İskender Baydar
18 Temmuz 2015

BU MU BAYRAM

Yemin ederim çok enteresan bir ülkeyiz… Koyun sürülerinin seyriyle bayram trafiğinin seyri belgesellere konu olacak paralellikler sergiliyor resmen…

Leylekler çok daha bilinçli onu peşinen söyleyeyim…

Google Map’e gideceği yeri yazıp “Haa; 580 kilometre, saatte 102 kilometre ortalamayla gidersem, şu kadar saatte varırım” diyen çift üniversite mezunu, çok bilinçli ama bir önceki bayramda yaşananları bile hatırlayamayacak kadar şuursuz dostlarım var benim… Feribot kuyruğunda 6 saat bekleyip “Nerede bu devlet” diye feryat ediyorlar sonra…

Biraz açalım…

Sivas’ın nüfusu 600 binlerdeyken, İstanbul’daki Sivaslı sayısı 800 bine dayanmışsa bayramda el öpmeye nereye gidilir?

Tabii ki büyüklerin terk etmediği Sivas’a…

Düşünün; Kastamonu nüfusu 400 binin altında, İstanbul’daki Kastamonulu sayısı 600 bin civarında… Dünyada bunun başka bir örneği yok.

Keza Ordulular… Göç rakamlarına bakınca küçük bir bölüğü kentte bırakıp kolorduyu İstanbul’a taşımışlar diyebiliriz rahatlıkla…

Nitekim 15 milyonluk İstanbul’daki İstanbul doğumlu olanların sayısı sadece 2 milyon 162 bin 588 kişi…

Bayram gelince ne oluyor; İstanbul’dan yurdun dört bir yanına göç başlıyor…

İnsanları doğduğu yerde doyuracak politikalar üretilmediğinden son 45 yılda nüfusu 2 milyondan 15 milyona yükselmiş İstanbul, köklerine firar ediyor adeta.

Kimi doğduğu topraklara dönüyor, kimi doyduğu topraklarda kazandıklarıyla yılda en fazla 15-20 gün gitmek adına telef ettiği koylardaki yazlıklarına koşuyor.

Kusura bakmayın da buna ne havalimanı dayanır, ne duble yol, ne otoyol…

Pek çok şeye muhalifimdir ama bunu çözmeye hiçbir iktidarın gücü yetmez.

Bunu çözebilecek tek şey akıl…

Nasıl mı?

5 saatlik yolu 15 saatte gideceğinizi bile bile yola çıkmayın…

Mavi yakalı ya da beyaz yakalıysanız kanunen yıllık izin hakkınız belli…

Deniz tatili, akraba ziyareti gibi ihtiyaçlarınızı bu tarihlere sığdırın…

Bayramda mümkün olduğunca olduğunuz yerde kalın…

Kentinizin tadını çıkartın…

Her neyse…

Benim sözüm İstanbullulara…

Ki çoğu denizi görmeden yaşıyor bu kentte…

Şöyle bir Beyoğlu’nda yürüyün fırsat varken, Karaköy’e inin, vapurla Kadıköy’e geçin, Moda’da dondurma yiyin, iskele iskele dolaşan çingene vapuruyla Boğaz seyahati yapın, Nişantaşı havası alın, Kuzguncuk’ta soluklanın…

Kimse yazmaz, kimse çizmez, pek kimse de bilmez medya mahallesinde…

Hani “Nasıl bu kadar oy alıyorlar” diyenler var ya, bayramdan bayrama evden çıkan insanları evlerinden çıkartıp dolaştırdıkları için alıyorlar…

Kimin ne kadar oy aldığı umurumda değil… Hangi partiden olduğu da fark etmez, insanları bayramda yaşadıkları yerde tutmak için alternatif etkinlikler planlasın belediyeler…

Bu kentte iki dergi, üç sponsor bir araya gelip shopping-fest düzenleyebiliyorsa, sizler de bayram-fest düzenleyin mesela.

Buna rağmen ben yola çıkıp işkence çekeceğim diyen varsa engel olmayın…

Ne de olsa seyahat özgürlüğü var ülkede, ne de olsa yollar yürümekle ya da sürünmekle aşınmaz bu memlekette…

“3 liralık hesaba 13 lira, 5 liralık otele 15 lira ödeyeyim, üstelik bayram seyran fark etmeden asgari ücretle çalıştırılan personelden hoşgörü bekleyeyim” diyen varsa onların da yolu açık olsun…

Gelelim sadede…

Bayramın ismi konusunda bile bölünen, bölünmesi için çaba sarf edilen, bundan siyasi medet umulan bir ülkeye asla bayram gelmez haberiniz olsun…

Siyasetten bağımsız, yüreğinde sadece insan sevgisi, memleket aşkı olan, çalmayan çalışan, çırpmayan çabalayan, teslim olmayan direnen herkesin bayramı kutlu olsun…

***

Son 50 yıla sığan değişimi aşağıda yer alan kareler fazla söze gerek bırakmayacak netlikte anlatıyor.. Göz atmanızı öneririm..