İskender Baydar
4 Şubat 2014

Bir AHMET ÇAKAR analizi

Ahmet Çakar’ı tanırım… Geçmişte bir dönem aynı çatı altında, hatta aynı serviste çalışmışlığımız vardır.

Zehir gibi bir zekaya sahiptir. Gerçeklerle yetinmez zaman zaman senaryolar üretir o müthiş zekası…

O kadar zekidir ki, sorun yaratacak ifadelere köşe yazılarında pek yer vermez.

Örnek mi?

Galatasaray-Bursaspor maçından sonra ekranda söyledikleriyle, ertesi gün gazetede çıkan yazısındaki kelime tercihlerine bakmak yeterli bunu görebilmek için…

Ama o yüksek IQ’sundan çok daha keskin bir dili vardır…

Ekrana çıktığında sözlerin cazibesine, kurduğu cümlelerin toplumda yarattığı tepkinin şehvetine yenik düşer.

Biraz da yenik düşmek ister aslında.

Çünkü şöhretin büyüsüne bağımlıdır Ahmet Hoca…

Yayın saati yaklaştıkça tansiyonu yükselir, adrenalini artar, avuçlarının içi terler.

O konuşuyorsa kendinden konuşturmak için konuşuyordur.

“Bu gece ne konuşsam da tüm Türkiye beni konuşsa” dediği ayniyle vakidir Star’da çalıştığı günlerde.

Sırf daha çok konuşulmak için Erman Toroğlu’nun Lig TV’de ne söylediğini takip ettirip tam tersini söylemiştir yıllarca.

Erman Hoca’nın “Penaltı” dediği pozisyon, Ahmet Hoca için “Bunun neresi penaltı”dır.

Bir tarafta ‘ofsayt’ olan gol, diğer tarafta ‘ofsayt yok’ olur.

Zaten program öncesi senaryoyu yazar kafasında Ahmet Hoca.

Ekiple taktiği konuşur… Ve “Ya Allah” diyerek çıkar ekrana…

Eskisi gibi çok izlenen kanallarda yayınlansa programı daha dengeli ilerler. Ama reyting listelerinde pek de parlak olmayan bir yerde yayına çıkıyorsa basar gaza.

Dipten gelip gündemi belirlemesi için daha sert, daha kışkırtıcı olması gerekir.

O da hiç tereddüt etmeden olur…

Şahsına münhasır bir dil de geliştirmiştir mesela…

Söylemeyip söyler…

“Şerefsizsiniz” demiyorum.

“Şike var diyemem ama içime de bir kurt düştü…”

“Dolandırdıklarını söylemem ama böyle bir ihtimal var…”

“Penaltı olsa o futbolcu öyle düşmez bu biiiirrrr… Canı yansa kafasını sol yana yatırmaz bu ikiiiii… Ayağı kırılan futbolcunun gözü böyle bakmaz bu üüüççç…”

Tüm bunlar tipik Ahmet Çakar cümleleridir.

Aslında içinde yer aldığı bir spor programı değil de, bir zamanlar ekranları kasıp kavuran Korcan Karar imzalı, tüm haberlerin abartılı bir senaryodan ve süslü yalanlardan ibaret olduğu “Şok” programı gibi bir şov olsa amenna.

Başında, “Bu programda izleyeceklerinizin gerçeklerle bir ilgisi yoktur. İsmi geçen tüm kişi ve kurumlar hayal ürünüdür” diye yazsa, yine tamam.

Ama yok.

Olmadığı gibi, geri adım da yok.

Bir gece çıkıp “Onu tanımasam, bunu tanımasam, Bursa’nın ne kadar şerefli bir camia olduğunu bilmesem bu maçta şike var diyeceğim” diyor Ahmet Hoca.

Maçın taraflarının dava açacağını açıklamalarından sonra da,  “Beni mahkemeye vermişler. Vermezlerse hatırım kalır… Ben hala dediğimin arkasındayım. Dün ne dediysem çok kibar davranmışım… Bana oteli anlatın. Siz anlatmazsanız ben anlatacağım… Türk sporunun son kalesi biziz. Bizi, yorumcu arkadaşlardan otel odalarında ricalarda bulunan yöneticiler yıkamaz” diyor Ahmet Çakar.

Bir şey söylemek gibi bir derdi, niyeti de yok aslında.

Sözün uçup yazının kaldığını çok iyi biliyor Ahmet Hoca.

Bunları yazmıyor, söylüyor.

Tıpkı daha önce “Bikini giyerim” deyip giymediği gibi.

“Unutulur” diyor.

“Bu da geçer” diyor.

Ama geçmiyor; her sözü zaten yerlerde olan futbol kültürümüzde daha derin yaralar açıyor.

Üstelik artık reyting de yapmıyor; yara kanadığıyla kalıyor be hocam.