DROGBA’SIZ SİSTEM

MELİH ŞABANOĞLU YAZDI

Didier Drogba 2000’li yılların ikinci yarısında dünyanın en komple hücum oyuncusuydu. Forvet hattının her yerinde oynardı. Her şeye sahipti; çalım, top sürme, şut, kafa topu, frikik, hız, atletizm, dayanıklılık. Acı bir kuvveti vardı. Yaptığı her harekette net biçimde görülürdü bu acı kuvvet.

Drogba jübilesini takımı Chelsea’ye Şampiyonlar Ligi Kupası’nı getirdiği 2011-2012 sezonu finalinde yaptı, Bayern München’e karşı. 2013 kışında ise yolu Çin üzerinden Galatasaray’la keşişti.

Gerçekte Türkiye’deki futbolun manasız sertliğinden (topa değil futbolcuya sertlik) dolayı Galatasaray onun için çok doğru bir tercih sayılmazdı. Ama hem Galatasaray’ın bir Şampiyonlar Ligi takımı olması, hem bütçesini karşılayabiliyor olması onu İstanbul’a getirdi.

Ayrıca Galatasaray’ın oyun formatı olarak acilen bir pivot santrfora da (birinci santrfor) ihtiyacı vardı. Burak Yılmaz’la birlikte çok iyi bir ikili oluşturan Drogba, Galatasaray’da rakipleri “korkutan” profil rolünü üstlendi.

Ancak kontrol edemediği iki faktör verimini giderek düşürdü. İlki, yukarıda da değinildiği gibi Türkiye’deki futbolun manasız sertliğiydi. İkinci faktör ise yaşının 36’ya dayanmasıydı. Ancak burada iki minik saptama yapmak gerekiyor.

Drogba gerçekte Hollanda gibi futbolun yumuşak oynandığı bir ülkede 40 yaşına kadar rahat futbol oynayabilir. Ancak futbolun sert oynandığı Türkiye’de bu imkânsız.

İkinci saptama: Galatasaray yaş ortalaması düşük ve daha dirençli bir takım olsa ve kadrosunda Wesley Sneijder’la Burak Yılmaz’ı barındırmasa, Drogba’yı çok rahatlıkla taşıyabilirdi. Ne var ki oyunun savunma yönünü oynamakta zihin ve fizik anlamında zorlanan Sneijder ve Burak Yılmaz’ın varlığı bunu imkânsız kılıyor. Hatta bu ikiliye Drogba’nın da eklenmesinin, Galatasaray’ı bir anlamda oldukça yumuşak bir takım kimliğine büründürdüğü söylenebilir.

Galatasaray’ın bu zafiyeti gidermesinin tek yolu daha savaşçı ve yetenekli orta saha üçlüsüne sahip olması. Bu da orta üçlünün her maç 12 kilometre barajında koşmasını, ortalama 15 top kapma ve 60-70 olumlu pas istatistiklerine sahip olmasını gerektiriyor. Oysaki Galatasaray’da koşu seviyesi olarak bunu yapabilen tek futbolcu Ceyhun Gülselam.

Selçuk İnan zaman zaman 12 kilometre barajını zorluyor. Felipe Melo ise, 9.5-10 kilometrelik ortalama koşu karnesiyle bu seviyenin bir kategori altında. Top kapmada ise orta üçlü toplamda maç başı ortalama 25-30 istatistiğine sahip. Olumlu pas kullanmada ise arzulanan istatistiği gerçekleştiren tek isim Selçuk İnan.

Melo ve Ceyhun’un olumlu pas istatistikleri ise dramatik olarak düşük. Özetle Galatasaray orta sahasında herkesin yeteneği biraz farklı ve Drogba-Sneijder-Burak Yılmaz üçlüsünün yarattığı savunma zafiyetini giderecek kapasiteye çıkmaları oldukça zor.

Dikkatli okurlar Sneijder ve Burak Yılmaz’ın savunma iştahsızlığını tarif ederken kullanılan “zihin ve fizik” kelimelerine takılmış olmalı. Bunu iki alt başlıkta biraz analiz edelim. Önce Burak Yılmaz.

YILMAZ’IN ARTILARI-EKSİLERİ

Burak Yılmaz Türkiye’nin en iyi yerli santrforu kimliğine sahip, atletizm yetenekleri üst seviyede bir futbolcu. (Atletizm seviyesini gözümüzde canlandırmak için geçen yıl Gelsenkirchen deplasmanında Schalke 04’e attığı gol hatırlanabilir.) Ancak Burak Yılmaz’ın birkaç temel sorunu var. Öncelikle ikili mücadelelerde sıkça elini kullanan bir futbolcu Burak Yılmaz. Elini kullanması derken rakibini eliyle itmesi, eliyle rakibin formasından tutması gibi hareketlerden söz ediyoruz. Bu özelliği hakemler tarafından çok iyi bilindiği için her ikili mücadelede aslında hem rakibi, hem de hakemlerle savaşmak zorunda kalıyor.

Burak Yılmaz’ın ikinci temel sorunu, adımlarını iyi ayarlayamaması. Bu sorun muhtemelen nörolojik bir kimliğe sahip. Bu nedenle de sorunu yönetmesi kolay değil. Dışarıdan fizyolojik bir yardım alması gerekebilir.

Yılmaz’ın üçüncü sorunu ise futbolunu çok olumsuz etkiliyor; Burak Yılmaz atletizm yeteneklerine rağmen sahada kuvvetli duran bir oyuncu değil. Rakibi onu kolayca bozabiliyor. Bu özelliği nedeniyle de pivot santrfor oynayamıyor, yani sırtını rakip stoperin göğsüne dayayarak topu koruyamıyor ve istasyon görevi üstlenemiyor. Ayakta sağlam duramaması nedeniyle topu da zaman zaman iyi kullanamıyor Burak Yılmaz.

Bu üç olumsuz özelliğine rağmen Burak Yılmaz, Türkiye’nin en iyi yardımcı santrforlardan birisi. Çünkü çok zor savunulabilen bir özelliğe sahip; defans arkasına atılan toplara çok iyi koşular yapabiliyor. Bu yeteneği ona aynı zamanda ligin en çok ofsayta düşen oyuncusu unvanını kazandırıyor, ama bu bir şeyi değiştirmez. Topu önüne alınca, durdurulması çok zor bir oyuncu Burak Yılmaz.

Görebildiğimiz kadarıyla Galatasaray’ın 4-3-3’ünde Burak Yılmaz’dan beklenen görevler şunlar:

– Drogba’nın yarattığı koridorlara sızmak.

– Galatasaray ataklarında rakip savunma arkasına koşular yapmak.

– Takım savunmasında sağ bekin önündeki alanı kontrol etmek.

Şimdi soruya geçebiliriz. Burak Yılmaz, Roberto Mancini’nin ona vermiş olduğu görevleri, özellikle de savunmayla ilgili olanı yerine getirebiliyor mu? Getirebilir mi?

Bu sorunun iki yanıtı var. Eğer Galatasaray, rakip ataklarında takım halinde topun arkasına geçip 30 metre içinde futbol oynayabilirse Burak Yılmaz kendisine verilen görevleri kolayca yerine getirebilir. Ama rakip atağında topun arkasına 7-8 futbolcu geçip de Galatasaray’ın takım boyu 50 metrelere uzayınca bunları yerine getirmesi çok zor. Çünkü bu kadar büyük bir görev alanında hem savunma görevlerini yerine getirip, hem de rakip defans arkasına maç başı ortalama 30-35 hızlı koşu (sprint) yapmak hiç de kolay değil.

SNEIJDER’IN KARNESİ

Esasında benzer şey Sneijder için de geçerli. Mancini’nin defans kurgusunda Sneijder’dan savunmada sol beke yardım etmesi isteniyor rakip ataklarında. İşin doğrusu Sneijder takımın savunma kurgusuna yüksek konsantrasyonla katılan bir oyuncu. Yani istenileni büyük ölçüde yerine getiriyor, getirmeye çalışıyor. Ancak bu, onun hücumdaki etkisini azaltıyor. Çünkü takımın boyu uzunken bu gidiş gelişleri rahatlıkla yapmak onun fizik kapasitesinin biraz üzerinde.

Gerçekte Sneijder da bu yetersizliğinin farkında ve sorunu, biraz açı değiştirerek “sol kanatta oynamanın rahatsızlığı” olarak telaffuz ediyor. Nitekim Chelsea maçı sonrasında Hollanda medyasına verdiği demeçte sol kanatta oynamaktan biraz rahatsız olduğunu hissettirdi Sneijder. Örtük olarak ise aslında savunma görevlerini pek yerine getirmek istemediğini söylemiş oldu. Sneijder’ın bu yakınması, milli takım hocası Louis Van Gaal tarafından da seslendirildi. Van Gaal kendisinin Sneijder’ı forvet arkasında kullandığını söyleyerek bir anlamda Mancini’ye de mesaj vermiş oldu.

Özetle, Burak Yılmaz kendisine verilen görevlerden daha çok hücumla ilgili olanlarıyla ilgili. Defansif olanları pek yerine getirmek istemiyor. (Hatırlayalım, Antalya deplasmanında Burak Yılmaz’ın Sabri Sarıoğlu’nun önünde savunmasız bıraktığı alanın faturasını hemen kesti Antalyaspor. Mancini çözümü Veysel Sarı’yı sağ beke yerleştirip Sabri Sarıoğlu’nu onun önüne atarak giderdi, ama bu önlemi aldığında Galatasaray çoktan 2-1 geriye düşmüştü bile.)

Sneijder ise Burak Yılmaz’ın tam tersi. Onun defansif görevlerini elinden geldiğince yerine getirmeye çalıştığını söylemeliyiz, ama bunun hücum anlamında ciddi bir maliyeti var. Kısaca her ikisi de rahatsız biraz kendilerine verilen görevlerden.

Bu tablonun üzerine Drogba’nın durumunu ekleyelim şimdi de. Drogba’nın maç içindeki savunma görevleri yok denecek kadar az. (En belirgin görevi rakiplerin köşe atışı ve serbest vuruş gibi yüksek toplarında kendi savunmasına yardımcı olmak. Buna, kendisini marke eden rakip stoperleri Galatasaray kalesinin en uzağında tutmayı da ekleyebiliriz.)

Oysa, eski gücünde ve acı kuvvetinde olsa Alex Telles’in önündeki koridoru tek başına kontrol edebilirdi Drogba. Ama artık o Drogba’dan oldukça uzak. Ve bu uzaklıktan dolayı Türkiye’ye geldi zaten.

Toparlayacak olursak; Burak Yılmaz ve Sneijder’a verilen savunma görevleri sorun ve hassasiyetler yaratıyor Galatasaray’da. Bu olumsuz tablonun üzerine Drogba’nın fiziksel kapasitesinin 90 dakikayı çıkaramayacak seviyede olması da eklenince, özellikle deplasman maçlarında rakiplerinden “dayak yiyen”, halsiz, dermansız bir Galatasaray izliyoruz uzun süredir.

MANCINI’NİN DİLEMMASI

Başka şekilde söyleyecek olursak, bir ikilem içinde Mancini. Çünkü hem bir yandan Drogba, Sneijder ve Burak Yılmaz’dan özellikle hücum anlamında çok iyi bir verim almak istiyor Mancini. Diğer taraftan ise bu üçlünün takım savunmasında yarattığı zafiyeti saha içinde gidermeye çalışıyor.

Çözüm ne peki? İki çözüm var. İlki Drogba’nın fiziksel kapasitesini tehditten fırsata çevirmek. Minik bir saptama eşliğinde biraz açalım bunu.

Drogba ilerleyen yaşına rağmen kuvvetsiz bir futbolcu değil, hatta Türkiye’deki birçok stopere göre acı bir kuvvete sahip olduğu söylenebilir. Ancak sorun şu ki; Drogba’nın direnci maç içinde giderek azalıyor. Drogba bu azalmayı hafifletebilmek için maç içinde diğer arkadaşlarına oranla daha fazla aktif dinlenme yapıyor. Aktif dinlenme yapamaması durumunda ise kaslarına söz geçirmekte oldukça zorlanıyor. Bu zorluğu aşmanın tek yolu Drogba’dan, rakip stoperlerin güçlerinin zirvesinde olduğu maçın başında değil, rakibin yorulduğu zaman diliminde yararlanmak. Tıpkı geçen yılki kritik Akhisar Belediye maçında 70’inci dakikada oyuna dahil olup karşılaşmanın kaderini değiştirmesi gibi. Ya da Emirates Cup’ta 46’ncı dakikada Johan Elmander’in yerine girip ikinci yarıda Arsenal’e 2 gol atması gibi.

Peki Drogba bunu kabul eder mi? Asla. Buna her şeyden önce “Drogba Efsanesi”nin yarattığı kült izin vermez. Bırakalım yedek soyunmayı kabullenmeyi, oyundan alınmasına bile psikolojik olarak sert tepki veren bir oyuncu Drogba. (Drogba olmak biraz bu zaten.)

İkinci çözüm ise Drogba’yı bazı özel maçlara hazırlayıp onu bir rotasyon oyuncusuna dönüştürmek. Yani her maç oynatmamak. Şu an Mancini’nin bulduğu çözüm bu ve bu seçenek, Sneijder’den kanatta değil de forvet arkasında yararlanmak anlamına da geliyor.

Açacak olursak, Drogba’nın rotasyona tabi tutulduğu ve kadroda olmadığı maçlarda Galatasaray Sneijder’den sol kanatta değil forvet arkasında yararlanabilir. Bu seçenekte top rakipteyken Sneijder’ın savunma anlamında roller üstlendiği sol koridoru, saha içinde sınırsız enerji harcayabilen Umut Bulut kapatabilir. (Galatasaray 10 kişi kaldığı Sivasspor maçında Umut Bulut’un bütün rakip ataklarında koridorunu mükemmel savunması sayesinde fazla sorun yaşamamıştı.)

Aslında Sneijder’ın forvet arkası oynadığı Galatasaray, orta sahası baklava olan (diamond) 2012-2013 sürüm Galatasaray’a çok benziyor. Geçen sezon Galatasaray orta sahası, en geride süpürücü Melo, onun sağ ve sol önünde Hamit Altıntop ve Selçuk İnan ikilisi, baklavanın en tepesinde ise Sneijder’dan oluşuyordu. Bu formasyonun en temel sorunu kanatların kullanılamaması nedeniyle oyunun merkezde sıkışması ve rakip takımın merkez alanı daha iyi savunabilmesiydi.

Kanatların kullanılamamasının en temel sebebi ise sol ve sağ beklerin kısmen yetersiz olmasıydı. Yani sağda Emanuel Eboué’nin form olarak bir önceki sezonun altına düşmesi, solda ise Albert Riera ve Hakan Balta’nın oyunun hücum yönündeki etkilerinin az olması geçen sezon Galatasaray’ı Nordin Amrabat’ın çare olarak görülebildiği kanatsız bir takıma dönüştürmüştü.

Ancak bu sezon devre arasında yapılan transferler sayesinde Mancini’nin, geçen sezon Fatih Terim’in yaşadığı bu sıkıntıyı pek hissetmeyeceği söylenebilir. Zira sol bekte artık hücum yönü çok kuvvetli, zayıf olduğu defans yönünü de hızla geliştiren Alex Telles var. Sağda ise kalıplı olmasına rağmen hücum ve savunma anlamında oldukça dengeli bir futbolcu olan Veysel Sarı seçeneğine sahip artık Mancini. Ayrıca Hamit Altıntop’a oranla daha tempolu top sürebilen Melo da artık baklavanın tabanında değil sağ kanadında.

ÇARE DİSİPLİNLİ PASLAŞMA

Sonuç olarak şunu demek mümkün. Mancini’nin temel formasyonu 4-3-3. Bu formasyon top rakipteyken 4-4-2’ye, hatta zaman zaman 4-5-1’e dönüşüyordu hücum hattındaki Burak Yılmaz veya Sneijder’ın sağ ve sol kanatları savunmasıyla. Top Galatasaray’dayken ise asimetrik bir 4-3-3 oynuyordu takım. Orta sahada Ceyhun Gülselam, Melo ve Selçuk İnan. Hücumda ise Sneijder solda, Burak Yılmaz ve Drogba ise çift santrfor.

Drogba’nın rotasyona uğradığı yeni Galatasaray’in ise 4-3-3 görünümlü 4-4-2 oynaması bekleniyor. Top Galatasaray’dayken baklava orta saha: Yekta Kurtuluş (Ceyhun Gülselam), Melo, Selçuk İnan ve Sneijder. Hücum hattında ise Burak Yılmaz ve Umut Bulut çift santrfor, ama arkalarında Sneijder var. (Yani Sneijder baklavanın tepesinde olmasından dolayı hem orta saha, hem de forvet hattında rol üstleniyor.) Kanatlar ise Veysel Sarı (Sabri Sarıoğlu / Eboué) ve Alex Telles’e emanet. Rakip ataklarında ise en az 9 oyuncunun topun arkasına geçtiği asimetrik 4-4-2. Yani topun olduğu bölgede Yekta Kurtuluş, Melo ve Selçuk İnan’ın gerçekleştireceği üçlü sıkıştırma ve topa baskı. Umut Bulut ise ters toplar için topsuz alanı savunmakla sorumlu. Bu savunma kurgusuna, topun arkasına geçmek anlamında Sneijder da zaman zaman eklenebilecek. Burak Yılmaz ise köşe vuruşları dışında neredeyse hiç geriye gelmeyecek.

Görüldüğü gibi Sneijder ve Burak Yılmaz’ın daha mutlu olacağı ve hem savunma, hem de hücum kurgusunun daha dengeli gerçekleşeceği bir saha paylaşımı bu.

Bu formasyonda en önemli sorun, Galatasaray’ın disiplin içinde hücuma çıkması ve top rakibe geçince savunmaya geçmesi. Galatasaray, bir pivot santrfora sahip olmayacağından (çünkü Drogba yok), uzun topla takımı ileri taşımak ve orada tutmak artık pek mümkün olmayacak. Bu nedenle Galatasaray’ın hücuma, baklavanın ve kanatların çalışacağı (4-1-2-1-2) bir pas koordinasyonu içinde ve disiplinli bir blok halinde çıkması gerekiyor. Eğer bu pas koordinasyonu ve disiplini sağlanabilirse rakiple birebir temas anları daha da azalacağı için Galatasaray sahada daha zinde kalmayı da başaracak, dayak yemeyecek.