İskender Baydar
15 Kasım 2014

‘D’ MİLLİ TAKIM

A Milli Takımımızın Brezilya karşısında aldığı 4-0’lık yenilgiden sonra çok şey yazılıp çizildi…

Bu işi yapan dostlarım kusura bakmasın ama hepsi de çok yüzeyseldi.

Sorun ne Fatih Terim’in aldığı paradır, ne Volkan’ın uçmaması, ne Semih’in kendi kalesine gol atması, ne de seyircinin rakip takımı alkışlaması…

Sorun maalesef çok daha derin ve çok daha çözümsüzdür.

Gelin büyük manzaraya bakalım…

Filmi çok geriye değil, şike süreci olarak adlandırılan 3 Temmuz 2011 öncesine saralım…

Süper Lig’in sponsoru Turkcell’di…

Yayın hakları özel bir şirketteydi…

Birinci Lig, Bank Asya’nın ismini taşıyordu.

Türkiye Kupası’nın sponsoru Fortis Bank’tı…

***

Sonrasında her şey allak bullak oldu.

Hâkim değilim, savcı değilim, avukat değilim…

Yargılama yapacak hiç değilim…

Ama şike sürecinde Türk futbolunun şakülü kaydı orası kesin…

Adalet kendi yolunda işlese;

“Fenerbahçe ve adı karışan diğer takımlar suçlu” denilip ceza kesilse, sorun bu kadar derinleşmezdi.

“Fenerbahçe ve adı karışan diğer takımlar masum” diye hüküm verilse, yine bu noktaya gelinmezdi.

Ne yapıldı?

Ara formüller arandı.

Adaletin gücü yerine güçlünün adaletine sığınıldı.

Belirsizlik ligin tansiyonunu düşürdü, taraftarın inancını kırdı ve erime başladı.

Yeryüzündeki en korkak şey paradır; ilk önce de o kaçtı futboldan.

Sponsorlar birer birer çekildi.

Boşluğu, şike süreciyle ortaya çıkan sorunun üstünü örterek çözmeyi tercih eden devlet doldurdu.

Futbolumuzun adı Spor Toto Süper Lig, PTT 1. Lig, Ziraat Türkiye Kupası oluverdi…

Bir de bu duruma uygun bir federasyon oluşturuldu.

Yayıncı kuruluşa devletin el koyması, özet görüntü haklarının sadece devlet kanalına ait olmasıyla da manzara tamamlandı…

Şu anda herkesin eli kolu bağlı…

Devlet neyi gösterirse onu izliyoruz; devlet neyin sesini açarsa ancak o kadarını duyuyoruz.

Bu duruma ne kulüp yöneticileri ses çıkartabilir, ne futbolcular, ne de yorumcular.

Devlet hem Süper Lig’in, hem 1. Lig’in yayın parasını ödüyor.

Devlet Türkiye Kupası’nda kazanılan her maçın parasını ödüyor.

Devlet Avrupa’da maç kaybeden takıma bile prim veriyor.

Ve devlet, Türk futbolunu dilediği gibi yönetmek istiyor.

Eee; “Parayı veren düdüğü çalar” diye bir atasözüne sahip ülkemizde bu çok da anormal bir durum değil…

Eğer sen haklıyken sesini çıkartmazsan;

Eğer sen stadını yapmak, tesisine yol getirmek, en kıymetli arsayı üç kuruşa kapatmak için devletten medet umarsan;

Her başın sıkıştığında devletin kapısını çalarsan;

“Adalet yerini bulsun” demek yerine, “Devlet ne derse o olur” kolaycılığına kaçarsan;

Sistemi sorgulamaktan korkup sisteme teslim olursan;

Devlet ne isterse o olur…

Sen de sesini çıkartamazsın.

Ve burada suçlu devlet olmaz sen olursun.

Tribündeki insanlar bunun farkında…

O yüzden Passolig’i protesto edip maça gitmiyor;

O yüzden yayıncı kuruluşun aboneliklerini iptal ediyor;

O yüzden sahada gezinen oyuncularını değil de rakibi alkışlıyor;

Çünkü onlar birey…

Her sabah ailemin geçimini nasıl sağlarım diye yataktan kalkıyorlar, her gün onlarca sıkıntıya katlanıyorlar, tıkır tıkır vergilerini ödüyorlar ve tek kuruş avanta yemiyorlar.

Aslında onlar gerçek bir demokraside devletin asıl sahibiler.

Sen bugün onlara sadece taraftar gözüyle baksan da, onlar senin milli takımının da sahibiler…

Ve sahaya çıkan takımı halkın Milli Takımı olarak değil de adeta Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın sahaya sürdüğü bir Milli Karma olarak görüyorlar.

Devletin Takımı olduğunu hissediyorlar.

Ve ‘A Milli Takım’ değil de ‘D Milli Takım’ muamelesi yapıyorlar.

O yüzden de canı gönülden desteklemiyorlar.

Kusura bakmayın da, yerden göğe kadar haklılar…