İskender Baydar
16 Haziran 2015

BİR DAHA DÜŞÜN

Roma’ya davet edildiğim zaman düşündüm:

Ne görebilirdim ki daha önce görmediğim?

Bundan 6 yıl önce evlendiğim, her sokağında fotoğrafım olan bir kentte…

İn Corsa Caddesi’nden aşağı, üst tarafı İspanyol Merdivenleri, az ileride solda Trevi Çeşmesi ya da yaygın adıyla Aşk Çeşmesi…

Dön yüzünü o görkemli çeşmeye ve soldan devam et: Pantheon…

Onun arkası Navona Meydanı; biraz ötesi Çiçek Pazarı…

Son değerlendirmelerde “Dünyanın 7 Harikası”ndan biri olarak nitelendirilen Colosseum’dan söz etmiyorum bile…

Ya da şehri adeta kuşatan minimum 2 bin yıllık o görkemli mirastan…

“Her Yol Roma’ya Çıkar” denilebilecek kadar derin, “Yakarım, Roma’yı da Yakarım” diyerek pop şarkılarına malzeme olabilecek kadar yüzeysel bir adres günümüzde burası…

Sopaya tutunup havada duran Bangladeşlinin fotoğrafının, tüm tanrıların tapınağı olan Pantheon’un fotoğrafı kadar çok çekildiği bir Roma var günümüzde…

En çok satılan şey de selfie çubuğu…

Yıllardır direniyordum, sonunda ben de aldım bir tane…

Selfie çubuğu deyip geçme, altına tripod eklemişler…

Selfie çubuğu 10, tripod 15 Euro…

Pazarlıkla her ikisi maksimum 18 Euro…

Direnirsen 15’e her ikisi de senin…

Tabii satıcının kişisel dramına tanıklık etmen kaydıyla…

Ki çoğu TIR’larla, köhne teknelerle bizim topraklarımız üzerimizden ulaşmış buralara…

Bir de bluetooth kumanda var;  tripodlu selfie çubuğuna taktığın cep telefonunu uzaktan kumanda etmene imkân veren…

Başlangıç fiyatı 5 Euro…

Pazarlık gücüne göre nihai fiyatı 2 ya da 3 Euro…

Kan, gözyaşı, ihtiras, tutku, şehvet ve aşkla kurulan Roma’nın 21’inci Yüzyıl versiyonu bu…

Arabada 5, evde 15 durumu…

Ve tüm bu karmaşaya sadece 30 kilometre mesafede bir vaha var Roma kadar bilinmeyen…

Adı: Nemi…

Çilek ve çiçek kasabası…

Aslında orası da Roma’nın ihtişamından payını alanlardan…

Adı dâhilik ve delilik arasında anılan Roma İmparatoru Caligula, bu kasabanın baktığı sadece 1,67 kilometrekarelik gölde, çağın en büyük gemilerini inşa ettirmiş zamanında…

Denize açılmayan bir gölde inşa edilen gemiler dönemin Karadeniz fıkrası adeta…

Üstelik bunu yapan bir imparator…

Ve maalesef imparator olmak akıllı olmayı gerektirmiyor ne geçmişte, ne de günümüzde…

Caligula belki de bir nevi Nuh’un Tufanı’nı bekliyordu göğe yükselmek için…

Oysa sadece 4 yıl süren imparatorluğunun sonunda, en yakınları tarafından linç edilerek öldürüldü, kendini bilmeyen her fani gibi…

Ama Nemi durdu olduğu yerde…

Öyle imparatorlar, servetler, saraylar, şatafatlı hayatlar gibi bir beklentisi de yok üstelik…

Dünyanın en güzel hiçbir yere açılmayan sokaklarına sahip…

Bir ad vermek gerekirse illa “Mutluluk Çıkmazı” diyebiliriz bu sokaklara…

Hepi topu 2 bin nüfus, bizim Karadeniz Ereğli’de yok etmek için adeta seferber olduğumuz dağ çileği (Osmanlı çileği), böğürtlen, kırmızı böğürtlen ve bunlardan üretilmiş envai çeşit ürün…

Üstüne üstlük binlerce yıldır el değmemiş, yapılaşmayı reddetmiş eşsiz bir doğa…

Kentin ana caddesinin sonunda ulaşılan seyir terasından göl kenarına kadar inen, sadece bin bir bitkinin kokusunun eşlik ettiği bir yol.

Burası Nemi… Roma’ya sadece 30 kilometre mesafede bir cennet köşesi…

Sahi; İstanbul’a 30 kilometre mesafede neresi var binlerce yıldır aynı kalan…

Ya da Ankara’da, İzmir’de…

İtalya’nın Nemi Kasabası çileğine, böğürtlenine sahip çıkarken senin sahip çıktığın ne var bu dünyada…

Bir düşün;

Bence bir daha düşün…

Düşünürken hemen altta yer alan Nemi fotoğraflarına bakabilirsin eğer istersen…