TAM SAHA ANALİZ

MELİH ŞABANOĞLU YAZDI

Galatasaray dördüncü ve bugüne kadarki en önemli hazırlık maçını Atletico Madrid’le oynadı. Genel izlenimlerle başlayalım.

Genel izlenim anlamında söylenmesi gereken ilk şey Galatasaray’ın fizik gücünün gözlemlenebilir seviyede artmış olduğu. İzmir’in 32 derecelik sıcaklığında son düdüğe kadar gol arayan bir Galatasaray izledik Atletico Madrid karşısında. Bu önemli, zira geçen sezon başlangıcında Malaga ve özellikle de Napoli’yle oynanan hazırlık maçları Galatasaray’ın fizik kapasite olarak ne kadar geride olduğunu belgelemişti. Bu güçsüzlüğü ligin ilk maçından itibaren yaşamaya başlamıştı Galatasaray. Ancak burada hemen şunu söylemeliyiz ki, Beşiktaş gibi aşırı bir yükleme de yapmamış durumda Galatasaray. Yavaş ve planlı bir yükleme yapılıyor. Beşiktaş gibi Avrupa’da ön eleme oynamadığı için Galatasaray’ın tek amacı lige hazır biçimde girmek.

Genel izlenim olarak bahsedilmesi gereken ikinci konu, Galatasaray’ın aynı nedenlerden ötürü hem hücum, hem de savunmada sıkıntı çekmesi. Galatasaray’ın gol atamamasını Atletico Madrid’in Avrupa’nın en iyi savunma yapan takım olmasına bağlayabiliriz, ama Atletico’nun gol atamamasını Galatasaray’ın savunmasının mükemmelliğiyle ilişkilendiremeyiz. Tam tersine, yeni transfer Mario Mandžukić’in takıma alışmamış olmaması, biraz da Atletico futbolcularının maçın Soma için oynandığına daha çok saygı duyması nedeniyle Galatasaray maçı gol yemeden tamamladı.

Daha detaya girecek olursak üzerinde konuşmak gereken üç konu var maçla ilintili. İlki formasyon, yani taktik diziliş. İkincisi Galatasaray’ın hücum ve savunma kurgusu. Son olarak da bununla ilgili gündeme gelen transfer istekleri.

O halde formasyonla başlayalım söyleşiye…

Basına göz attığımızda Galatasaray’ın 4-2-3-1 oynadığını yazanların bulunduğunu da görüyoruz, 4-1-4-1 oynadığını da. Örneğin Uğur Meleke Galatasaray’la ilgili son yazısında Cesare Prandelli’nin 4-1-4-1’e döndüğünü yazdı.

Doğrusu şu; Galatasaray hücumda 4-2-3-1, savunmada ise 4-4-1-1 oynuyor. Hücumda Veysel Sarı, Aurélien Chedjou, Semih Kaya ve Alex Telles’ten oluşan dörtlü savunmanın önünde iki merkez orta saha oyuncusu kullanıyor Prandelli. Bunlar Felipe Melo ve Selçuk İnan. Bu ikilinin önünde sağ kanatta Hamit Altıntop, sol kanatta Bruma, ortada da, yani santrfor arkasında Olcan Adın vardı. En uçta ise Burak Yılmaz. Prandelli Galatasaray’ın oynadığı dört hazırlık maçında da 4-2-3-1 formasyonunu tercih etti. Bundan daha da önemlisi başka hiçbir formasyonu denemedi. Buradan da şunu anlayabiliriz ki, Prandelli formasyon konusunda bir arayış içinde değil. Wesley Sneijder’ın da takıma ekleneceğini düşünerek en iyi formasyonun 4-2-3-1 olduğunu düşünüyor belli ki.

Savunma düzeninde nasıl gerçekleşiyor peki saha paylaşımı?

Top rakibe geçince Galatasaray 4-2-3-1’den 4-4-1-1’e dönüyor ve savunmayla orta saha bloğunu birbirine yaklaştırıyor. İki kanat futbolcusu, ki son maçta yaklaşık 65’inci dakikaya kadar Hamit Altıntop ve Bruma’ydı bu oyuncular, Selçuk İnan ve Felipe Melo’dan oluşan merkez orta saha ikilisiyle aynı çizgiye gelerek dörtlü bir orta saha bloğu oluşturuyor dörtlü defans dörtlüsünün önünde. Forvet arkası oynayan Olcan Adın’la, santrfor Burak Yılmaz ise serbest oyuncu olarak savunmada fazla görevler üstlenmiyorlar; Olcan Adın biraz daha geride, Burak Yılmaz ise biraz daha önde yer alıyor rakip ataklarda. Buradaki amaç top Galatasaray’a geçince iki hızlı oyuncuyla hızlı bir geçiş oyunuyla hücuma kalkmak. Tabi rakip Atletico olunca çok çalışmadı bu geçiş futbolu. Çünkü karşınızda alan savunmasını dünyada en iyi uygulayan takımlardan birisi var. Özetle Galatasaray Muslera dahil 9 futbolcusuyla topun arkasına geçiyor her rakip atağında 4-4-1-1 formasyonuyla. Top Galatasaray’a geçince takım yeniden 4-2-3-1 formasyonuna dönüyor.

Maç içindeki oyuncu değişikliklerinde de aynı formasyonu mu korudu Galatasaray?

Evet, mesela Bruma’nın yerine Umut Bulut girince maçı yayınlayan TV kanalı spikerleri “Galatasaray’ın çift forvete döndüğünü” söylediler, ama gerçeği yansıtmıyordu bu. Zira Umut Bulut sol kanada geçti, Burak Yılmaz ise yine tek santrfor olarak oynadı aynı anda sahada kaldıkları dört dakika boyunca. Burak Yılmaz çıkınca, Umut Bulut santrfora geçti, Emre Çolak sağ, Nordin Amrabat da sol kanada. Yani hep hücumdaki 4-2-3-1 formasyonunu korudu Galatasaray maç boyunca. Burada ilginç olan forvet arkasında oynayan Olcan Adın çıkınca bu pozisyona Selçuk İnan’ın geçmesi oldu. Merkez orta sahada ise Selçuk İnan’dan boşalan yere Yekta Kurtuluş geçti. Ki Galatasaray en etkili hücum bindirmelerini de bu değişikliğin ardından gerçekleştirdi. Bu konuya sonra döneceğiz.

Sneijder döndükten sonra da Olcan Adın yine forvet arkasında mı devam edecek?

Yok. Forvet arkasında Sneijder’ı izleyeceğiz. Büyük ihtimalle Olcan Adın da sağ kanada geçecek. Her ne kadar Sneijder topla dripling yapan bir oyuncu olmasa da oynadığı hızlı tek pas futboluyla hem forvet hattını pozisyona sokabilecek bir oyuncu, hem de sol kanada kaçarak gol bulabilen çok yönlü bir futbolcu. Dolayısıyla Sneijder temelde forvet arkasında görev yapacak olmasına rağmen, dönüşümlü olarak zaman zaman sol koridorda da oynayacak. Prandelli’nin denemelerinden Sneijder sola kaçınca onun yerini Olcan Adın’la doldurmak istediğini anlıyoruz. Ya da belki Selçuk İnan’la. Çünkü Atletico maçı bu anlamda önemli veriler sundu Prandelli’ye.

İkinci konuya geçelim; Galatasaray’ın savunma ve hücum kurgusunda hangi sorunlar yaşanıyor.

Hücumdan başlayalım. Kanımca Galatasaray hücum etkinliği, Prandelli’nin arzuladığının yaklaşık yüzde 40’ı seviyesinde. Çünkü Galatasaray’ın en önemli hücum gücü olan Wesley Sneijder daha takıma katılmadı. Hepimiz iyi biliyoruz ki Sneijder Galatasaray’ın hücum gücünü bir seviye üste taşıyabilecek bir futbolcu. İkincisi, Prandelli Olcan Adın’ı 4-2-3-1 formasyonuna hazırlamak, onun yeteneklerini artırmak için forvet arkasında oynatıyor, çünkü bu formasyonda forvet arkasındaki futbolcular kanatlar ve merkezde de dönüşümlü olarak oynayabilmeliler. Ancak şu var ki, kanatta oynayan Olcan Adın’la santrfor arkasında oynayan Olcan Adın aynı verimi gösteremiyor. Buna, forvet arkasında oynayan Olcan Adın’ın, Galatasaray’da bir an önce kendini kanıtlamak için pas vermesi gereken yerde şut tercihlerini de ekleyince, ki iki kez yaptı bunu Adın son maçta, takımın hücum gücü biraz daha törpülenmiş oldu.

Burada Hamit Altıntop’ın ilk yarıda sağ, ikinci yarıda çıkana dek sol kanatta tercih edilmesine de bir parantez açmalıyız. Hamit Altıntop ağır bir sakatlığın altından, yaşının da oldukça ilerlemesi nedeniyle kolay kalkamadı. Halen de kalkmış değil, açıkçası çok kalkacağa da benzemiyor. Bu nedenle hem ritmini kaybetti, hem de biraz hantallaştı. Ancak, yaptığı pas hatalarına karşın Hamit Altıntop bize bir kanat oyuncusunun nasıl oynaması gerektiğini de gösterdi Atletico maçında. Hamit Altıntop, Veysel Sarı’yla doğru futbola dayanan işbirliği sayesinde ve Olcan Adın’ın da o kanada yaklaşmasıyla öyle ya da böyle Galatasaray’ın sağ tarafını işleten futbolcuydu. Bu sayede maçın belirli bölümlerinde bir ağırlık merkezi oluşturabildi Galatasaray kendi sağ ve sol kanatlarında.

Esasında bundan da önemlisi, Hamit Altıntop Veysel Sarı’nın savunma gücünü de oldukça artırdı pozisyon bilgisi sayesinde. Bunun kanıtı olarak ilk yarıda Galatasaray’ın sağ kanadından pek tehlike yaşamamasını gösterebiliriz. Hız, ritim, pas kalitesi, etkili bindirme alanlarındaki ciddi açıklarına rağmen biz Hamit Altıntop üzerinden “bir kanat oyuncusundan ne beklemeliyiz” sorusuna çok doğru yanıt verebilecek durumdayız artık.

Peki sol kanat için ne diyebiliriz hücum kurgusu anlamında?

Galatasaray’ın en sorunlu hücum kanadı sol taraf. Klasik bir örnektir; eğer bir tornavidaysanız etrafınızda en çok görmek isteyeceğiniz tek şey vida olur. Ya da bir çekiçseniz, etrafınızdaki her şeyi çivi olarak görmek oldukça zevkli olacaktır. Bu benzetmeyi Bruma’ya uygularsak şunu söyleyebiliriz. Bruma hızlı bir oyuncu, hızlı olduğu için de tüm rakip takım oyuncularını bir 100 metre finalinde geçilmesi gereken atletler olarak görüyor. Bu sprintlerinden büyük zevk duyuyor. Çünkü futbol adına neredeyse yapabildiği tek şey bu.

Ancak futbol rakip geçmekten ibaret değil. Hele hele Prandelli’nin futbolunda gerçek ve istenilen hız topun hızı. Futbolcunun hızı, topun hızından daha önemli değil. Dolayısıyla şunu demek çok yanlış olmayacak; Bruma Prandelli’nin tek top futboluna uyum göstermiş durumda değil. Tuhaftır, hızlı Bruma nedeniyle  Galatasaray hücumda ritim ve hız kaybediyor. Özellikle de rakip takım defansa yerleşmişken. Yani hızlı bir futbolcu nedeniyle Galatasaray hız kazanmıyor hücumda. Paradoksal görünüyor ama gerçek bu. Aynı paradoksu, gerçekte yavaş olan Hamit Altıntop’un tek top oynamasıyla takımın hücumda hız kazanmasında da görüyoruz.

Ayrıca Bruma hücumda tercihini pastan yana kullandığı nadir zamanlarda da verdiği pasın şiddetini ve yönünü ayarlamakta zorluk çekiyor. Atletico maçında üç kritik atakta ikisi Burak Yılmaz’a, birisi de Olcan Adın’a, yetişemeyecekleri paslar attı. Tabi bunu söylerken, hızlı olduğu için kendisinin yetişebileceğini düşündüğü paslar verdiğini de hesaba katmalıyız. Gerçekten Bruma’nın takımın skor yüküne katkısının alt seviyede olmasının temel nedeni de bu. Son tercihleri oldukça kötü Bruma’nın şut, pas ve çalım seçeneklerini doğru seçmemesi nedeniyle.

Dolayısıyla bir uyumsuzluk sorunu var Bruma’da, öyle mi?

Evet. Bruma konusunda şuna dikkat çekmenin zamanı geldi galiba. Bruma’ya takım arkadaşlarının genç olması nedeniyle sempatiyle yaklaştıkları kesin. Ancak maç esnasında gerçekte ona çok güvenmedikleri de belli oluyor. Çünkü ona verilen topun kolay kolay geri dönmeyeceğini ve kaybedileceğini düşünüyorlar sıklıkla. İşte bu nedenle takım arkadaşları için ilk tercih edilen pas seçeneklerinden birisi değil Bruma. Yani bir tür Metin Kurt yalnızlığını yaşıyor o da sol kanatta. Ama onun yalnızlığı ideolojik değil, futbol zihniyetiyle ilgili. Ayrıca Bruma’nın arkasında oynayan Alex Telles’in etkin biçimde hücuma katılmasını önleyen bir futbol anlayışına sahip olduğu da söylenmeli. Ya da şöyle diyelim; Alex Telles’in bir anlamda sanal gerilemesinde, önünde oynayan Bruma’nın da payı var.

Hücum sorunları başlığında son olarak, sağ bekte gösterdiği performansla birçok kişiyi şaşırtan Veysel Sarı’nın yaptığı ortaların isabetsizliğinin de Galatasaray’ı hücumda etkisiz bırakan faktörler arasında bulunduğunu söylemeliyiz. Atletico maçında kendi takım arkadaşlarına giden tek bir ortası olmadı Veysel Sarı’nın. Kaldı ki modern futbolda orta yapmak diye de bir şey kalmadı artık. Veysel Sarı’nın en çok geliştirmesi gereken yön bu; gereksiz yere şut çekmemek ve orta yapacaksa topu takım arkadaşlarıyla buluşturmayı becermek.

Tüm bunları topladığımızda, Galatasaray’ın hücum bakımından niçin etkisiz kaldığını daha iyi anlıyoruz.

Burak Yılmaz maçtan sonra çok eleştirildi gol atamıyor diye.

Burası Türkiye. Burada nedenler değil, sonuçlar konuşulur. Galatasaray’ın ve Burak Yılmaz’ın o maçta gol atamaması bir neden değil, bir sonuç. Biz ise futbolu analiz ederken nedenleri tartışmalıyız, sonuçları değil.

Burak Yılmaz ortalama her 4-5 şutunun yarısında çerçeveyi bulan, bunların da yarısını gole çevirebilen bir forvet. Ancak Atletico maçı sanırım Burak Yılmaz’ın gol pozisyonuna bile girmediği nadir maçlardandır. Gol pozisyonuna giremedi, çünkü ona gole çevirebileceği tek bir pas bile gelmedi. Asıl sorun, yani neden bu. Esasen dört kere uygun pozisyondaydı, ancak bunların üçünde takım arkadaşları ona pas atmak yerine şut ya da çalım atmak gibi başka seçenekleri tercih ettiler. Bir keresinde de Bruma sağ kanat taç çizgisinde mükemmel öldürdüğü ve rakipten kurtardığı topu ona aktaramadı.

Gerçekçi olmak gerekirse Galatasaray maç boyunca iki kez santrforunu rakip ceza sahası içinde topla buluşturdu. İlkinde Amrabat’ın pasında Umut Bulut topu rakibinden kurtaramadı. İkincisinde ise Yekta Kurtuluş’un ortasında Umut Bulut kafayla topu dışarı gönderdi. Ki bu iki pozisyon da maçın sonlarında geldi ve bunun nedenlerini daha sonra tartışacağız.

Buradan basında ve forumlarda çok dillendirilen forvet transferine geçebiliriz artık?

Şimdi forumlara ve basına bakınca yazıp çizilen tek şey olduğunu görüyoruz. O da Galatasaray’ın bir santrfora ihtiyaç duyduğu. Ama önce şu soruyu sormalıyız; bu istek ne kadar gerçekçi ve Prandelli bir pivot santrfor transferini ne kadar istiyor? Bunu tartışmak gerekiyor. Prandelli’nin gerçekte ne istediği konusunda bize 4-2-3-1 formasyonundaki ısrarı çok şey söylüyor aslında. Diyelim ki yazılıp çizildiği gibi Prandelli bir pivot santrfor istiyor ve bu da transfer edildi. “X” diyelim biz bu pivot santrfora. X’i en öne koyduk, arkasına üç tane forvet özellikli futbolcu yerleştireceğiz. Kim olabilir bunlar 5+3’ü de dikkate alınca? Sırasıyla Burak Yılmaz, Sneijder ve Olcan Adın. Peki Burak Yılmaz bu formasyonda ne kadar etkili olabilir? Çok değil. Geçen sezon Roberto Mancini Burak Yılmaz’ı birkaç maçta kanada atarak bunu denemiş ama sonra hemen vazgeçmişti. Ayrıca madem Prandelli pivot santrfor istiyor, o zaman Burak Yılmaz’ı forvet arkasında denemesi gerekmez mi? Prandelli hiçbir maçta Burak Yılmaz’ı kanatta ya da forvet arkasında denedi mi? Hayır. O zaman Prandelli’nin bu kararlılığını şekilde yorumlayabiliriz.

- Prandelli Burak Yılmaz’ın forvet arkasında mükemmel bir performans göstereceğinden o kadar emin ki bunu denemek gereği bile hissetmiyor.

- İtalyan teknik direktör Burak Yılmaz’ı santrfor pozisyonunda oynatmayı düşünüyor ve planlıyor.

- Prandelli 4-2-3-1 yerine 4-4-2 formasyonunu tercih edecek. Bunun için Burak Yılmaz’ı ısrarla santrfor oynatıyor. Böylece yeni pivot santrfor gelince Burak Yılmaz’ın görev tanımında bir değişiklik olmayacak.

- Pivot santrfor transfer edilince Prandelli zaten Burak Yılmaz’ı kulübeye gönderecek.

Bu dördü içinde en gerçekçi tahmin kuşkusuz ikincisi.  Bunu Prandelli’nin bugüne kadar hiçbir zaman 4-4-2’yi denememesinden ve Burak Yılmaz’ı hiçbir zaman kanat ya da merkez forvet arkasında oynatmamasından anlıyoruz. Ayrıca Burak Yılmaz’ın yedek soyunması için de kadroda yerli statüsünde Mesut Özil, İlkay Gündoğan, Nuri Şahin ve Gökhan İnler gibi yıldızların olması lazım. Ki Burak Yılmaz, böyle yıldızlar bile olsa kolayca kulübeye gönderilecek bir oyuncu değil. Çünkü nihayetinde Burak Yılmaz derken, Galatasaray forması altında resmi maçlarda iki sezonda elliden fazla gol atmış bir futbolcudan söz ediyoruz. Bu rakamın önemini, Drogba’nın bir buçuk sezonda 19, Sneijder’ın ise aynı dönemde toplam 17 gol atabildiğini dikkate alırsak daha iyi anlayabiliriz.

Burada şunun da altını çizmeliyiz ki, Prandelli’nin 4-2-3-1 formasyonunda önde kullandığı dört oyuncusunun dönerek oynamaları başka şey, Burak Yılmaz’dan asıl beklentinin ve isteğin forvet arkasında olması başka şeydir. Yani durum ve pozisyon gereği Burak Yılmaz maç içinde kendini sağ veya kanada atıp onun santrforda bıraktığı boşluğu başka bir takım arkadaşı geçici olarak üstlenebilir. Ancak bu, Burak Yılmaz’ın esas olarak sağ veya sol kanatta forvet arkasında oynamasıyla aynı şey değil.

O halde?

O halde Prandelli’nin pivot santrfor değil, esas olarak hem kanatta hem de santrfor pozisyonlarında oynayabilen bir oyuncu istediğini düşünmek en sağlıklısı olacak. Mesela haberlerde adı geçen ama Arsène Wenger’in vetosuyla karşılaşan Joel Campbell de böyle bir oyuncu, keza Lukas Podolski de. Tabi bu arada hem kanatta hem de santrforda oynayabilen seri ve hızlı bir oyuncu olan Mevlüt Erdinç seçeneği de Galatasaray’ın ciddi anlamda üzerinde düşünmesi gereken bir futbolcu. Bu seçenek Galatasaray’ın hâlâ çözemediği 5+3 kuralına da uygun hale getirecek takımı. Buradaki tek sorun, Mevlüt Erdinç’in takımın savunma kurgusuna ne derecede yardım edeceği. Eğer Erdinç, Podolski kadar katkı verirse bir kanadın hem savunma hem hücum yükünü üstlenerek, bu çok stratejik bir hamle olur Galatasaray için.

Daha da özeti şu: Prandelli öndeki dörtlüde, Olcan Adın, Sneijder, Podolski / Erdinç gibi bir kanat / santrfor ve Burak Yılmaz’ı düşünüyor. Eğer Podolski / Erdinç  türü bir transfer olmazsa Prandelli’nin B planında şu dört oyuncu önde oynayacak: Yasin Öztekin, Olcan Adın, Wesley Sneijder ve Burak Yılmaz.  Bu çözüm Galatasaray’ı gol yollarında biraz zorlayacak da olsa 5+3 sorunu böylece büyük ölçüde aşılmış olacak.

Buradaki temel soru, Galatasaray Erdinç’ten mi daha çok verim alır, yoksa Öztekin’den mi? Buna Prandelli karar verecek. Kaldı ki Öztekin’in transfer edilmesi Erdinç’in kadroya katılmasının önünde bir engel de değil. Zira, Yasin Öztekin’i, B planı olmasa bile, Olcan Adın’ın rotasyonu olarak da değerlendirebiliriz. Ayrıca bu, gelecekte umut bağlanan Sinan Gümüş’ün üzerindeki beklenti yükünü de hafifleterek bu oyuncuyu kazanmanın yolunu açacaktır. Son olarak istemediği bir oyuncunun transfer edilmesine rıza göstereceğini düşünmek de Prandelli’yi fazla tanımamaktır. Yasin Öztekin ona rağmen transfer edilmediğine göre Galatasaraylılar’ın Prandelli’nin futbol aklına ve öngörüsüne güvenmesi gerekiyor.

Galatasaray’ın hücum kurgusuyla ilgili kısa bir özet yapmak gerekirse en doğru saptama şu olur: Galatasaray Prandelli’nin öngördüğü hücum gücünün henüz yüzde ellisinin bile altında seyrediyor. Sneijder ve bir transferin eklenmesiyle hücum hattının etkinliği yüzde yüz artacaktır. Tabi bu iyimserliğe, yapılacak antrenmanlar sonucunda takımın daha da hızlanacağı ve bu sayede seri paslaşmaların altından daha kolay kalkılacağı öngörüsü eşlik ediyor.

Gelelim savunma kurgusuna. Bunun hakkında neler denilebilir?

Esasen Galatasaray defans kurgusu anlamında hücuma göre daha az sorunlu. Ama unutulmamalı ki burada hedef sıfır sorunlu bir takım yaratmak. Çünkü takımın savunma kurgusunda bir açık varsa, bu bazı önemli maçlarda Galatasaray’ın arzulanmayan goller yemesiyle sonuçlanacaktır. Geçen sezon sıkça izledik Galatasaray’ın kalesinde gördüğü bu arzulanmayan golleri. Galatasaray geçen sezon atamadığı gollerden daha çok, kolayca yediği, hatta bazen kendi oyuncularının kendi kalesine attığı goller nedeniyle şampiyonluğu kaçırdı. Bu unutulmamalı.

Takımın savunma kurgusundaki en belirgin sorun, kanatlarda oynayan futbolcuların defans güvenliğine fazla önem vermemesi, ya da pozisyon bilgilerinin bu ağır görevi yerine getirmeye engel olması. Burada yine ağırlıklı olarak Bruma’yı işaret ediyoruz.

Bunu biraz örnekleyebilir miyiz?

Zaten en iyisi de bu. Laf üzerinden değil de görüntüler üzerinden gidelim. Ama öncesinde 4-2-3-1’de kanatlarda oynayan futbolcuların savunma görevlerinin ne olduğunu söylemeliyiz ki, somut veriler üzerinden konuşmuş olalım.

4-2-3-1’de kanat oyuncularının savunma görevlerini kabaca şöyle özetlemek mümkün.

- Rakip kanat oyuncusunu ilk karşılayan futbolcu olmak.

- Rakip, ataklarda birden fazla oyuncuyla bindirme yaparsa, atağa katılan bu ekstra oyuncuyu marke etmek.

- Arkasında oynayan kanat beki atağa katılmışsa onun kademesine girmek, o geriye dönünceye kadar bek görevini üstlenmek.

Saydığımız bu savunma görevleri, Jupp Heycknes döneminde UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Bayern München’ın kanatlarındaki Frank Ribery ve Thomas Müller’in harfiyen yerine getirdiklerini de belirtelim. Yani hücum oyuncusu olmaları onları savunma görevlerinden özgür kılmıyordu.

Şimdi görüntüler eşliğinde Bruma’nın savunmada neler yaptığına bakalım. Bu konuda pilot olarak Twitter ve Youtube’da “AlkanGS” rumuzuyla faaliyet gösteren ve önemli hizmetler yapan bir Galatasaraylı’nın yüklediği maç görüntülerini kullanacağız. Bu vesileyle kendisine de buradan bir teşekkür etmiş olalım.

İlk görüntümüz videonun ilk bölümünün 34.36’ncı dakikasında.

http://www.youtube.com/watch?v=9tv_42sJ950

Burada video kaydının 34.36’ncı dakikasında top Atletico Madrid’in sol kanadında oynayan Guilherme Siqueira’ya aktarılıyor. O ana kadar oyunu ilgiyle takip eden Bruma top öbür kanada gidince ilgisini kaybediyor, çevre kontrolü yapmayı bırakıyor. Siqueira 34.40’ta Hamit Altıntop’a rağmen ortasını yapıyor ceza sahasına doğru. O sırada Galatasaray ceza sahasında sadece Mandžukić var. Onu kontrol etmeye çalışan Galatasaraylı ise Semih Kaya. Top açılınca sol bek Alex Telles Semih Kaya’nın kademesine yetişebilmek için doğru biçimde ceza sahasına doğru ivmeleniyor. Ancak bu durumda marke ettiği Arda Turan boş kalmış oluyor. Burada Arda Turan’ı tutması gereken isim Bruma. Ama Bruma kadrajda bile yok. Bu pozisyonda Mandžukić’in ya da Semih Kaya’nın kafasından top sekip Arda Turan’ın önüne gelse yapacak hiçbir şey yok. Ama top Koke’nin olduğu yere gidiyor ve Selçuk İnan’ın doğru markajıyla tehlike oluşmuyor. Aynı pozisyonda Melo’nun da takım savunması içindeki yerini kaybettiğini söylemeliyiz.

http://www.youtube.com/watch?v=9tv_42sJ950

Geçiyoruz bir diğer pozisyona. Pozisyon videonun 38.43’üncü dakikasında topun Arda Turan’ın kontrolü altına girmesiyle başlıyor. 38.45’inci dakikada ekranın solundan dört tane beyaz formalı Atletico Madrid’li futbolcu görüntüye giriyor. Bu rakip futbolcular Galatasaray ceza sahasına doğru koşarlarken hemen arkalarından Bruma da görüntüye giriyor. Atletico’nun 20 numaralı sağ beki Juanfran bomboş pozisyonda elini kaldırarak Arda Turan’dan top istiyor. Onu tutması gereken Galatasaraylı ise Bruma. Ancak Bruma bunu yapmıyor. 38.55’te Tiago topu göstere göstere Juanfran’a atıyor. Bruma ona yetişemiyor ve Juanfran spikerin de söylediği gibi rahatça topu ortalıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=9tv_42sJ950

Bir diğer pozisyon 45.09’da meydana geliyor. Bruma bu pozisyonda yine Juanfran’ı tutmuyor. Bundan da vahimi, Juanfran’ın pas verdiği Arda Turan’ı da boş bırakıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=9tv_42sJ950

Videonun 46.22’nci dakikası Bruma’nın hücumdaki mantalitesini çok iyi gösteriyor. Maçın bu bölümünde Galatasaray Melo, Olcan Adın, Hamit Altıntop ve Selçuk İnan’dan oluşan pas istasyonlarıyla Melo üzerinden dik bir pasla Burak Yılmaz’ı görüyor. Burak Yılmaz topun kontrolünü sağladıktan sonra hızlı biçimde Bruma’ya aktarıyor topu. Bu pastan sonra Burak Yılmaz ve Olcan Adın rakip ceza sahasına hareketleniyor. Bruma’nın yapması gereken şey topu gelişine yine tek vuruşla bu iki futbolcudan birisinin önüne indirmek. Ama pozisyonu izlerken yürüyerek olay yerine gelen Bruma, top kendisine gelince bunu yapmıyor. Vakit kaybından dolayı da üzerine gelen rakipleri çalımlamak yolunu seçiyor. Sonuç Burak Yılmaz’ın ofsaytta kalmasıyla sonuçlanıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=9tv_42sJ950

Bir sonraki pozisyon 52.40’ta başlıyor. Basit ama önemli bir şey var bu kayıtta. Juanfran burada Gabi’ye pas veriyor, o da Tiago’ya. Gabi pası verdikten sonra içeri doğru hareketleniyor. Burada Tiago’nun pasıyla Galatasaray ceza sahasına hareketlenen Gabi’yi takip etmesi gereken futbolcu Bruma. Ama Bruma Gabi’yi marke etme görevini Alex Telles’e bırakıyor. Bu pozisyonda Telles mucizevi biçimde ayağını sokmasa Mandžukić-Gabi ikilisi bir kağıt gibi yırtacaklar Galatasaray defansını. Bu pozisyonun başlangıcında Alex Telles ileri çıkmışken Bruma’nın onun yerine sol beke geçmediğini ve Telles’in geriye koşmasını beklediğini de vurgulamak gerekiyor.

https://www.youtube.com/watch?v=2aWK7Q3nE-o

Geçiyoruz ikinci yarıya. Bu videonun 2.20’nci dakikasında oyuna yeni dahil olan Cristian Ansaldi sol kanatta topla buluşuyor. Bruma’nın marke ettiği Ansaldi topu Arda Turan’a veriyor. Bruma Ansaldi’yi belirli bir noktaya kadar marke ettikten sonra onu bırakıyor. Yine çevre kontrolü yapmadığı için ekranın sağından kadraja giren Koke’yi farketmiyor. Arda Turan topu Koke’ye veriyor. Koke’nin ortasında top Muslera’da kalıyor. Ama Koke orta yapmak yerine solundaki Ansaldi’ye topu verse bir anda Atletico Madrid futbolcusu Muslera’yla karşı karşıya kalacak.

https://www.youtube.com/watch?v=2aWK7Q3nE-o

Videonun 5.31’inci dakikası Bruma’nın Veysel Sarı’nın kademesine girmemesiyle ilintili. 5.34’te Veysel Sarı topla buluşup sağdan bindirme yapıyor. 5.37’de Veysel Sarı şut çekiyor, top barajdan sekince de rakip ceza sahasına doğru hareketleniyor. 5.41’de Galatasaray’ın en ilerideki futbolcusu olarak Veysel Sarı’yı görüyoruz. Bu pozisyonu izleyen Bruma’nın yapması gereken şey, bir an önce Veysel Sarı’nın terk ettiği sağ bek pozisyonuna geçmek. Ama Bruma bunu yapmıyor. Veysel Sarı hızla kendi bölgesine doğru koşmaya başlıyor. Galatasaray’ın sağ kanadındaki bu alanı iyi gören Atletico Madrid topu Veysel Sarı’nın boş bıraktığı Bruma’nın da doldurmadığı bölgeye doğru gönderiyor. Burada Aurélien Chedjou çok kritik bir müdahale yapıyor. Chedjou bu müdahaleyi yapmasa Mandžukić doğrudan gole gidecek.

https://www.youtube.com/watch?v=2aWK7Q3nE-o

Aynı pozisyonun devamında, videonun 5.55’inci dakikasında Bruma topla buluşup Galatasaray atağını başlatıyor. Paslaşmalar sonrasında Galatasaray kendi sol kanadında bir ağırlık merkezi oluşturuyor. Bruma da katılıyor bu ağırlık merkezine. Olcan Adın Bruma’ya pas veriyor. Burada futbolun doğruları Bruma’nın da tek top oynayıp oyunu hızlandırmasını ve ağırlık merkezini güçlendirmesini söylüyor. Ama Bruma etkisiz bölge olan sağ kanada dönüp yine çalım yapmaya çalışıyor. Top bir şekilde Selçuk İnan’da kalıyor ama ağırlık merkezi ve hazırlık pasları çöpe gitmiş oluyor.

Çok uzatmanın manası fazla yok. Elbette ortalama bir seyirci bu tip durumları yerinde seyretmek için maçlara gitmiyor. Onların istediği şey daha basit; güzel bir çalım, güzel bir şut, güzel bir gol, güzel bir kurtarış. Çünkü onlar oyun değil, şov izlemeye gelmişlerdir. Ama futbol bunlardan ibaret değil.

Geçenlerde Henry’nin bununla ilintili sözleri haber olmuştu.

Evet. 36 yaşında olmasına karşın hâlâ futbol oynayan Thierry Henry, futbolda neye bakılması gerektiğiyle ilgili harika bir saptama yaptı geçtiğimiz günlerde. “Şaşırtmalar, hızlı ayak hareketleri, bunlar futbol değil, futbol Thomas Müller’in oynadığıdır” diyen Henry, bir oğlu olsa Lionel Messi veya Cristiano Ronaldo’yu değil, Thomas Müller veya Frank Ribery’yi örnek almasını istediğini söyledi. Henry’nin şu sözleri konumuz açısından çok önemli: “Thomas Müller futbolu doğru biçimde oynuyor; savunma yapıyor, hücum yapıyor, kontrol etmesi gerektiği anda topu kontrol ediyor, ters yöne gitmesi lazımsa ters yöne gidiyor, gol atması gerektiğinde de gol atıyor. Çalım atmıyor ama performans vermesi gerekince performans veriyor. O, futbol ondan ne yapmasını istiyorsa onları yerine getiriyor.”[1]

Bu saptamalardan hareketle, Henry aslında Bruma’ya neleri yapması gerektiğini çok güzel bir şekilde söylemiş; onun önüne Müller ve Ribery modelini kibarca bırakmış.

Galatasaray’ın Atletico Madrid maçının son bölümünde daha etkili olduğunu söylediniz. Neye borçluyuz bunu?

Bunu Olcan Adın’ın çıkmasından sonra forvet arkasına Selçuk İnan’ın, sağa Emre Çolak’ın, sol kanada da Amrabat’ın geçmesine borçluyuz. Tabi burada Melo’yla birlikte merkez orta sahada oynamaya başlayan Yekta Kurtuluş’un da ciddi payı var. Bir anlamda tek top futboluna oldukça aşina bir oyuncu grubu oluşmuş oldu son çeyrekte ve bu grubun gayreti maçı Galatasaray’a getiremese de nihayet pozisyona girebilen bir takım izleyebildik.

Burada Selçuk İnan’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor galiba?

Kesinlikle. Sözünü ettiğimiz o bölümdeki oyuncu grubunun tam merkezinde Selçuk İnan vardı. Bu sezon değişik bir Selçuk İnan izlemeye başladık. İlk kez formasını giymeye başladığı 2011’den bu yana gerçek anlamda Galatasaray’ın maç temposunu hep Selçuk İnan belirlemişti. Nitekim iki sezon önce Şampiyonlar Ligi çeyrek finalindeki Real Madrid eşleşmesinde, Galatasaray’ı çıplak gözle izlemek için Kayseri’deki maça gelen Real’in teknik direktörü José Mourinho, daha ilk çeyrek bile bitmeden not defterine, “takımın beyni Selçuk İnan, ama çok yavaş” notunu düşmüştü.

Burada bir yan yola girmek gerekiyor. Mourinho, ciddi anlamda futbol oynamadan teknik direktörlük yapmaya başlayan nadir futbol beyinlerinden biri. İlk antrenörlük eğitimini babasından alan Mourinho rakip analizleriyle teknik direktör Sir Bobby Robson’ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. 1993-1996 arasında Porto’da beraber görev yaparlarken Mourinho’nun oyunu çok güzel okuduğunu far eden Robson, ondan rakipleri analiz etmesini istemişti.

Öykünün geri kalanını Robson’ın ağzından dinleyelim: “Geri döndüğünde bana kesinlikle birinci sınıf bir dosya verdi… Daha önce aldıklarımdan çok daha iyiydi. (…) Daha önce İngiltere’de çalışırken Dünya Kupası’nda rakip takımlara gözcü olarak gönderdiğim en profesyonel insanlardan aldığım raporlardan bile daha iyi bir rapor sunmuştu bana. Raporunda, takımların maçta gösterdikleri oyun şekillerini, hem defans, hem de atak tarzlarını belirterek oyun kalıplarını çok iyi biçimde açıklamış, bunları her bir takım için ayrı renkler kullanarak diyagramlar üzerinde açıklamıştı. Bir kristal kadar berraktı.”[2]

Yan yoldan çıkıp esas konuya dönecek olursak Robson’ın övgüye değer bulduğu Mourinho’nun Selçuk İnan hakkındaki gözlem, analiz ve aktarımlarını çok ciddiye almalıyız. Ama bundan Mourinho’nun Galatasaray’ın yavaşlığını Selçuk İnan’a yıktığı sonucunu da çıkarmamalıyız. Zira 2012-2013 sezonunda Galatasaray anlaşılabilir en net biçimde kontrol futbolu oynuyordu. Bu futbolun merkezinde ise Selçuk İnan vardı.

Şimdi Prandelli’yle birlikte Galatasaray hızlı bir pas futbolu oynamaya çalışıyor ve bu futbolun göbeğinde yine Selçuk İnan var. Ancak bu iki Selçuk İnan arasında ciddi bir fark var. Selçuk İnan top sürme anlamındaki yavaşlığını ve dezavantajını şimdi tek top oynayarak telafi etmeye başladı. Prandelli’nin ondan isteği de tam da bu.

Peki bu Galatasaray’ın hızlı oynaması yeterli mi?

Kesinlikle değil. Çünkü Atletico Madrid maçında gördüğümüz kadarıyla Galatasaray “üçüncü bölge” olarak adlandırılan hücum bölgesinde bu tek top futbolunu yeterince işletemiyor. Çünkü Bruma ve Nordin Amrabat gibi kanat oyuncuları bu futbola pek uygun değiller. Onlar sürekli hücum oynayan takımlardan daha çok, geriye yaslanıp kontratağa hızlı çıkacak ekiplere uyum gösterecek yeteneğe sahip futbolcular. Burak Yılmaz bu yeni oyun şekline adapte olmaya çalışıyor ve bayağı mesafe kat etmiş durumda. Kısmen Olcan Adın için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Ama daha önce de söylediğimiz gibi asıl hızlı pas futbolu Sneijder’ın gelişiyle tırmanışa geçecek.

Galatasaray’ın bu sezonki başarısında ya da başarısızlığında iki temel faktör rol oynayacak. İlki hücumdaki paslaşma hızı ve pas kalitesi. İkincisi ise takım savunmasında herkesin görevini eksiksiz yerine getirmesi. Tabi bu iki faktörü şekillendirecek altyapıyı da takımın fizik gücü oluşturacak. Galatasaray fizik gücü zirvede olduğu müddetçe daha hızlı ve kaliteli top dolaştıracak, daha organize savunma yapacak. Şu an görüldüğü kadarıyla hem savunma hem de hücum anlamında Prandelli’nin kafasındaki futbola en çok yaklaşmış tek isim Selçuk İnan. Onu da muhtemelen Veysel Sarı takip ediyor. Diğerleri ise bu iki futbolcunun seviyesinin bir kademe altında henüz. Bu da aslında iyi bir şey, geleceği düşününce.

Son olarak transfer üzerinden yeniden formasyona dönelim. Galatasaray iyi bir pivot santrfor transfer edip Burak Yılmaz’la beraber kullanırsa, iyi bir 4-4-2 takımına dönüşemez mi?

Açıkça bu transfer edilecek santrforun savunma futboluna katkısına bağlı. Şu an görüldüğü kadarıyla Prandelli Burak Yılmaz ve gıyabında Sneijder’ın defansif görevlerini diğer futbolcu grubuna göre biraz azaltmış durumda. Geri kalan tüm futbolculardan ise rakip ataklarında topun arkasına geçmelerini istiyor. Bir pivot santrforun her pozisyonda topun arkasına geçmesini istemek modern futbola çok uygun değil. Dolayısıyla bu futbolcuya da Burak Yılmaz ve Sneijder’a benzer defansif özerklik verince kaleci hariç geri kalan 7 aktif futbolcunun üzerine çok büyük yük binmiş olacak. Bu durumda takımın bütün bir maçı dengeli biçimde sürdürmesi çok zor hale gelecek. Mutlaka aktif dinlenmelerin çoğalacağı zaman dilimlerine ihtiyaç duyacaktır takım. Bu durumda yapılabilecek tek şey var. O da maçın bir bölümünde tempoyu inanılmaz seviyeye yükselterek skoru elde etmek. Geri kalan bölümde de defansif güvene önem veren kontrol futbolu oynamak. Açıkça Fatih Terim yönetimindeki 2011-2012 sezonundaki Galatasaray böyle bir takımdı. Ama Prandelli’nin tempo anlamında kısmen dengesiz bir takım kuracağını çok düşünmemek doğru olur. O bütün maç topu kontrol eden bir takım istiyor.

Ayrıca pivot santrforlu ve Burak Yılmaz’lı 4-4-2’de Sneijder’ın oynayacağı pozisyon da biraz tartışma yaratıyor. Bu durumda Sneijder hücum ve savunma kurgusunun sol kanadında görev yapacaktır. Hücum anlamında bunda bir sorun yok. Ama savunma anlamında sol kanadı Sneijder’a emanet etmek onun verimini düşürür. Elbette Sneijder Dünya Kupası 2014’teki Hollanda ulusal takımında oynadığı gibi sürekli geri gelecektir, ama bir futbolcunun geri gelmesiyle, bir kanadı ona emanet etmek çok farklı şeyler.

Dolayısıyla yine aynı yere geliyoruz. Galatasaray’ın en temel ihtiyacı kanatta da oynayabilen golcü bir futbolcu. Pivot santrfor değil.

Başka pozisyonlara transfer gereksinmesi yok mu Galatasaray’ın?

Takıma liderlik yapan bir sol stoper gerekliliği hâlâ geçerli. Ancak basında geçen isimlere bakınca bunların lider değil, ama genç ve çevik oldukları göze çarpıyor. Gerek Brezilyalı Matheus Dória Macedo, gerekse de Kolombiyalı Éder Balanta bu özeliklere sahip stoperler. Kendi takımını kurmak isteyen Prandelli’nin böylesi genç isimlere yönelmesi de çok mantıklı. Ancak Balanta’nın 1.81 metre uzunluğundaki boyunu bir dezavantaj olarak kabul etmek gerekiyor. Çünkü Semih Kaya’nın da boyunun 1.82 metre olduğu dikkate alınınca Galatasaray’ın savunmada hava hâkimiyeti kurmakta oldukça zorlanacağı söylenebilir.

Ayrıca bu vesileyle şunun da altını çizmeliyiz ki, Galatasaray 2011 sezonundan bu yana her sezon en az iki tane stoperi kadrosuna katıyor. 2011’te Tomas Ujfalusi’ydi Galatasaray’ın yeni stoperi. Ertesi sezon Dany Nounkeu ve Cristiano Marques Gomes oldu bu yeni stoperler. Geçen sezon Aurélien Chedjou ve Guillermo Burdisso geldi. Eğer bu sezon da yabancı bir stoper daha transfer edilirse ilginç bir tablo oluşacak. Bu arada geçen sezon devre arasında kadroya katılan Koray Günter’i de saymalıyız. Tüm bu tablo, esasında Galatasaray’da bir futbol aklının bulunmadığının en belirgin göstergesi.

Bir eksiklik olarak takdim edilen sağ bek konusuna gelince; Veysel Sarı’nın orta ve şut seçimlerindeki kalitesini artırabileceğini öngörerek acil olarak bir sağ bek transferinin çok gerekli olmadığı ortaya çıkıyor. Ama bu Tarık Çamdal transferini istememek anlamına gelmez. Bu transfer çoktan bitirilmeliydi devre arasında. Şimdi gelinen nokta ise oldukça ümitsiz görünüyor.

Tarık Çamdal transferinin Galatasaray için stratejik birkaç önemi var. İlki Çamdal, sol bek de oynayabilen bir futbolcu, ki bu, 5+3 için Alex Telles’i ikame edebilir anlamına geliyor. İkincisi Çamdal anaerobik yapısı çok kuvvetli bir oyuncu. Bunun anlamı vücuttaki oksijen miktarı azken bile, yani nefes nefeseyken bile performansında fazla bir dalgalanma olmaması Çamdal’ın. Bu özelliğe sahip oyuncular nadirdir; en son Marco Aurélio’yu hatırlıyoruz anaerobik yapısı kuvvetli olan. Üçüncüsü yaşı Türkiye standardında oldukça genç. Bu da uzun yıllar görev yapabilmesi anlamına geliyor. Sonuncusu; Çamdal altyapı eğitimini Almanya’da almış bir futbolcu. Türkiye gibi taktik disiplin ve pozisyon bilgisi anlamında fakir olan ülkelerde Almanya altyapısı futbola belirli bir seviyede başlamak anlamına geliyor ve önemli.

Özetlersek, üç temel transfere ihtiyacı var Galatasaray’ın. En önemliden en az önemliye sıralayacak olursak; kanat/santrfor oynayabilen forvet oyuncusu, kanat bek oyuncusu ve keskin bir stoper.


[1] http://www.goal.com/en-gb/news/3277/la-liga/2014/08/05/5005801/forget-messi-and-ronaldo-kids-should-copy-muller-henry

[2] Patrick Barclay, José Mourinho: Bir Başarının Anatomisi, İstanbul, Bizit Yayıncılık, 2006, s. 83.