DORTMUND MUCİZESİ

VOLKAN YILMAZ YAZDI

28 Mayıs 1997… Yer Münih Olimpiyat Stadyumu… Şampiyonlar Ligi Final maçında Borussia Dortmund, Del Pierro, Vieri, Deschamps ve Zidanelı Juventus’a karşı…

Juventus’un maçı rahat kazanacağı düşünülüyor ancak Riedle (2) ve Ricken’in golleriyle Dortmund maçı 3-1 alıyor…

Çoğu kişi hayal meyal hatırlıyordur bu maçı… 1999’un o müthiş Manchester United-Bayern Münih veya 2005’in heyecan dolu İstanbul finali akıllara kazınırken bu maç pek hafızamızda yer almamış… Hatta birçoğumuzun aklına Borussia Dortmund’un o meşhur enine sarı-siyah çorapları takılmış sadece.

Kabul edelim… 2000’lerin sonuna kadar Borussia Dortmunda Avrupa’nın “büyük” takımlarından birisi olamadı hiç. Bundesliga’da da hep Bayern Münih’in gölgesinde kaldı.

Peki ne oldu da 2008’den beri futbol romantiklerinin favori takımı haline geldi Dortmund?

Sadece Klopp fetişizmi mi bu?

Belki de işin perde arkasında başka şeyler vardır…

Gelin, cevabı birlikte arayalım…

GALATASARAY’A BENZİYOR

Borussia Dortmund’un 1997 finalinden sonraki ilk Avrupa finali 17 yıl sonra gelebildi. Yerel ligde şampiyonluk mücadelesi ise ancak (2001’i saymazsak) 13 yıl sonra yapılabildi.

Elde edilen Avrupa başarısından sonra duraklama dönemine girmesi ve büyük ekonomik sıkıntılar yaşaması Borussia Dortmund ile Galatasaray’ın benzer bir kaderi paylaştığını gösteriyor ilginç bir şekilde.

Bu yazımızın ana fikrini de işte bu benzerlikten doğan ortak kader oluşturuyor.

2000’lerin başında küme düşme ve batma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Dortmund’un 2013 Mayıs’ında Şampiyonlar Ligi Finali’ne dek uzanan dönemine bakacağız. Bu yazı, aslında basit ve disiplinli olunduğunda futbolda neler yapılabileceğini göstermesi açısından ayrı bir öneme sahip…

Borussia Dortmund 1909 yılında kurulmuş. Tarihi neredeyse Galatasaray kadar köklü… Galatasaray’ın kurucusu Ali Sami Yen ve arkadaşları gibi bir grup genç kurmuş bu takımı da… Kuruluş kararını Dortmund’da yerel bir barda almışlar. Borussia ismi ise yerel bir bira markası olan ‘Borussia’dan geliyor.

1947-1963 yılları arasına sığan 8 Bundesliga ve Oberliga West şampiyonluğu; 5 ikincilik dışında (bu dönemin sonunda, 1966 yılında gelen Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğu’nu saymazsak) kulübün 1994-95 sezonuna dek kayda değer bir başarısı yok.

1997 yılının büyük başarısını yakalayan takımın temelleri 1990’ların ilk yarısında atılmaya başlanıyor. Karl Heinz Riedle, Stephane Chapuisat, Andreas Möller ve elbette Matthias Sammer bu kadronun öne çıkan oyuncularından. Mattias Sammer kulübün tarihinde önemli bir oyuncu olmakla kalmıyor; Teknik Direktör olarak da kulübün tarihinde yer alıyor.

Devam edelim…

28 Mayıs 1997’de kazanılan Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’ndan sonra Riedle Liverpool’a transfer oluyor; Sammer ve Chapuisatlı kadro iki yıl daha yola devam ediyor. 2000 yılına gelindiğinde ise o meşhur kadrodan çok az futbolcu kalıyor takımda…

3 Mart 2000 tarihinde Galatasaray ile UEFA Kupası Çeyrek Finali’nde karşılaştıklarında kendi evlerinde aldıkları 2-0’lık mağlubiyet ile eleniyorlar.

Futbolu Dortmund’da bırakan Matthias Sammer, 2001 sezonunda bu sefer teknik direktör olarak takımın başına geçiyor. İlk sezonun coşkusuyla kulüp şampiyonluğa da ulaşıyor. Hatta aynı sezon UEFA Kupası’nda finale kadar çıkıyor ancak finalde Feyonoord’a kaybediyor.

İFLASA GİDEN YOL

2001-2004 dönemi kulübün aslında borç sarmalına yakalandığı dönem. 1997 yılında gelen başarıyı tekrarlayabilmek adına yapılan plansız harcamalar ve dönemin flaş isimlerinden olan Amoroso gibi futbolculara ödenen yüklü bonservis bedelleri sonucunda kulüp artan borç yükünü artık karşılayamayacağını açıklıyor.

2004 yılında karşı karşıya kalınan 35 milyon Amerikan Doları tutarındaki zararın finansmanı için bu sefer yine hesapsız biçimde Frankfurt Borsası’na açılma kararı alınıyor. Ancak kaçınılmaz son geliyor ve 2005 yılında Kulüp Başkanı resmi açıklamayla “Dortmund’un hayati bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu; bu amaçla bu finansal darboğazı aşabilmek için kredi kuruluşlarıyla görüşmeye başlandığı* ilan ediliyor.

Bu noktada soluklanalım biraz…

Borussia Dortmund’un 2005 yılında karşılaştığı bu sorun size de tanıdık geldi mi?

2000 yılında alınan iki Avrupa Kupası’ndan sonra aynı başarıyı yakalama adına yapılan aşırı harcamalar; ödenen yüksek bedeller ve yıldız futbolcu transferleri… Hatta 2001 yılında plansız bir şekilde yapılan halka arz sonrasında başımıza daha büyük belalar ortaya çıkaran AIG ortaklığı…

Dortmund ile Galatasaray’ın kaderleri aynı değil mi?

Devam edelim…

Dortmund’un 2006 yılındaki borçlar toplamı 175 milyon dolara ulaştı. Ve borç sarmalını aşabilmek için iki aşamalı bir plan devreye sokuldu. İlk aşamada acil nakit rahatlığı sağlanabilecek tedbirler izlenerek futbolcu satışına ve mevcut sözleşmelerde tutar indirimine gidildi. Bu sebeple dönemin yıldız isimleri olan Odonkor Real Betis’e, Rosicky de Arsenal’e satıldı. Buradan gelen bedeller ile gecikmiş borçları kapatıldı. İkinci aşamada ise daha uzun vadede etki edecek tedbirler uygulamaya sokuldu.

BÜYÜK DÖNÜŞÜM

Öncelikle mevcut Başkan görevinden istifa etti ve yerine bugün halen Başkanlık görevini sürdüren Reinhard Rauball geldi. CEO’luk görevine ise Hans-Joachim Watzke getirildi.

Burada bir detay bilgi vermekte fayda var:

Dortmund ile Galatasaray’ın şirket-dernek yapılarında da önemli bir benzerlik bulunuyor. Bilindiği gibi borsada işlem gören Sportif AŞ aslında Galatasaray’ın futbol takımının da sahibi. UEFA ve TFF nezdinde lisansı olan şirket Sportif AŞ… Bu şirketinde çoğunluk ortağı Galatasaray Spor Kulübü Derneği.

Benzer şekilde de Borussia Dortmund kulüp olarak ayrı bir kurum; futbol takımının sahibi olan ve borsada işlem gören şirket ayrı bir kurum. Borussia Dortmund Kulübü Başkanı Rauball; Borussia Dortmund BV şirketinin CEO’su ise Watzke. Kulüp bu şirketin sadece yüzde 7’sine sahip. Geri kalan yüzde 93’lük pay halka açık. Aslında Borussia Dortmund tam anlamıyla bir halka açık şirket. Fiili olarak Watzke’nin daha etkili olduğu bile söylenebilir.

Kulübü 2006 yılında devralan perde arkasındaki bu iki adam beş aşamalı bir planı devreye soktular:

1. İflası Engelleme…

2. Yeniden Yapılanma…

3. Felsefe Değişikliği…

4. Uygulama…

5. Sürdürülebilirlik…

İflasın engellenmesi için futbolcu satışına başvuruldu ve mevcut sözleşmelerde yüzde 20 indirime gidildi. 2008 yılından itibaren ise ‘Yeniden Yapılanma’ süreci Jurgen Klopp’a devredildi.

VE KLOPP FAKTÖRÜ

Burada bir detay bilgi daha verelim: Klopp 2008 yılında Borussia Dortmund’un başına geçmeden önce Meinz’ın başındaydı ve Bundesliga İkinci Ligi’ndeydi. 2002-03 sezonunda Meinz’ı Bundesliga’ya yükseltse de oynattığı göze hoş gelen futbol dışında belirgin bir başarısı bulunmuyordu. Klopp ilk aşamada altyapıdan sekiz futbolcuyu A takıma aldı. Nuri Şahin ve Götze bu isimlerin ikisiydi. Meinz’dan öğrencisi Subotic ve Zidan’ı transfer ettirdi. Sonraki sene Hummels kadroya girdi. Ancak transfer edilen veya A takıma yükselen altyapı futbolcularından hiçbirisi yıldız adayı değildi. Başarılı bir futbol aklını ortaya koyduğu anda takım ile birlikte futbolcuların da yıldızı parladı. Sonuçta Lewandowski ve Götze takımdan ayrıldığında da Dortmund bunun eksikliğini hissetmeyecek duruma gelmeyi başardı.

Başarının tek sebebi yeniden yapılanma değil elbette. ‘Felsefe Değişikliği’ belki de işin asıl reçetesi. Yıldız futbolculara ödenen yüksek tutarlar yerine kendi kaynaklarına ve yıldız adaylarına yöneldiler… Kendi markasıyla özdeşleşecek yepyeni sponsorluklara imza attılar… Mevcut kredileri doğru yönetecek başarılı bir finans aklı ortaya koydular… Yepyeni futbol gelirleri yaratabilecek vizyoner bir ekip kurdular…

TARAFTAR VELİNİMETİ

Ne sadece Klopp, ne sadece Watzke, ne de sadece taraftar desteği…

Başarı ortak bir şekilde paylaşılan futbol aklı ve felsefesi ile yakalandı.

Taraftar demişken…

Dortmund bu konuda aslında bizim için bir öncü. Öncü olmasının sırrı ise Watzke’nin elindeki sihirli değnek değil. Çok basit bir ekonomik denklemi uyguluyorlar: Talep-Arz Dengesi…

Yıllardır pahalı maç biletlerinden şikayet ediyoruz. Yıllardır buna direnmeye çalışan taraftarın ise bir sabır noktası var. Passolig üzerine bir de ligde oynanan kötü futbola yüksek bedel ödemek istemeyen taraftarlar artık haklı bir isyanda. Stadlara gitmiyorlar. Haklı değiller mi?

Bugün ASY Spor Kompleksi TT Arena’nın standart kombine koltuk ücretine Dortmund’un stadında en iyi koltuklarda maç izleyebiliyorsunuz. Kulüp, futbolun taraftar ile bir anlam kazandığının farkında. Taraftarını kaybetmek istemiyor. Bu ilişkiye kısa vadeli yaklaşmıyor.

Borussia Dortmund bunu 2008 yılından beri yaptığı ve taraftarın taleplerini değerlendirdiği için her maçını 80 bin kişiye oynayabiliyor. Bunun için 2008’de 79 milyon Euro olan yıllık gelir bugün itibariyle 215 milyon Euro’ya ulaşmış durumda. Borçları ise sadece 27 milyon Euro.

Borussia Dortmund’un arkasında Bayern Münih gibi güçlü markalar bulunmuyor. Bayern Münih’in yüzde 10’luk hissesi Adidas’a, yüzde 10’luk hissesi ise Audi’ye ait. Dortmund 2008’den beri 12 milyar Euro’luk ciroya sahip kimyasal madde üreticisi Evonik ile kulübün stratejik işbirliğine devam ediyor.

Bayern Münih gibi büyük bir Beckenbauer-Rummenige lobisine de sahip değiller. Ama teknik direktörlerine yıllık 13 milyon Euro gibi astronomik bir bedel de ödemiyorlar. Ancak bir futbol aklı mevcut ve kulübü ayakta tutan asıl sihir de bu futbol aklı.

Kıssadan hisse…

Galatasaray ile Borussia Dortmund’un yaşadıkları sorunlar neredeyse aynı. Yakın yıllarda başlayan mali sorunlar ve aynı zamanlarda dibe vuruş. Dortmund’un 2008 sonrasında başladığı ‘Yeniden Yapılanma’ ise bizde hâlâ başlamamış durumda. Çok değerli olan zaman aleyhimize işlemeye devam ediyor.

25 Ekim’de seçim var. Mayıs 2015; olmadı Mayıs 2016’da bir seçim daha bizi bekliyor…

Oysa Watzke, Klopp, Rauball hâlâ iş başında.

Sonuç da çok net: 2006’daki 175 milyon Dolar borç 27 milyon Euro seviyesine inmiş durumda… Gelirler ise 2006’nın kat be kat üstünde…

Sarı Kırmızı Sevgiler…

***

Volkan Yılmaz’ı Twitter’da takip etmek için: https://twitter.com/Baltali_Ilah_05

* Futbolekonomi.com Makaleler – Tuğrul Akşar