İskender Baydar
4 Ocak 2015

BİLEĞİNİN HAKKIYLA

Bir camia düşünün ki, son 14-15 ayda tam 4 farklı hoca görmüş…

Bir camia düşünün ki, yönetim olağanüstü seçimle, hem de hiç planda yokken değişmiş…

Bir camia düşünün ki, gönül verdiği futbol takımı, bir takım olmaktan çıkmış, oluşan gruplaşmalar nedeniyle adeta 5 partili bir koalisyon hükümetine dönüşmüş…

Taraftar futbolcusuna küsmüş…

Futbolcular hayata küsmüş…

Üstelik o camia mali açıdan da çökme noktasına gelmiş…

Hangi gazeteyi, hangi, TV kanalını açsanız ortalık “Kriz” haberlerinden geçilmiyor.

Bir de tüm bunların üstüne ligde ve Avrupa’da alınmış 4 gollü mağlubiyetleri ekleyin…

Saray ziyareti nedeniyle yönetim içinde yaşanan sıkıntıları, taraftar tepkisini de bu hesabın üstüne koyun…

Bu durumdaki camianın adı Galatasaray olmasa bugün taş üstünde taş kalmazdı doğrusu…

Ama Galatasaray, 500 küsur yıllık bir birikimden süzülerek gelen dayanışma ruhuyla, küllerinden doğabilme gücüyle bir kez daha zoru başardı.

Oysa Beşiktaş maçına çıkarken psikolojik olarak dezavantajlı taraf Galatasaray’dı…

Kaybetmesi halinde Bir rakibinden 6, diğerinden 4 puan geride girecekti devre arası tatiline…

Maça sanal bir baskıyla başladı Beşiktaş… Siyah Beyazlı oyuncuların, Galatasaray stoperleri ile paslaşması şeklinde özetleyebiliriz bu başlangıcı.

Sonra Galatasaray oyunu dengeledi. Pozisyon üretemese de tecrübesiyle oyunu domine etmeyi başardı…

İkinci yarının başlamasıyla birlikte de, sezonun ilk yarısının en çok övgüye mazhar olan takımı Beşiktaş’ı ablukaya aldı…

İlk yarının en çok pas hatası yapan isimlerinden Sabri Sarıoğlu’nun ortası, Felipe Melo’nun vuruşu ile de arzuladığı gole ulaştı: 0-1..

Gol ortasında topa hamle yapmayı denemek yerine kendini yere atmayı tercih eden Veli Kavlak, ilk yarıda yaptığı faullerde görmediği kartı, parmağını Wesley Sneijder’ın gözüne sokarak görmeyi başardı…

Bu dakikadan sonra futbol adına iki güzel pozisyon izledik. Selçuk İnan’ın akıl dolu vuruşunu önce Tolga Zengin, sora direk önledi.

Bu pozisyondan 4 dakika sonra, Gökhan Töre’nin Semih Kaya’dan da seken şutu direkte patladı.

Kalan dakikalarda 10 kişiyle pozisyon bulmaya çalışan bir Beşiktaş, ele geçirdiği 3’e 3,4’e 4 atakları harcayan bir Galatasaray vardı.

Son sözü, Beşiktaş taraftarının Melo ile birlikte en çok hatırını sorduğu Sarı Kırmızılı futbolcu olan Burak Yılmaz söyledi: 0-2…

Yazıyı bitirirken Hamza Hamzaoğlu’nun hakkını vermemiz lazım…

Galatasaray’ı deplasmana kazanmaya götürdü Hamza Hoca ve bileğinin hakkıyla kazanıp döndü..

Bu galibiyeti getiren en önemli faktör, Cesare Prandelli döneminde 105 kilometre civarında koşan takımın, 114 kilometre sınırına dayanmasıydı…

Beşiktaşlı dostlarımıza da bir mesajım var açıkçası… Bildim bileli o kadar çok detaya, bir pozisyona ya da bir söze o kadar çok takılıyorlar ki, bütünü göremiyorlar…

Slaven Bilic ile umut verici bir yol izliyor takım ama tecrübe olarak çok yetersizler… Bu durum derbilerde kendini daha açık belli ediyor.

Daha da uzatmayalım…

Cumartesi günü Anıtkabir’e çıkan Galatasaray taraftarının söylemek istedikleri, devre arasında yaşanması muhtemel senaryolar, ilk yarı değerlendirmesi ve ikinci yarıya dair hedefleri yazmayı sonraki günlere bırakalım…

Derbinin fotoğrafları hemen altta; kalın sağlıcakla…