İskender Baydar
16 Aralık 2017

BU MU GALATASARAY

Galatasaray; sonsuz aşkımız, bitmeyen kavgamız.

Ne Galatasaraylı olmanın gururu yetiyor artık bizlere, ne de kazanılmış ve kazanılacak zaferler.

Akıl almaz bir didişmenin başaktörleriyiz hepimiz.

***

Rakiplerimize bakalım isterseniz…

Mesela Serdar Bilgili

Beşiktaş’ın 100. yıldaki şampiyonluğunun başkanıydı kendisi, Beşiktaş hakkında konuşurken gören var mı; yok.

Ya da tek oyla Fenerbahçe Başkanlığı’nı Aziz Yıldırım’a kaptıran Vefa Küçük’ün medyaya konuştuğunu duydunuz mu?

O da yok.

Ama bizde kimse susmuyor.

Sadece dün, eski başkanlarımızdan Faruk Süren, Adnan Polat ve her ne şekilde ortaya çıkmaya cesaret ettiyse eski yöneticilerimizden Ahmet Dedehayır konuştu medyaya…

Faruk Süren hepimiz için efsane ama son yıllarda Galatasaray’a Çinli fon getirmekten vazgeçmiyor bir türlü.

Dolayısıyla söylediği her şey baştan kabul edilemez benim açımdan.

Adnan Polat başka bir hikâye…

Yönetimlerde olduğunda başarılı; başkanlıkta, sportif anlamda ve camiayı kenetlemek anlamında son derece başarısız…

İbra edilmediği mali genel kurul öncesi ve sonrası körüklediği liseli-lisesiz ayrımı ile bence tarih önünde de suçlu ayrıca.

Ama bir iş adamı olarak rakamlar konusunda son derece haklı.

Geçmişin sıkıntılarını, rahmetli Özhan Canaydın’ın temellerini attığı stat sayesinde büyük ölçüde toparlayıp devretti kendinden sonrakilere…

***

Ya Ünal Aysal?

Hayranı çok, biliyorum…

Hatta “Liseliler gitsin Ünal Aysal gelsin” diyenler bile var.

Kaldı ki Aysal da liseli…

Kulübe en büyük nakit akışının yaşandığı dönemi yönetti Aysal…

Sonrasını da ben bizzat yaşadım.

Lisanslı saat üretenden peşin alınan 500 bin dolar ve yerine getirilmeyen taahhütler.

Ankara’da 5 GS Store bayiliği ve bir milyon dolar nakit karşılığında çağrı merkezi kurma imtiyazı verilen sahtekâr tüccar… Ki yıllardır üyeleri dolandırıp duruyor tespit edildikçe değiştirdiği çağrı merkezi numarasıyla.

Yine üç kuruşa bakılmadan maç günleri GS Store’un önüne GS Store TIR’ı çekme imtiyazı verilen başka bayi var bir de…

Her neyse…

Sıra Ahmet Dedehayır’a gelemedi bir türlü.

Soru bir: Bu yönetime girmek için defalarca aracı gönderdin mi Dedehayır?

Soru iki: Basketbolu yönetirken yaşananları, camiaya yaşattıklarını tasvip ediyor musun?

Başka sorum yok hâkim bey…

***

Bunlar geçmişin mevzuları, bir de yenileri var.

Mesela gömlek değiştirir gibi abi değiştirenler var.

Sosyal medyada fake hesap açıp yanaşacak başkan adayı arayanlar var.

Bu hesaplardan kulübü yönetenlere, çalışanlara utanmazca sallayanlar var.

İki yazı önce, potansiyel iki başkan adayına yönelik iki satır eleştiri yaptım.

Tek derdim “Çok iyi Galatasaraylıyım” diyen o sahtekârları görmekti.

O yazı benim açımdan bir turnusol kağıdıydı.

Yanılmadım.

Ahlâksızca eleştirenlerin en ufak eleştiriye bile tahammül edemediklerini görmemi sağladı.

Dünya durdukça karşılarındayım.

***

Son bir not:

Galatasaray çok kötü bir yere doğru gidiyor.

13 yıl kulüpte iş yapan liseli olmayan bir dostum bile, onu eleştirdiğimde “Cemiyetin köhne köşelerinde iş tutan sizler” diye bana cevap verebiliyor.

Pardon ama yemezler.

Cemiyete yılda bir kere gidenlerdenim ben.

Liseliyim ve bu benim hayattaki en büyük gururum.

Kızım da o lisede okuyor, bu da hayattaki en büyük mutluluğum.

Ama ben daha 10 yaşındayken, Galatasaraylı olduğum için ilk sıraya yazdım o liseyi.

Galatasaray’ı liseli-lisesiz diye ayıranların…

Gerisini siz tamamlayın.