sesini dinlemek bile insanın başını döndürmek için yeterli…

Bu benim okyanusla ilk karşılaşmam değil doğrusu; defalarca kıyısında oturmuşluğum, keyifle yüzmüşlüğüm de var ama Mart ayında Portekiz’de karşıma çıkan, her damlasıyla ayaklanmış, adeta şaha kalkmış okyanusun bana hissettirdiklerini anlatmam çok da kolay değil.

Her neyse…

Costa Nova’yı cazip kılan beni benden alan okyanus değil aslında, sahilde yer alan ve enine rengârenk boyanmış evleri… Toplasan 20 ev var ama instagram çağında algısı dünya çapında etki yaratıyor.

İnanmıyorsanız Google amcaya “Costa Nova” yazın da görün, karşınıza çıkan ve “Ne muhteşem bir yer” dedirtecek manzara Costa Nova’nın yüzde 1’i bile değil.

Yine de görülmeye değer ve bu algıyı yaratabilmek de önemli…

Aveiro ve Costa Nova seferi sonuç olarak bizim açımızdan tatminkârdı. Tatildeki evimize, Porto’ya doğru yola çıktığımızda bir sonraki günü planlamaya soyunduk.

Porto yine yağmurluydu. Ülkede güneşin yüzünü gösterdiği tek yer ise başkent Lizbon’du…

Trenden iner inmez gişeye yöneldik ve Lizbon bileti almaya talip olduk. Ama pek de kolay olmadı.

Gişedeki görevli “Yarın grev var, seferler aksayabilir” dedi.

“Ne kadar aksayabilir” dediğimizde yapılması kesin saatleri söyledi. İlk aklımıza gelen “Yapılmazsa paramızı geri alabilir miyiz” sorumuza olumlu yanıt aldıktan sonra bize de iki yetişkin bir çocuk için 125 Euro ödeyerek gidiş-dönüş bileti almak düştü.

Pahalı mı evet; değdi mi ona da evet…

Porto-Lizbon tren yolculuğu trenin tipine göre 2 saat 40 dakika ile 3 saat 30 dakika arasında sürüyor.

İstanbul ile kıyaslayacak olursan Porto ve Lizbon arasındaki farkı şöyle tanımlayabilirim: Biri Balat, diğeri Nişantaşı…

Allahtan bünyem her ikisine de yatkın da ikisinden de ayrı ayrı keyif almayı başardım.

Lizbon’u çok uzun uzun anlatmayacağım, anlatırsam, Porto yazımda da hatırlattığım Woody Allen’ın “Hızlı okuma kursuna gittim. Suç ve Ceza’yı 20 dakikada okudum. Olay Rusya’da geçiyor” sözlerinde kast ettiği duruma düşerim.

Lizbon’un en meşhur şeyi 28 numaralı sarı tramvayı… Meşhur da bin binebilirsen… Her durakta ayrı bir kuyruk… İte kaka ve bir Rus aileyi saf dışı bırakarak binmeyi başardık ama gün boyu inip binme hakkıyla adam başı 12 Euro ödedik.

Değer mi değmez… Çünkü sokaklar dar, tramvayın görüş açısı yetersiz, tek çözümü bolca vakit ve sokak sokak yürümek ki o da bizde yok maalesef.

Nostaljik tramvayla eski kent merkezinde yaptığımız ve hiçbir şeye vakıf olamadığımız turun ardından, modern bir tramvayla rotamızı Belem sahiline çevirdik.

İyi ki de çevirmişiz…

Vasco Da Gama Köprüsü, Kaşifler Meydanı, Belem Kulesi ve Porto yazısında da bahsettiğim Pastais de Belem lezzeti ile harika bir nefes oldu bize… Belem ayrıca, vakti bol olanlar için Çağdaş Sanat Müzesi, mimarisiyle adından söz ettiren Sanat, Mimari ve Teknoloji Müzesi, Jeronimos Manastırı ile de cazibe merkezi…

Benim Lizbon mesaime bu kadarı sığdı maalesef. Oysa daha muhteşem şatoları ve insan eliyle inşa edilmiş parkları ile ünlü Sintra’ya gitmek, Avrupa’nın en batı ucu Cabo da Roca’yı görmek isterdim. Portekiz’in güneyinde yer alan ve dünyanın en iyi plajlarına sahip Faro’yu bu listeye dâhil etmiyorum bile. Ki orayı not ettim, gideceğim bir gün…

Özetleyecek olursam Portekiz görülmeyi hak eden bir ülke…

Tarihi ve doğal zenginlik açışından asla bir Türkiye değil ama pazarlama ve var olanı koruma konusunda bizim çok önümüzde…

Bizde ne mi eksik?

Bunun ilk cevabı eğitim, ikinci cevabı eğitimsizlikten kaynaklanan bağnazlık, üçüncü cevabı da yine eğitimsizlikten kaynaklanan ‘altın yumurtlayan tavuğu kesme’ aç gözlülüğü…

Konuyu dağıttık toplayalım.

Şayet Portekiz’e gidecekseniz ve vaktiniz müsait ise uçak biletinizi gidiş Porto, dönüş Lizbon ya da tam tersi olarak alın. 5 saat uçmuşken mutlaka iki kenti birlikte görün ve her iki kente de hak ettikleri kadar zaman ayırın.

Kazanmak için çalışın, yaşamak için kazanın ve bol bol gezin çünkü onca itiş kakış arasında sadece gezdikleriniz kalacak aklınızda.. Aveiro, Costa Nova ve Lizbon’a dair fotoğraflar hemen altta; Porto yazısı ise bu linke: http://www.iskenderbaydar.com/porto-gezi-notlari/