İskender Baydar
12 Mayıs 2015

BAŞBAKAN MUSLERA

Cuma günkü Torku Konya maçının ardından, Arena’da, hem çok iyi bir Galatasaraylı hem de çok iyi bir gazeteci olan Ruşen Çakır ağabeyimizin Periscope yayınına konuk olup “Galatasaray’ın 1-0 kazanması gereken sadece 4 maç kaldı şampiyon olması için” demiştim.

Demez olaydım.

Gaziantep ve Konya maçlarının ardından Mersin İdman Yurdu deplasmanı da 1-0’lık skorla geçildi.

Daha doğru bir anlatımla Türkiye’ye geldiği ilk günlerde müthiş futbol otoritelerimizce “Elleri küçük” diye eleştirilen Fernando Muslera geçilmedi…

Galatasaray taraftarı Antep ve Konya karşısında gol için ölüp ölüp dirilmişti, bu kez 16’ncı dakikada Yasin Öztekin’in ayağından gelen harika golün ardından 1-0’lık skoru korumak için öldü öldü dirildi.

Prejuce Nakoulma Sabri Sarıoğlu’nu, Ricardo Pedriel ise defansın genelini çok fena hırpaladı…

Sabri ve Alex Telles o kadar kötüydü ki, Semih Kaya ve Hakan Balta hakkında kötü bir kelime söylesek haksızlık olur.

15’te Wesley Sneijder’ın şutunu, 16’da Yasin’in golünü, 21’de Burak Yılmaz’ın kaleci Muharrem Zülfikar Yıldırım tarafından uzaklaştırılan vuruşunu saymazsak oyunun hâkimi Mersin’di…

İkinci yarıda da Burak’ın yararlanamadığı iki pozisyon dışında, oyunu sürükleyen yine Mersin’di…

Hakem biraz sertliğe göz yumsa da bence vasatın üzerindeydi.

Uzatmaların son dakikasında Muslera’ya gösterdiği ve Galatasaray’ın başarılı kalecisini bu zor yarışta cezalı duruma düşüren sarı kartı ise tam bir saçmalıktı.

Hatırlayın; sadece 4 gece önce maçın ilk dakikasından son dakikasını kadar zaman geçiren bir Konya kalecisi vardı ve o kaleci o maçı kartsız tamamladı…

Mersin maçında ise, maçın 80’li dakikaları oynanırken ve Galatasaray 1-0 öndeyken, tuttuğu bir topu anında oyuna sokan Muslera, uzatmaların son saniyesinde top toplayıcı çocuklardan gelen topu korner kullanmaya hazırlanan Mersinli futbolcuya biraz yavaş attığı için sarı kart gördü.

Maça dair diğer satır başlarına gelecek olursak:

Selçuk İnan çok fazla defansa gömüldü.

Yasin ve Emre Çolak, gol öncesi paslaşma dışında hiç etkin değildi.

Emre Çolak’ın birkaç hafta birazcık iyi oynadı diye oyundan çıkartılırken hocasına elini uzatmaması tam bir terbiyesizlikti.

Hamza Hoca’nın oyuna müdahaleleri ise yine etkisizdi…

Mersin’e giderken takım otobüsünde kimsenin ağzını bıçak açmadığını öğrendim.

Şu anda takımın en büyük problemi de gerginlik ve aşırı stres bence…

Hamza Hoca’nın ve futbolu yönetenlerin aşması gereken temel sorun bu…

Çünkü bu sorun aşılamadığı için, Galatasaray Galatasaray gibi oynayamıyor sahada.

Tabii ki Muslera dışında…

Öyle bir mertebeye erişti ki Uruguaylı file bekçisi, parti kursa yüzde 10 barajını aşar seçimlerde…

Gelelim sadede…

Galatasaray’ın aşırı stres sorunu nasıl çözülür bilemem!

Ata Demirer’in “Niyazi Gül Dörtnala” filmine de götürebilirsiniz takımı, adalete fener yakan Cem Yılmaz’ın gösterisine de…

Ya da sadece milyonlarca yüreğin nasıl karşılıksız bir aşkla çarptığını anlatırsınız kendilerine…