TÜM İHTİMALLER MASADA

MELİH ŞABANOĞLU YAZDI…

Daha önce de yapmış olabilir ama Cesare Prandelli geçen hafta sonunu Galatasaray maçlarını seyrederek değerlendirdi. Bu süre içinde neler düşündü bilemesek de Prandelli’nin Türkiye’deki 5+3 uygulamasıyla başının belada olduğunu anladığına inanmak istiyor insan.

Şunu demek çok iddialı olmayacak: 6+0+4 uygulamasının ne olduğunu zamanında anlamayan ve bunu aşmak için hiç çözüm üret(e)meyen Galatasaray 5+3’e de hazır değil. Ve bunda Prandelli’nin hiçbir kusuru yok. Sorun, daha net ortaya konulması durumunda daha kolay kavranabilecek bir sorun. Netliği sağlamak için önce 5+3’ü tarif etmek gerekiyor. 5+3 demek, her maçta sahaya altı yerli futbolcuyla çıkmak demek. Daha da ötesi 5+3, 11 pozisyondan altısının yerli kontenjanıyla oluşturulması demek.

Bu tarif üzerinden Galatasaray’da hangi pozisyonda hangi yerlinin oynayabileceğini ve bunların alternatiflerine bakalım.

Stoper: Semih Kaya (Koray Günter/Hakan Balta)

Merkez Orta Saha: Selçuk İnan (Hamit Altıntop/Yekta Kurtuluş)

Kanat: Olcan Adın (Aydın Yılmaz)

Forvet: Burak Yılmaz (Umut Bulut/Berk İsmail Ünsal)

Sağ Bek: Veysel Sarı

Görüldüğü üzere Galatasaray’da en iyimser bakış açısıyla (Veysel Sarı bir sıçrama yapabilecek mi sorusu ciddi bir sorudur) beşte kalıyor yerli kontenjanıyla oluşturulan pozisyonlar. Çoğu insanın aklına altıncı isim olarak Hamit Altıntop gelebilir ama bir yıllık sakatlığın ardından Altıntop’un Prandelli’nin arzuladığı etkinlikte geri dönebileceğini düşünmek şimdilik çok mümkün değil.

Şimdi de Galatasaray’ın en büyük rakibi Fenerbahçe’ye bakalım

Kaleci: Volkan Demirel (Mert Günok)

Sağ Bek: Gökhan Gönül (Mehmet Topuz)

Stoper: Egemen Korkmaz (Bekir İrtegün)

Sol Bek: Caner Erkin (Hasan Ali Kaldırım)

Merkez Orta Saha: Mehmet Topal (Selçuk Şahin)

Merkez Orta Saha: Alper Potuk (Emre Belözoğlu)

Karşılaştırmalı analizde Fenerbahçe’nin 5+3’e hazır olduğu ama Galatasaray’ın hâlâ bir yerli pozisyonunu doldurmak zorunda olduğu görülüyor.

Peki bu durumda Galatasaray ne yapabilir?

İki şey; ilki transfer, ikincisi ise mevcut kadrodan futbolcu kazanımı.

İlk seçenekten başlayalım, yani transferden. Çok açık ki; doğrudan gelip hemen Galatasaray formasını kapabilecek yerli statüsündeki isimlerin sayısı hiç de fazla değil. Herkesin hemen ilk aklına gelen isimler belli; Onur Kıvrak, Gökhan İnler, vb.

Onur Kıvrak uluslararası pazarda Fernando Muslera’dan daha değerli kabul ediliyor.(1)

Yani Galatasaray adına Muslera’yı elden çıkarıp Kıvrak’ı transfer etmenin ekonomik anlamda rasyoneli yok.

Akla gelen bir diğer isim ise Gökhan İnler… Calcio A kökenli olması Gökhan İnler’in Prandelli’nin ilk planda düşünebileceği bir isim olabileceği izlenimi verse de bu transfer, Galatasaray’ın halen katlanamayacağı büyüklükte ve oldukça maliyetli bir tablo arz ediyor.

BİR YILDIZ YARATMAK

Transfer konusuna yeniden dönmek üzere gelelim ikinci seçeneğe. Yani yerli kontenjanından bir demirbaş, Galatasaray’daki gençleri dikkate alırsak da yeni bir yıldız yaratmaya. Bu başlı başına bir yazı konusu ama kısaca şu söylenmeli ki bir yıldız yaratmak birden fazla faktörün biraraya gelmesiyle mümkün. İlk akla gelen faktörler şunlar:

– Futbolcu grubu içinde yüksek potansiyele sahip adayların bulunması.

– Takımın bir sisteminin ve futbol felsefesinin olması. (Tarih, sistemi olmayan takımların bugüne dek birçok yıldız adayının mezarı olduğunu yazar.)

– Eğitmen niteliği ön planda olan bir teknik direktörün görev yapması. (Bu konuda Karl Heinz Feldkamp’ı saygıyla anıyoruz. Son görev yaptığı 2007-2008 sezonunda Aykut Erçetin, Servet Çetin, Emre Güngör, Barış Özbek, Hakan Balta gibi futbolculardan tam verim almasının yanısıra Arda Turan ve Mehmet Topal’ı yıldızlaştırmıştı.)

– Kulübün genç futbolcuların mesleki yeteneklerini ve bilgilerini artırabildikleri bir organizasyona ve yapıya sahip olması.

– Kulüple (yönetim, teknik ekip, yöneticiler) futbolcular arasında doğru ve tutarlı bir iletişimin bulunması.

– Kulübün tüm önemli paydaşlarıyla (sporcular, teknik heyet, çalışanlar, taraftar, kulüp üyeleri, vb.) ortak bir spor kültürüne sahip olması.

– Kulübün futbolcularına bir kariyer ve bireysel gelişim planı sunması.

– Kulüpte vizyoner bir futbol aklının bulunması.

En derli topluları bu olan faktörlere elbette birkaç tane daha eklemek mümkün, ama biz ilk başta yazdığımız “futbolcu grubunda potansiyeli yüksek adayların bulunması” kıstası üzerinden Galatasaray’a bakalım.

Galatasaray’daki potansiyelli yerli oyuncuları iki kategoriye ayırmak mümkün.

İlk kategori yaşları ilerlemesine karşın potansiyellerini tam olarak gerçekleştirememiş futbolculardan oluşuyor. Bu kategoride Aydın Yılmaz, Emre Çolak, Yekta Kurtuluş gibi isimler yer alıyor.

İkinci kategori ise yaşları oldukça genç olan yıldız adaylarından oluşuyor. Galatasaray’da bu kategoride yer alan futbolcuların sayısı bir hayli kalabalık. İlk akla gelenler Furkan Özçal, Umut Gündoğan, Koray Günter, Sinan Gümüş, İbrahim Coşkun, Emre Can Coşkun, Oğuzhan Kayar ve Kaan Baysal.

Burada bir saptama yapmak gerekiyor; bir takım bir sezon içinde en fazla 2-3 yıldız adayı oyuncuyu kazanabilir. Daha da doğrusu, bir takım bir sezonda beş-altı yıldız adayı oyuncuyu kazanmayı amaçlıyorsa, o sezon başarı hedeflerine kolayca ulaşamayacak demektir… (Bu durumun Galatasaray’daki tarihsel tek istisnası 1970’te yıldız adayı olarak transfer edilen Aydın Güleş, Tuncay Temeller, Metin Kurt, Suphi Soylu, Ahmet Akkuş gibi futbolcuların ana kadroya başarılı biçimde eklemlenerek takımın şampiyon olmasıdır. Bu kadro mühendisliğini o dönem Galatasaray’ın teknik direktörü olan Türkiye’nin müstesna futbol zekâlarından Coşkun Özarı gerçekleştirmiş, bu takım Brian Birch yönetiminde iki yıl daha şampiyon olmuştu. Ancak burada Metin Kurt, Tuncay Temeller ve Aydın Güleş’in bir paket olarak PTT’den Galatasaray’a geldiklerini ve bu üçünün de kendi yaşlarında ulusal takım oyuncusu olduklarını unutmamak gerekiyor.)

O halde bu saptamayı da dikkate alarak şu çıkarımda bulunabiliriz: Yabancı statüsündeki yıldız adayları Bruma (Armindo Tué Na Bangna) ve Alex Telles’i de denkleme dahil edecek olursak Prandelli’nin yapması gereken ilk iş, yerli statüsündeki gençlerin sayısını radikal biçimde azaltmak olacaktır. Bu açıdan kadroda lig deneyimine sahip Furkan Özçal, yüksek potansiyelli Koray Günter, Sinan Gümüş ve eğer güçlenebilirse Umut Gündoğan gibi birkaç ismi tutup, diğer yıldız adaylarını (İbrahim Coşkun, Emre Can Coşkun, Oğuzhan Kayar, Kaan Baysal ve altyapıdaki birkaç genci daha) Süper Lig’in sistem takımlarına (Eskişehirspor, Bursaspor, Karabükspor, vb.) kiralamak doğru bir tercih gibi duruyor.

4-3-3 ÜZERİNDEN ADAYLAR

Şimdi bu kuramsal çerçeveyi bir kalıba dökelim ve Prandelli’nin oynatmayı düşündüğünü sandığımız formasyon üzerinden Galatasaray kimleri kazanabilir, bir ona bakalım.

Prandelli yaptığı basın toplantısında formasyon ve bloklar hakkında üç önemli ipucu verdi.

İlk ipucu defansta dörtlü kurguyu tercih edeceğini söylemesi oldu. Bundan, İtalya’da yaygın olan ve ulusal takımda da genellikle oynattığı 3-5-2 formasyonunu pek tercih etmeyeceği sonucunu çıkarabiliriz. İkinci ipucu orta saha hakkındaydı; Prandelli “üç kişilik orta saha düşündüğünü” söyledi. Prandelli hücum bloku için de “ofansif oyuncuların değişebileceği” sinyalini verdi. Bu üç ipucunu üst üste koyunca Pirandelli’nin ana formasyon olarak 4-3-3’ü tercih edeceğini söyleyebiliriz.

Şimdi bu formasyon üzerinden Galatasaray’ın hangi pozisyonlarda yerli statüsündeki futbolcuları kazanabileceğini daha net biçimde görebiliriz.

Kaleden başlayalım. Anlaşıldığı kadarıyla Galatasaray kalede Muslera’yla devam etmeyi düşünüyor. Daha doğrusu çok yakın bir gelecekte kalede yerliye dönmenin belirtisi görülmüyor. Dolayısıyla yabancı kontenjanından ilk hakkı kale için kullanıyoruz.

Gelelim dörtlü savunmaya. Defansa baktığımızda çok fazla kıpırdayacak alan olmadığını görüyoruz. Galatasaray sağ bek pozisyonunu Veysel Sarı üzerinden geçen sezon yerlileştirmişti. Burada sadece bir iyileştirme yapma fırsatı var Galatasaray’ın, Tarık Çamdal’ı kadroya ekleyebilirse. (Eğer bu transfer gerçekleşirse hem defans dörtlüsü daha da hızlandırılmış ve çevikleştirilmiş olur, hem de uzun vadeli kadro istikrarı sağlanır.) Sol bek için de benzer bir tablo var. Geçen sezon devre arasında gerçekleştirilen Alex Telles transferiyle bu pozisyonda genç Brezilyalı’ya ciddi bir yatırım yapıldı. Telles hakkında büyük ümitler besliyor Galatasaray, bu futbolcunun yıldızını parlatıp iki haneli rakamlar karşılığında Avrupa kulüplerine pazarlamak gibi. Bu nedenle Galatasaray başka arayışlara girmeyecektir diye düşünüyoruz. Dolayısıyla Hakan Balta rotasyonuyla Galatasaray’ı hedeflerine ulaştırabilecek bir sol beke sahip Prandelli. (Burada belki Furkan Özçal’ı sol beke devşirme hamlesi gelebilir Prandelli’den.)

STOPER KURGUSU

Geçiyoruz stoper tandemine. Buraya ilk olarak Semih Kaya’nın adını yazıyoruz. İkinci olarak da yabancı bir stoperi. Şundan: Semih Kaya aslında hâlâ öğrenme sürecinde olan bir futbolcu. Geçen sezon şunu gördük ki, defansa takımın boyunu ve temposunu da belirleyen bir lider gerekiyor, tıpkı 2011-2012 sezonundaki Tomas Ujfalusi gibi. Bu ismin Dany Nounkeu veya Gökhan Zan olmadığı aşikâr. Aurelien Chedjou’nun da olmadığını geçen sezon son maçlar hariç gördük, yaşadık. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey defansın liderliğini üstlenen ve Semih Kaya’nın da onun yanında kalfalık yapabileceği yabancı bir usta. Elbette bazı maçlarda Semih Kaya-Hakan Balta-Koray Günter’den oluşan yerli tandem de tercih edilebilir. Ama bu istisnai olacaktır. Ayrıca şu da unutulmamalı; stoper ikilisi bir takımın istikrar açısından en hassas yeri ve şampiyonlar ligi maçlarını da hesaba katarak bu iki pozisyonu isim anlamında sabitleştirmek ve fazla oynamamak gerekiyor.

Görüldüğü gibi kale ve defans dörtlüsünden oluşan beş pozisyondan sadece ikisini yerli kontenjanından kullanabiliyor Galatasaray. Şu anki tablo bu.

ORTAYA İSİM ARANIYOR

BUradan geçiyoruz orta saha üçlüsüne. Akıllara gelen ilk isim belli; Selçuk İnan ve Felipe Melo. Burada şu önemli; üçüncü ismin 5+3 uygulamasından dolayı yerli statüsünde olması gerekiyor.

Gerçekçi olmak gerekirse Prandelli’nin orta sahada demirbaş futbolcuya dönüştürme ihtimali en yüksek olan üç oyuncu; Hamit Altıntop, Yekta Kurtuluş ve İspanya’ya gitmemesi durumunda Emre Çolak. Ancak Prandelli’nin orta saha için seçeceği isim Galatasaray’a nasıl bir futbol oynatacağının şifresini oluşturacak.

Eğer Prandelli kontrol futbolu oynatacaksa, tercih edeceği ilk isim Hamit Altıntop olacaktır. Çünkü Selçuk İnan, Melo ve Hamit Altıntop’tan oluşan orta saha üçlüyle tempolu ve baskılı bir futbol oynamak oldukça zor. Bunu 2012-2013 sezonundan iyi biliyoruz. Bu üç futbolcu da, Sneijder’ın World Soccer’daki söyleşisinde söz ettiği, “topa hakim olup pas verebilmeleri için üç kez topa temas etmesi gereken” ağır oyuncular kategorisinde yer alıyor. Elbette bu üç futbolcu da gerektiğinde takım arkadaşına pas duvarı olabilen oyuncular, ama ana karakterleri tek topa dayalı akışkan futbol değil.

Eğer Prandelli daha tempolu futbol oynatmaya çalışacaksa, daha çok Yekta Kurtuluş ve Emre Çolak üzerinde duracaktır. Çünkü bu iki oyuncu da Sneijder gibi topu, yapmak istedikleri ikinci hareketi düşünerek uygun yöne doğru öldüren, bu yeteneğe sahip futbolcular. Burada elbette topla ilk temasta Sneijder gibi bir mükemmellik standardından söz etmiyoruz. Kastettiğimiz şey Kurtuluş ve Çolak’ın topla ilk temaslarında İnan, Melo ve Altıntop gibi topu koruma altına alma refleksiyle değil, pas akışkanlığı sağlamak ve oyunu sürdürmek dürtüsüyle hareket ettiklerine dikkat çekmek.

Bir de tabi orta üçlü için Furkan Özçal seçeneği var. Bu seçenek satrançtaki “şüpheli hamle”yi (!?) andırıyor daha çok. Yani bir yanıyla ciddi bir soru işaretine dikkat çekiyor, bir yanıyla da dahice bir hamleye.

Orta saha bahsinde Prandelli’nin maç başı 9,5-10 kilometre koşabilen Melo yerine, takımın temposunu üst seviyeye çıkarabilmek için iki kale arasında sınırsız enerji tüketen bir yabancı tercih edebileceğini de akla getirebiliriz. Böylesi bir hamle maç başı ortalama 12 kilometre barajında koşabilen Selçuk İnan ve Yekta Kurtuluş’la birlikte daha savaşçı bir orta saha üçlüsü yaratacaktır.

FORVETTE YER YOK

Buradan geçiyoruz hücum üçlüsüne. Bu bölge için Prandelli her ne kadar ofansif oyuncuların değişebileceğini söylese de, 5+3 kuralına göre Galatasaray’ın bu bölgede yerli kontenjanından iki futbolcu kullanması zorunlu. Bunlar da belli; Burak Yılmaz ve Olcan Adın. Yabancı kontenjanından isim de belli: Wesley Sneijder. Bu üçlü, hücum kurgusunun iyi işlemesi durumunda lig sezonunda 40-45 gol barajına ulaşabilecek bir hücum hattını oluşturuyor.

Burada Prandelli’nin yapabileceği altın dokunuş şu olacaktır: Çevik ve hızlı Olcan Adın sayesinde Galatasaray’ı ciddi kontratak takımı haline dönüştürmek, Burak Yılmaz’ı bir üst seviyeye taşıyarak 2012-2013 sezonundan daha komple duruma getirmek, hücum üçlüsünün savunma kurgusundaki rollerini artırarak (koşu mesafesi, topun arkasına geçme, şok pres, vb.) takımın sertliğini yükseltmek ve direnç noktasını bir üste taşımak, Aydın Yılmaz’ı Olcan Adın’ın rotasyonunda düzenli biçimde kullanabilmek.

Sneijder’ın ayrılması durumunda ise Prandelli’nin yapabileceği şey biraz belli: Takımı hem pivot santrfor, hem de kanat oynayabilen Giorgos Samaras tipolojisinde bir oyuncuyla takviye ederek futbolcu grubunu 4-3-3’ün yanısıra, gerekirse 4-4-2 de oynayabilecek yetkinliğine ulaştırmak.

Çoğu okur şaşırmıştır şimdi, “Nerede Bruma” diye. Veya basında haberleri çıkan Giorgos Samaras, Emanuele Giaccherini, Pablo Daniel Osvaldo isimleri nereden çıkıyor diye. Şundan çıkıyor; Sneijder’ın Manchester United’a transfer olması durumunda alınması muhtemel isimler bunlar. Bruma ise bu haliyle rotasyon futbolcusu olacak.

Şimdi tablo berraklaştığına göre yabancılarını da yazabiliriz Galatasaray’ın pozisyonlarına göre:

Kaleci: Fernando Muslera

Sol Bek: Alex Telles (Hakan Balta)

Stoper: Aurélien Chedjou (?)

Merkez Orta Saha: Felipe Melo

Hücumcu Orta Saha: Wesley Sneijder (Bruma)

Görüldüğü gibi bu tabloda ne Emanuel Eboué var, ne Dany Nounkeu, ne Nordin Amrabat. Buraya sadece Prandelli’nin stoperde istediği isim eklenebilir, Chedjou da onun yedeği olur. O kadar.

Bu durumda artık şu anki verilere göre 11’i de yapabiliriz 4-3-3 formasyonuna göre: Fernando Muslera – Veysel Sarı, Aurélien Chedjou, Semih Kaya, Alex Telles – Selçuk İnan, Felipe Melo, Yekta Kurtuluş – Olcan Adın, Burak Yılmaz, Wesley Sneijder.

Görüldüğü üzere Galatasaray’ın yeni sezonda taraftarın karşısına tek transferle (Olcan Adın) çıkması olasılığı var. Bu da kulübün içinde bulunduğu mali krizi iyi ve yeterince özetliyor.

ÇIKARIMLAR…

Şimdi bazı çıkarımlarda bulunabiliriz kolaylıkla. Sıralayalım:

– Galatasaray Spor Kulübü bu konudaki rahatsızlığını yönetici demeçleri üzerinden sıkça kamuoyuyla paylaşmasına rağmen ne 6+0+4, ne de 5+3 kuralını, bir futbol aklıyla analiz edemedi.

– Bu kurallar birer yıl önceden bilinmesine rağmen gerekli önlemleri alamadı.

– Tam tersine Galatasaray sanki 5+3 kuralı gelmeyecekmiş gibi geçen sezon yerli futbolcudan daha çok yabancı oyunculara yatırım yaparak envanterini genişletti ve altı yabancı futbolcu transferi için toplam 31 milyon 700 bin Euro’luk bonservis ücreti taahhüt etti. (Aurélien Chedjou 6 milyon 300 Euro, Felipe Melo 3 milyon 750 bin Euro, Bruma 10 milyon Euro, Alex Telles 6 milyon 150 bin Euro, İzet Hayroviç 3.5 milyon Euro, Lucas Ontivero 2 milyon Euro.)

– Bu yabancı transferler içinde en rasyonel olanlar kuşkusuz Alex Telles ve Lucas Ontivero. Zira Galatasaray Telles ve Ontivero için ödemiş olduğu bonservis ücretlerine çok yakın seviyelerde bu iki futbolcuyu Avrupa kulüplerine pazarlayabilir. Yani bir zarar söz konusu olmayabilir. Aynı şey kısmen Felipe Melo için de geçerli. Zira Avrupa’da olmasa bile Galatasaray’ın ödediği bonservis miktarına yakın seviyede Melo’yu kadrosuna katmak isteyen Brezilya kulüpleri çıkabilir. Ancak aynı şeyi Bruma ve Chedjou için söylemek çok mümkün değil.

– Aynı dönemde, yani 2013-2014 sezonunda Galatasaray yerli statüsünde ilk 11’de oynayabilecek sadece dört oyuncu transfer etti ve bunlar için 6 milyon 150 bin Euro ödedi: Erman Kılıç (bedelsiz), Umut Bulut (2,7 milyon Euro), Salih Dursun (2,75 milyon Euro) ve Veysel Sarı (0,7 milyon Euro)…(2)

– Görüldüğü gibi Türkiye Süper Ligi’nde son dönemde yabancı kısıtlaması uygulamaları yürürlüğe konurken Galatasaray tam tersi bir eğilimle yerlilere değil yabancı futbolculara yatırım yaptı ve sadece geçen sezon yabancı futbolcular için yerlilere oranla 6 kat daha fazla bonservis ücreti taahhüt etti. (Hatırlamak gerekirse Galatasaray sadece geçen sezon 37 milyon 850 bin Euro karşılığında 10 tane futbolcu transfer ederken, bugün yerli kontenjanı anlamında önemli bir çözüm anlamına gelen Alper Potuk 6 milyon 250 Euro artı iki futbolcu bonservisi karşılığında -yaklaşık Chedjou için ödenen bonservis ücreti- Fenerbahçe tarafından transfer edildi. Benzer biçimde aynı süreç içinde Beşiktaş demirbaş kadrosunda yer verdiği Tolga Zengin’i Trabzonspor’dan sadece 2 milyon 750 bin Euro karşılığında transfer etti.)

– Galatasaray Spor Kulübü’nün geçen sezon toplam 37 milyon 850 bin Euro bedelle transfer ettiği 10 futbolcudan sadece üçünü (Felipe Melo, Veysel Sarı ve Alex Telles) bugün doğrudan 11’e yazabiliyoruz. Geri kalan diğer yedi futbolcu ise rotasyon oyuncusu olarak görev yaptı, yapıyor.

– Bugün ilk 11’e doğrudan yazabildiğimiz üç futbolcu için Galatasaray’ın yaptığı toplam bonservis harcaması sadece 10 milyon 600 bin Euro. Geri kalan 7 rotasyon futbolcusuna ödenen bonservis ücreti ise 27 milyon 250 bin Euro.

– Görüldüğü gibi Galatasaray’ın toplam yatırımının sadece yüzde 28’i ilk 11’e giren futbolculara yapıldı, yatırımın yüzde 72’isi ise rotasyon oyuncularına gerçekleştirildi.

– Şu an için Galatasaray’ın elinde Türkiye’deki birçok kulübün iştahını artıran kiralık ve satın alma opsiyonlu birçok futbolcu var. Ama Tarık Çamdal dışında Galatasaray’ın bu kulüplerden talep edebileceği oyuncu sayısı çok çok az.

– Tüm bunlar, Galatasaray’da bir futbol aklının bulunmadığını gösteriyor, çok uzun yıllardır görüldüğü üzere. Diğer bir deyişle Galatasaray’daki temel eksiklik, bütçe sıkıntısı değil, futbol aklı.

– Son iki yıldır gözlemlenen bu durumdan birinci derece sorumlu olanlar profesyonel idareciler (teknik direktör ve sportif direktör) ve bunlarla futbolcu temsilcilerinin (menecerler) isteklerini bir anlamda koşulsuz yerine getiren kulüp yöneticileridir.

İYİLEŞTİRMELER…

Peki Galatasaray çaresiz durumda mı? Elbette ki değil. Muhtemelen Prandelli’nin talep ettiği stoper, sağ bek, merkez orta saha(3), Sneijder sonrasında yeni forvet gibi iyileştirmeler için Sneijder’ı Manchester United’a pazarlamayı, Prandelli’nin isteklerini de bu transferden gelecek parayla yerine getirmeyi planlıyor. Ancak bu çok kolay değil. Zira Sneijder’dan elde edilecek transfer meblağıyla bir stoper, bir pivot santrfor/kanat oyuncusu ve bir merkez orta saha futbolcusu transfer etmek için bunlardan en az birinin bonservisinin elinde olması gerekiyor. Yani tek başına Sneijder’ı pazarlayarak üç tane ilk 11 oyuncusu transfer etmek çok mümkün değil. Ancak yine de çok ümitsiz olmamak gerekiyor, çünkü Nordin Amrabat, Emanuel Eboué, Dany Nounkeu ve Lucas Ontivero’nun dördünü toplam 10 milyon Euro barajında bir transfer geliriyle elden çıkarmak mümkün.

İKİ RADİKAL ÇÖZÜM

Ancak tüm bu iyileştirmeler en temelde Galatasaray’ın başının 5+3’le belada olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu sorunu radikal anlamda çözmek için yapılabilecek iki şey var. İlki orta sahaya Gökhan İnler gibi takımın temposunu ve enerjisini tüm maç boyunca ayarlayabilecek yerli statüsünde bir futbolcuyu eklemek. Burada elbette Gökhan İnler ideale benzer bir tipoloji. Bu isim her ne kadar Hertha Berlin’e transfer olsa da Tolga Ciğerci ya da benzeri olabilir.

İkinci radikal önlem ise Galatasaray’ın hedeflerinin, Türkiye izleğine paralel biçimde uluslararası arenadan “millî” olana çevrilmesiyle ilintili. Bugün Galatasaray Spor Kulübü yöneticileri, üyeleri ve taraftarlarını kapsayan ciddi bir kamuoyu anketinin yapılması durumunda, ezici bir çoğunluğun birinci ve tek hedefinin “dördüncü yıldız” olduğu bütün yalınlığıyla ortaya çıkacaktır. İşte ikinci öneri bu durumu kabul edip hedefleri ona göre revize etmekle ilintili. Madem ki Galatasaray yüzünü daha çok ulusal sınırlar içine çevirdi, o halde kale de yerli statüsüne sahip bir kaleciye emanet edilebilir.

Bu ismin kim olabileceğini tartışmadan önce bu hamlenin Prandelli’ye 5+3 uygulaması konusunda büyük bir rahatlık sağlayacağını söylememiz gerekiyor. Çünkü bu hamleyle Prandelli her maç öncesi günü kurtarmak yerine yarınını ve Galatasaray’ın geleceğini planlama fırsatı bulacak. Başka bir deyişle, sadece 5+3’e uymak için içine sinmeyen bir yerli futbolcuyu sahaya sürmek yerine daha doğru bir isme formayı teslim edecek. Böylece iskeleti daha doğru inşa edecek.

Öneriye gelince. Galatasaray’ın kalesine önereceğimiz isim, halen Porto’nun kadrosunda yer alan Sinan Bolat. Onun hakkında şüpheleri bulunanlar için iki temel referansa sahip Sinan Bolat. İlki Porto’nun yetenek avcıları (scouting ekibi) tarafından seçilmiş olması. (Uluslararası futbol pazarını yakından takip edenler için bu oldukça değerli bir referans.) İkincisi ise geçen sezonun ikinci yarısında Kayserispor kalesinde çıkardığı iyi iş. Sinan Bolat, küme düşen bir takımda 14 maçta forma giydi ve bu sürede 23 gol yedi, dört maçta ise kalesini gole kapadı. Benzer bir süreçte ligi şampiyon kapatan Fenerbahçe’nin ortalama 16.5 gol, Galatasaray’ın ise 16 gol yediğini hatırlamalıyız. Görüldüğü gibi ligi zirvede bitirenlerle küme düşen takım arasında yarı sezonda sadece 6.5-7 gol fark var.

Burada tabi daha doğru analizi Muslera ve Sinan Bolat’ı kaleci yetenekleri itibariyle bire bir karşılaştırarak değil, Sinan Bolat’ın 5+3 uygulaması konusunda Prandelli’ye sağlayacağı tüm esnekleri ve toplam faydayı dikkate alarak yapmalıyız. Kaldı ki Sinan Bolat, Muslera’nın kalması durumunda bile yedek olarak çok uygun bir bonservis bedeliyle kadroya katılmasında fayda olan bir kaleci.

NE BEKLENEBİLİR HOCA’DAN?

Toparlayacak olursak. Galatasaray Spor Kulübü Prandelli’ye sadece ve sadece “kan, ter ve gözyaşı” vaat etti. Prandelli ise büyük bir özveriyle bunu kabul etti. Bu açıdan kendisi önemli bir desteği hak ediyor… Bu çerçevede Prandelli’ye de haksızlık yapmamak adına kendisinden beklentileri doğru biçimde sıralamamız lazım. Bunlar sırasıyla şunlar olabilir:

– Takımın mevcut iskeletini daha da sağlamlaştırmasını beklemek. (Doğrusu Pirandelli’ye hiç de fena olmayan bir iskelet teslim edildi, Fernando Muslera – Semih Kaya – Selçuk İnan, Felipe Melo – Sneijder – Burak Yılmaz ekseni üzerinden. Prandelli bu iskeleti güzel futbol elde etmek için daha da iyileştirmeli.)

– Hücum hattında Burak Yılmaz ve Olcan Adın’ın seviyelerini artmasına yardımcı olmak, onları eksiklikleri konusunda eğitmek.

– Patlamalarını yapamamış veya verimleri düşüşe geçmiş orta ve üst yaş kuşağa mensup futbolcuların (Emre Çolak, Aydın Yılmaz, Yekta Kurtuluş, Hamit Altıntop, Hakan Balta, Umut Bulut) modern oyun oryantasyonlarını tamamlamasını sağlayarak verimlerini artırmak, onları rotasyon futbolcusu olarak iskelete dahil etmek.

– Elindeki yıldız adaylarının bireysel gelişmelerine katkı sağlamak. (İlk planda Alex Telles, Koray Günter, Semih Kaya, Veysel Sarı, Bruma, Furkan Özçal, Sinan Gümüş, İsmail Berk Uysal. Ardından da daha alt jenerasyonu oluşturan Oğuzlar, Emre Canlar, İbrahimler, Kaanlar.)

– Ve en nihayetinde Galatasaray’da uzun zamandır eksikliği çekilen takım ruhunu yeniden oluşturarak elindeki tüm futbolcu grubunu ortak hedef etrafında biraraya getirmek…

(1) Onur Kıvrak hakkındaki “scout” raporları mükemmele yakın. Bu raporlar doğrultusunda onu transfer etmek için 10 milyon dolar barajının üzerine çıkabilen bazı Avrupa kulüpleri var. Muslera’nın ise sanılanın aksine fazla talibi yok, olanlar da ya 10 milyon dolar barajının altında, ya da buna yakınlar.

(2) Daha sonraki dönemlerde A takımda oynayabilecek Oğuzhan Kayar gibi genç futbolcular bu listeye eklenmedi. Galatasaray zaten bu tipteki oyuncular için sadece 3,91 milyon Lira bonservis ücreti ödedi.

(3) Bu pozisyonlar yazarın öngörüsüdür, Prandelli’nin istekleri değil.