İskender Baydar
24 Nisan 2014

PİTBULL REALİTESİ

Felipe Melo; Galatasaray taraftarının sevgilisi, rakip takım taraftarlarının ortak nefreti…

Hırslı; hem de zaman zaman karşısındakini rencide edecek kadar.

Sevilmesi de bundan aslında… Takım düşerken düşmemesinden, asla pes etmemesinden, ona bir tokat atana diğer yanağını çevirmemesinden…

Rakip takımlar ve taraftarlar da bundan şikâyetçi aslında… Hatta diyorlar ki: “Maçları yabancı hakemler yönetse Melo neredeyse hiçbir 90 dakikayı tamamlayamaz…”

Haklılar mı peki?

Türkiye’deki maçları yabancı hakemler yönetmediğine göre buna kesin bir yanıt verilemez ama şöyle bir karşılaştırma yapılabilir:

Felipe Melo, Türkiye’de geride bırakmak üzere olduğu üç sezonda lig, playoff, kupa, süper kupada toplam 12 maçta cezası nedeniyle kadroda yer alamadı.

Özetle; Türkiye’de sakat, cezalı, kadro dışı olduğu maçlar hariç oynaması gereken 98 maçın ancak 86’sında sahaya çıkabildi…

Bir başka anlatımla, oynayabileceği maçların yaklaşık yüzde 12,25’ini cezadan dolayı kaçırdı.

Peki ya Avrupa’da?

Şampiyonlar Ligi’nde 15 kez forma giydi, sadece bir kez sarı karttan cezalı duruma düştü.

Kısacası, Süper Lig’de maçları Avrupalı hakemler yönetse sahada kalamaz denilen Melo, oynaması gereken 16 maçın sadece birini cezasından dolayı kaçırdı Kapıkule’nin öte tarafında.

Bu da Türkiye’deki cezadan dolayı maç kaçırma oranının yarısı bile etmiyor.

Gelelim güncel konuya:

Melo Fenerbahçe derbisinde Emre Belözoğlu’na dil çıkardığı için, Federasyon Başkanı’nın ekranlardan dillendirdiği kişisel arzusu çerçevesinde Etik Kurulu’na sevk edildi.

Merak edip baktım; ‘Melo’nun dil çıkardığı Emre hiç Etik Kurulu’na sevk edilmiş mi’ diye…

Google’a “Emre kavga”, “Emre ırkçılık”, “Emre küfür”, “Emre tekme”, “Emre kavga” yazsanız hayli uzun bir listeyle karşılaşırsınız ama “Emre Etik Kurulu” yazdığınızda sadece Melo’nun haberi geliyor.

Durum gayet etik gördüğünüz gibi!

Her neyse, şu etik kurulu neymiş bir de ona bakalım…

Kitaba göre tanım şu:

“Etik Kurulu, Türk futbolunun etik değerleri ile marka değerinin korunması ve toplumdaki saygınlığının zedelenmesinin önüne geçilmesi konusunda gerekli hukuki denetimleri yapmakla yükümlü. En az üç üye ile toplanması ve salt oy çokluğu ile karar alması gerekiyor…”

Kurul bir başkan, iki üye, dört yedek üyeden oluşuyor.

Başkan akademik kariyeri hayli parlak bir hukukçu ama mesela şike davasında Etik Kurulu tarafından hazırlanan birinci rapor ile ikinci rapor arasındaki muazzam farkı açıklamakta hayli zorlanmış çıktığı bir TV programında…

Üyelerden birinin, şike davasında yargılanan bir kulübün en etkin yöneticilerinden birinin ailesine ait üniversitenin akademik kadrosunda yer alıyor olması da tartışılmış zamanında ama “Öküz altında buzağı aramayın” diyerek geçiştirilmiş.

Bir diğer üye de, yine şike davasında yer alan bir başka kulübün profesyonel çalışanıymış evvel zaman içinde.

Mesleki olarak kariyerlerine laf söyleyemem. Etik davranmadıklarını da iddia edemem. Gel gelelim manzara pek etik durmuyor bunu rahatlıkla ifade edebilirim.

Ve basın…

Bazı gazeteler ve internet siteleri derbiden bu yana kıyameti kopartıyor; “Etik Kurulu Melo’ya çok ağır ceza verecek” diye.

Oysa kurulun ceza yetkisi yok…

Kurul, ihlâlin niteliğine göre, uyarma, kınama, huzurda kınama, yazılı ya da görsel medya aracılığı ile kınama veya ihlâlin toplumdaki olumsuz etkilerini gidermeye yönelik olarak kişinin konferans vermesi veya engelli sporcularla ilgili organizasyonlara katılması gibi sportif ve eğitici yaptırımlara karar verebiliyor ancak…

Melo’ya bir ceza gelecekse, Kasımpaşa maçı sonrasındaki gözlemci raporu nedeniyle sevk edildiği PFDK’dan gelebilir.

Ama şurası da bir gerçek ki bu federasyon, bu kurullar, bu medya ile Türk futbolunun iki yakası kolay kolay bir araya gelmez.