FİNANSAL FAİR PLAY

VOLKAN YILMAZ YAZDI

Bir önceki yazıda ( http://www.iskenderbaydar.com/aci-recete-sart/ ) acı reçeteden bahsettik…

Zaten gördüğümüz, bildiğimiz, yapmalı dediğimiz ne varsa, bunların yazılı olduğu reçete…

Hastalığımız neydi?

Borç… Zarar… Sermayenin kalmaması… Faiz… İpotek… Rehin… Haciz…

Eh; pek de iyi bir durum değil yani!

Peki bunca sıkıntıyı giderecek reçetede ne yazıyor?

Yazımızın konusu reçetedeki bu ilaçlar olsun.

GELİR,  ekonomide belli bir süre içinde kazanılan tutarı ifade eder.

Galatasaray Sportif AŞ’deki gelir unsurları neler?

En başta stat gelirleri… Sonra reklam, sponsorluk ve isim hakları… Yayın gelirleri… Store gelirleri… Başarı primleri… Futbolcu bonservis satış ve kira gelirleri vb…

Baktığınızda son beş yılda bu gelir kalemlerini yüzde 100’den fazla arttırmayı başarmışız. Başarmışız ama işin sonunda dağ gibi bir zararla karşılaşmışız.

Neden bu kadar zarar etmişiz peki?

Giderlerimiz de aynen gelirler gibi son beş yılda katlanarak artmış da ondan.

GİDER, ekonomide belli bir süre içinde satışa yönelik harcanılan her türlü tutarı ifade eder.

AŞ’deki giderler neler?

Öncelikle (yaklaşık yüzde 65’i) futbolcu bonservis, sözleşme ve prim ödemeleri, pazarlama ve satış giderleri, çalışanların maaşları, kur farkları ve diğer ödemeler (kiralar, cezalar, store ürünleri maliyetleri, yatırım harcamaları vb.)

foto1

Yukarıdaki rakamlar milyon TL cinsinden.

Görüyorsunuz, daha işin başında BRÜT ZARAR’dayız.

Bir ürünün fiyatı 10 TL iken bunu 9 TL den satarak işe başlamak gibi. Gelirlerimizin yüzde 80-85’i kadar maliyetimiz olacak ki diğer gider ve gelirlerden sonra en dipte zarar etmeyelim.

Yapılması gereken öncelikli şey tabloda gördüğünüz kırmızı çizginin alta, sarı çizginin üste çıkması…

Yani… Önce Sarı… Sonra Kırmızı

Tabloda iki çizginin birbirine yaklaştığı tarihi görüyorsunuz: 2011-12 ve 2012-13 sezonları.  Sonrasında ise iki çizgi arasındaki fark artıyor.

2013 Ocak ayından sonra Galatasaray’ da giderleri artıran şey nedir?

Bunun cevabı için yazının sonunu beklemeniz lazım…

Devam edelim…

İşe şu anlamsız brüt zararın bitirilmesiyle başladık. FAALİYET ZARARI bunu takip ediyor.

FAALİYET KÂRI/ZARARI, bir ekonomik birimin yine belli bir dönem içinde kendi faaliyetiyle ilgili elde ettiği kazancı veya zararı ifade eder.

Yani kendi işinde para kazanıyor mu kazanmıyor mu; bunu gösterir. Baktığımızda maalesef Galatasaray faaliyetinden kâr yaratamıyor:

foto2

Sadece 2011-12 döneminde 8 milyon TL’lik bir faaliyet kârı yaratabilmişiz. Bu da büyük ölçüde 2011 yılında yükselen loca ve koltuk gelirleri ile ilk sermaye artışında gelen nakit girdisi sebebiyle… Sonraki dönemde zarar büyüyerek artıyor.

DÖNEM NET KÂRI’na baktığımızda tablo iyice net artık. Faaliyet zararının üzerine AŞ’nin bankalara ödediği kredi faizleri ve kur zararları da eklendiğinde karşımıza 9 ayda 150 milyon TL’yi bulan bir zarar çıkıyor.

foto3

Kâr ile bitirebildiğimiz bir yıl bulunmuyor. Eğer bu şekilde giderse bu durum sonraki yıllara “daha radikal küçülme”, “borç artışı” olarak yansıyacak.

Bu tablo ile Finansal Fair Play (FFP) uyumu maalesef sağlanamıyor.

Yukarıda sorduğumuz sorunun cevabına gelelim şimdi:

2013 Ocak ayından sonra Galatasaray’ da giderleri artıran şey nedir?

Giderleri oluşturan en büyük kalem futbolcu bonservis ve ücretleridir. Şimdi şu çarpıcı veriye dikkat lütfen:

2013 Ocak-2013 Mayıs arası dönemde Galatasaray’da futbolcu bonservis,  transfer ücret ve maç başı ödemeleri yaklaşık 91 milyon Euro (*)

Bu transferlerin doğruluğu ya da yanlışlığından ziyade yapılan seçimin ortaya koyduğu bir tablodan söz ediyoruz. Gerekli görülen bir transfer elbette yapılacaktır. Ancak ortaya çıkan sonuç elbette yeri geldiğinde eleştirilecektir.

Karşı karşıya kaldığımız durum itibariyle bu transferlerin yüzde 25’i yapılmamış olsa giderimiz ve dolayısıyla zararımız da yüzde 25 azalacaktı. Bu yaklaşık 23 milyon Euro yapıyor.

Çok basit şekilde açıklamaya çalışayım: FFP’nin en önemli şartlarından biri 2014-15 sezonuna katılım için 2012-2013 yıllarında 45 milyon Euro zararı aşmamak.

AŞ de bu tutar ne kadar?

Yaklaşık 54 milyon Euro.

Yani 9 milyon Euro kadar aşım olmuş…

Peki bahsettiğimiz şekilde eğer 23 milyon Euro kadar daha az transfer gideri yapılmış olsaydı; bugün ve bir ihtimal önümüzdeki sene FFP’ye katılım için daha az sorun yaşardık.

Gider yönetiminin başarılı olması sıkı ve sert disipline bağlıdır. Bu disipline de kulübün finansal yönetiminden ziyade yönetimin ve en başta Başkan’ın sahip olması beklenir. Transfer baskısı altında kalan Başkan’ın buna direnmesi de en büyük beklenti kuşkusuz.

Bahsettiğimiz acı ilacın taraftara anlatılması hep zor ve karmaşık görülür. Ancak ben aksini düşünüyorum. Taraftarın Haziran ayında başlayan transfer baskısı, Eylül ayının ilk haftasına kadar sürer. Bu baskının doğru bir iletişim ve planlama ile anlatılabileceğine inanıyorum.

Fatih Terim gibi bir efsane hocayı gönderip yoluna devam edebilen bir yönetim bu baskıyı da elbette kaldırabilir. Transfer baskısıyla şekillenmiş bol bonservis soslu bir harcama politikası yerine akılcı çözümlerle yoluna galibiyetlerle devam eden “takım oyununu benimsemiş” bir takım, birkaç hafta içinde taraftarı da arkasına alır.

Bunun için önümüzde onlarca örnek var. 2000 yılında UEFA Kupası’yla sonuçlanan sürece baktığınızda sadece Popescu, Hagi ve Taffarelleri görmüyoruz. Ara dönemde satılan Filipescu, İlie ve Tugayları da görüyoruz. Ayrıca işin başından sonuna kadar da iskeletin değişmiyor. Son 15 yıla baktığınızda ise takımın istikrarı koruduğu ölçüde başarılı olduğunu;  transfer yatırımının ise kalıcı başarıyı getirmediği görülüyor.

Bu sebeple bugünün ilacı doğru ve mantıklı bir takım yapısına kavuşmak. Sol bek, sağ bek, orta saha, forvet… Bugünkü baş ağrısını kesen birer aspirin gibi. Kabul edin etmeyin güçlü bir takımı yaratmanın ilk aşaması takım olabilmek ve sabır ise sonraki aşamada güçlü bir mali yapı. Bu yüzden kesin, acil ve net bir müdahale şart.

Bu yazıyla neden gider yönetimine hemen şimdi sahip çıkmak gerek bunu anlatmaya çalıştım. Anlatmaya çalıştığım şeyi, yönetimi eleştirenlerin de, sahiplenenlerin de kabul ediyor olması bence en büyük avantajımız. Yönetimin alacağı mali disiplin kararlarına her kesimden katkı olacaktır.

İlk aşamada harcama dengemizi kazanacağız. Kazandığımızdan daha az harcayacağız. Faaliyet kârımızı düzeltip daha az finansman gideri ödeyeceğiz. Borçları kapatma yoluna gireceğiz. Sağlıklı bir yapıya kavuştuğumuzda kazandığımız kadar harcayacağız.

Borçlar (özellikle banka borçları) ve teminatlar ise sanırım başka bir yazının konusu olacak.

Sarı Kırmızı Sevgilerle…

(*) 2013 Ocak-2014 Mayıs arasında futbolcu ve teknik ekibe ödenen/ödenecek bedellerin detayı ekte yer alıyor: (Maç sayıları transfermart.com.tr sitesinden ödenecek bedeller ise kap.gov.tr ye bildirilen özel durum açıklamalarından alındı. Ortalama Euro/TL kuru: 2.7885; Euro/Dolar paritesi 1,35 olarak baz alındı… Alttaki tabloda maç başına görünen rakam Mayıs ayına kadar olan kümüle tutardır…)

Ufak bir not daha… Fatih Terim dönemi yapılan harcama toplamı: 62.942.000 Euro iken Roberto Mancini döneminde yapılan harcama tutarı 28.303.500 Euro olmuş.

foto4

Volkan Yılmaz’ı Twitter’da takip etmek için: https://twitter.com/Baltali_Ilah_05