İskender Baydar
5 Mayıs 2018

Galatasaray gerçekleri

Galatasaraylı olmak başlı başına bir sabır meselesi haline geldi bu günlerde…

İlk soru şu: Kim Galatasaraylı?

Galatasaray ile yaşayan, hayatını Galatasaray’ın maçlarına göre planlayan, sarı kırmızı renklere gönül veren herkes Galatasaraylıdır…

Bunu bir kenara koyalım…

Benim yaş 48 mesela… Birkaç aya 49’u idrak edeceğim… 50 de kapıda…

Bugün, son 20 yıldaki başarılarla büyüyen Galatasaraylılara, her mağlubiyetten sonra yönetime, hocaya, futbolculara ana avrat küfretmenin normal olmadığını anlatamıyoruz maalesef.

Taraftarlığın, takım kaybederken de orada olmak gerektiğini, oyuncuların, hocaların, yönetimlerin geçici olduğunu anlatamadığımız gibi…

Genelden özele geçelim biraz da…

Henüz 5 yaşında, Cerrahpaşa Çukurbostan’da Galatasaray formam vardı üzerimde…

Store yok o zamanlar, pazardan alma forma…

Abim de yok bu hayatta ama iki kız kardeş sahibi olarak Karagümrük’te oynayan amcaoğlu oldu abim…

Ki kendisi benim hayattaki ilk rehberim ve Galatasaraylı olma sebebim.

İlk gittiğim maç da, Mustafa Denizli’nin ilk kez Galatasaray formasıyla, bugünkü Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda sahaya çıktığı Karagümrük-Galatasaray maçıydı zaten.

Yanlış hatırlamıyorsam sene 1983.

Sonrası mı?

Öncesi var aslında.

Ben ilkokulu okurken özel okullar ve devlet liseleri sınavı ayrıydı.

Çocuk aklımla, ailemin maddi durumu uygun olmadığı için özel okullar sınavına çok asılmayıp devlet liseleri sınavında elimden gelenin en iyisini yaptım.

Ki ben özel ders alayım diye evdeki yemek takımlarını satmıştı annem.

Allah bana Galatasaray Lisesi’ni kazanmayı nasip etti.

Çok başarılı bir öğrenci olduğumu söyleyemem ama basketbolda Spor Sergi’deki maçlarda tribündeydim, futbolda 14 yıl aradan sonra gelen şampiyonlukta, stada girmek için gişe önünde yatanlardan biriydim.

Galatasaray Lisesi’nden 1988’de mezun oldum.

Üyelik sisteminden herkes şikâyetçi ya, ben de başvurmama rağmen üye olamadım.

O dönemki yönetim bir kontenjan koymuş ona takıldık.

Burada üye olmak isteyenlerin tepkisine hak veriyorum çünkü o dönem liseden, sayıları çok az da olsa Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli arkadaşlarımız üye oldu; bizi almadılar.

Bugünden düne tüm sicil kurullarının kabahati var bu süreçte…

Bu işi ticarete dökenleri de Allah’a havale ediyorum.

Her neyse…

Galatasaray’ı sevmek için üye olmak gerekmiyor aslında.

Ben de öyle yaklaştım ve uzun süre başvurmadım.

Ta ki 2001’de, yöneticisi olduğum gazetenin Fenerbahçeli spor müdürünün ısrarı ve o dönem gazetemizde yazan değerli ağabeylerim, Galatasaray’ın efsaneleri rahmetli Turgay Şeren ve Coşkun Özarı’nın imzaladığı formla kulübe üye olana kadar…

1988’de üye olsam çoktan Divan Kurulu üyesiydim..

Divan Kurulu üyesi olmayı bir maharet sanıp sosyal medya profillerine yazanlara da gülüp geçiyorum.

Galatasaraylıyım yaz yeter, kime ne senin akan yıllara dayalı bir halta yaramayan Divan Kurulu üyeliğine..

Gelelim seçim süreçlerine…

Normalde fırsat buldukça tribüne giden, seçim zamanı oy kullanan bir Galatasaraylıyım.

Adnan Öztürk, Adnan Polat’a karşı aday olduğunda iletişim konusunda beni tavsiye etmişler.

Adnan Abi çağırıp fikrimizi sordu, o dönem bir medya kuruluşunda çalıştığımız için bildiklerimizi aktardık, naçizane tavsiyelerde bulunduk hepsi o…

O dönem kimlerden uzak durmasını söylediysek onları dinledi o ayrı…

Buna karşılık, çalıştığımız medya kuruluşunun damadının kardeşi Adnan Polat yönetiminde olduğu için işimizden kovulmaya çalışıldık.

O gün kovulmadık ama doğru söylediğimiz içim çok kovulduk, çok da önemli değil.

Bir de Ünal Aysal dönemi var mesela…

Yine bana geldiler ama ortak bir noktada buluşamadık çünkü sosyal medyayı da içeren gayri resmi bir yapılanma istiyorlardı, parçası olmayı kabul etmedik.

O da yanlış insanları dinledi; geçmiş olsun.

Gelelim Dursun Özbek sürecine…

Yine benzer bir süreç aslında…

Tamamen siyasi sistemin dışında bir Galatasaraylıyım ben.

O dönemde, 22 yıllık gazetecilik serüvenini konjonktürel olarak ve mecburiyetten sonuçlandırıp iletişim işine yelken açmış ve biraz da hayatı rölantiye almış biriydim.

Değerli kardeşim Ural Aküzüm’ün tavsiyesiyle Dursun Özbek ile bir araya geldim.

Öncesinde kendisini hiç tanımıyordum.

Profesyonel destek istedi.

Serde Galatasaraylılık olması sebebiyle 2 ay için çok cazip bir fırsat olmasına rağmen bilabedel destek verdim.

Ve bugün hâlâ burada rehber olarak kabul edilen Galatasaray seçimlerinin en iyi seçim kampanyasını ve seçim kitapçığını hazırladık.

Seçim bitti ve ben gittim.

Kendi işime, kendi yoluma…

Her yıl klasikleşen Yunanistan tatilime…

Seçimden 3 ay sonra, yani Ağustos ayında kulübün iletişim işine el koymamı istediler.

Konuştuk, anlaştık.

Aslında anlaşılmayacak da bir durum yoktu aslında.

Normalde Galatasaray Spor Kulübü üyesi olarak bu hizmeti karşılıksız da verebilirdim.

Tıpkı seçim döneminde verdiğim gibi…

Ama tam mesai vermem istendi ve ben ortağı olduğum şirketten ayrılarak kulüp çalışanı oldum.

Sonrası tam bir facia…

Seçim sürecinde para aldığımı iddia ettiler.

Aldığım maaşı dörtle, beşle çarptılar.

Ünal Aysal zamanında kebapçıya fatura kesilmesiyle başlayan trol hesaplar üzerinden saldırdılar.

Kulüp dışına haber servis edenlerin tasfiye edilmesiyle delirip vahşileştiler.

Kulüp için, Galatasaray aşkıyla çalışanlara saldırırken, siyasi hesaplarla kulübe ihanet edenlere sahip çıktılar.

Özbek yönetiminin zafiyetinden de yararlandılar.

İstifa ettim, kovuldu dediler.

Neden erken seçime gittiğini açıklayamayan Dursun Özbek karşısında ‘Mayıs’ta yeniden seçim vaat eden’ Mustafa Cengiz’e oy vereceğimi ilan ettim, “Özbek’i sattı” dediler.

Seçildikten sonra bazı icraatları sebebiyle Mustafa Cengiz’i eleştirdim, “Dursun Özbek’in adamı” dediler.

Karşılarındakini kendileri gibi zannettikleri için sadece Galatasaray’ın adamı olduğumu anlayamadılar.

Ne diyeyim; diyeceğimi başlıkta dedim zaten: YAVŞAKLAR..

Bu kulüpte, özel istekle sözleşmesine “Kulüpten tazminat talep etmez” maddesi ekleten tek profesyonel oldum ama bunun bile anlamını fark edemediler.

Oysa bu her profesyonel için milat olmalıydı.

Ama hepsinin canı cehenneme…

Şurası bir gerçek:

Galatasaraylılara sempatik görünüp Galatasaray’a ihanet eden çok insan var.

Nasıl çözülür bilemiyorum.

Seçim için aday olan 4 listede de bu farkındalığı ve bu bilinci görmüyorum.

Birkaç kişi hariç herkeste “Lay lay lom, Galatasaray yönetimine aday oldum herkes beni tanıyacak, off ne ala” durumu hâkim…

Son yönetim kurulu üyelerinin sosyal medyada takipçi kasmalarının da bunda payı büyük…

Allah hepsine akıl fikir versin.

Birilerini ilahlaştırıp birilerini yerin dibine sokanlara da şifa diliyorum.

Hepimiz taraftarız ama ahlaksızlar her daim görevinin başında.

Ve onlar trollerin dokunulmazı.

Bir zahmet artık fark edin bu gerçeği.

Gerçi aday olanlar bile bunun farkında değilken benim bunu taraftardan istemem de anlamsız.

Sanırım bu kafayla ancak bu kulüp yabancı sermayeye satılınca rahatlarız.

Not: Adını andığım herkes hayatta…

Baştan başlayayım: Adnan Polat, Adnan Öztürk, Ünal Aysal, Dursun Özbek, Mustafa Cengiz; söylediklerimde bir yalan varsa hodri meydan…