‘SÜTLÜ KAHVE RENGİNDE…’

MELİH ŞABANOĞLU YAZDI…

Ali Sami Yen’in o meşhur vizyon cümlesi yıllardır orada dururdu. O cümledeki “İngilizler gibi toplu oynamak… Türk olmayan takımları yenmek” ifadesi de.

Ne zaman ki Galatasaray 1988-1989’da Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde o güne ve bugüne kadar hiç yapılamayanı gerçekleştirip yarı final oynadı. Ve bu başarısından dolayı ne zaman ki “Avrupa aslanı” ilan edildi spor kamuoyunda, vizyon cümlesindeki o ifade de yavaş yavaş hatırlanmaya başlandı.

2000’deki iki Avrupa kupasından sonra da artık bütün Galatasaraylılar’ın bildiği ve 2000’leri sanki 1905’te tarif etmişler diye düşündüğü bir misyona dönüştü:

“Galatasaray yabancı takımları yenmek için kuruldu…”

Nitekim bugün sokağa çıkıp bir anket yapsak ve Galatasaray taraftarına bu vizyon cümlesini sorsak, çoğu “Galatasaray Avrupa’da başarılı olmak için kuruldu, o cümle buna işaret eder” diyecektir bize.

Doğru mu peki bu?

Çok doğru değil doğrusu. Geçmişin cümlelerini bugünün zihniyetiyle okumak tarih disiplininde “anakronizm” denilen, yaşanılan tarihe, o tarihte olmayan bir nesne ya da düşünce eklemek gibi bir yanlışlığa yol açar. Örnek vermek gerekirse Mohaç Savaşı’yla ilgili bir film yapılsa ve bu filmde bir tımarlı sipahinin kolunda bir saat görülürse bu bir anakronizm örneği oluşturur.

İşte “Galatasaray Avrupa’nın yabancı takımlarını yenmek için kuruldu” demek de bu tür bir anakronizm örneği.

Ali Sami Yen’in vizyon cümlesinde yer alan, “İngilizler gibi toplu oynayıp” ifadesindeki İngilizler, gerçekte ne Arsenal’dir, ne de Liverpool… Ali Sami Bey ve arkadaşları 1905’te Mekteb-i Sultani’deki (bugünün Galatasaray Lisesi) edebiyat dersinde bir kulüp kurma fikrini sabitlerlerken, büyük bir olasılıkla ne Liverpool’dan haberleri vardı, ne de Manchester United’dan… Hatta büyük olasılıkla Birleşik Krallık’tan tek takım ismi bile bilmiyorlardı.

O vizyon cümlesindeki İngilizler, 20’nci yüzyılın başında İstanbul Futbol Ligi’ni kuran, İstanbul’da oturan, İstanbul’da çalışan ve para kazanan Birleşik Krallık uyruğuna sahip insanlardı.

“Türk olmayan takımlar” ise bu İngilizler’in kurduğu Cadi-keuy FC (Kadıköy Futbol Kulübü), Moda FCImogene FC gibi takımlardı.

Demek oluyor ki Türk olmayan takımlar, o zamanki Osmanlı sınırının dışındaki takımlar değil, Osmanlı başkentinde yaşayan İngilizler’in kurdukları takımlardı.

KURULUŞTA YER ALAN BALKANLILAR

Bu konuyu aydınlattıktan sonra ikinci noktaya geçebiliriz. Galatasaray Futbol Kulübü, 1905 yılında Mekteb-i Sultani, yani Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından kuruldu. Kurucular arasında ve takımın ilk oyuncuları arasında o dönemde Mekteb-i Sultani’de okuyan Balkan milletlerinden gençler de vardı. Ancak bunların hepsi Osmanlı tebaasına mensuptu.

Kimdi bu Osmanlı tebaasına mensup Balkanlılar?

Bulgar kökenli Boris Nikolof’tu örneğin. Futbolu iyi bildiği için Galatasaray’ın ilk kaptanı olmuştu. 1903 yılında Mekteb-i Sultani’de okumaya başlamış, 1907 yılında mektepten ayrılmıştı. Aynı zamanda Galatasaray’ın ilk resmi golünü de atan Nikolof, kulübe beş numarayla üye olmuştu.

Kuruluşta görev alan diğer iki Balkanlı ise Bakiç Kardeşler’di. Karadağ kökenli olan Bakiç kardeşlerden Milo 1907 yılında Mekteb-i Sultani’den mezun olmuştu. Daha sonra subay olmak için İstanbul’un Harbiye semtine adını veren Harbiye Mektebi’ne girmişti. Boyu yaklaşık olarak 2 metre olan Milo Galatasaray’da bek olarak görev yapıyordu. Milo’nun Mekteb-i Sultani’de okuyan kardeşi Pol de bir süre Galatasaray’da futbol oynamıştı.

Kuruluştan bir yıl sonra, yani 1906 yılında Galatasaray’da Osmanlı’nın gayrimüslim tebaasına mensup üç futbolcu daha görüyoruz. Bunlar TolyosPol Beçhof ve Setrak Darcantiyan’dı. Her üçü de Mekteb-i Sultani talebesiydi. Demek oluyor ki Galatasaray’da kuruluşta ve kuruluşu izleyen ilk yıllarda yabancı sanılan tüm futbolcular Osmanlı vatandaşlarıydı.

MUTTALİB’İN ÖYKÜSÜ

Eğer Liverpool doğumlu William Henry Quilliam’ın oğlu Ahmed Robenson[1] ayrı tutulursa Galatasaray’ın ilk yabancı futbolcusu bir Müslüman olan Muttalib’di.

Aslen Javalı’ydı Muttalib ve o dönemler Hollanda sömürgesi olan Endonezya’dan gelmişti Mekteb-i Sultani’ye. Mektep numarası 673’tü. Mekteb-i Sultani’ye 1903 yılında girmiş, 1909 yılında da ayrılmıştı. Tam detaylı bilmesek de ayrılış nedenini, bunun, 31 Mart 1909 olaylarından sonra II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle bir bağlantısı olabilir.

Galatasaray Spor Kulübü sicilindeki kayıtlara göre Muttalib Galatasaray’a, Eylül 1906’da 22 numarayla kaydolmuştu. Muttalib, Galatasaray’ın İstanbul Futbol Ligi’ne katıldığı 1906-1907 sezonundaki ilk resmi maçında da oynamıştı.

25 Kasım 1906, Pazar günü Kuşdili Yoğurt Çeşmesi sahasında saat 14.00’te Imogene’le karşılaşan Galatasaray “timinde” Muttalib orta sahanın sağında görev yapmıştı.

Ruşen Eşref Ünaydın’ın “sütü çok, kahvesi az bir sütlü kahve renginde” diye tarif ettiği Muttalib’i ve 1-1 biten o ilk maçı, 1957 yılında kaleme aldığı “Galatasaray ve Futbol” adlı klasik eserinde çok canlı biçimde tasvir eder:

“Abdülmuttalip [Muttalib], yerine göre demir gibi, yerine göre lastik gibi bir oyuncu idi. O gün İmojenlilere ne oyunlar etmişti! (…) Ne yapsalar Galatasaray’ı bir türlü alt edemeyen İmojenliler, o gün oyunun bir bölümünde artık öyle hırslandılar ki bir ara içlerinden ikisi üçü birden sağ hafbekimiz Cavalı Abdülmuttalip’in üzerine yüklendilerdi; bir tavşana saldıran tazılar misüllü… Topu, oturduğu yerde, iki bacağının almış Abdülmuttalip de topaç gibi fıldır fıldır dönmelerle ne yapıp edip İmojenlilerden kurtararak gene bizimkilerden birine öyle bir yollamıştı ki ahali, bir şöhretli cambazın olağanüstü bir hünerini seyretmiş gibi galeyandan kamaşarak çayırı dakikalarca uğuldattı! Ve Abdülmuttalip, Chateaubriand’ın Atala’da tasvir ettiği Amerika ormanlarının elâstikî kıvraklıktaki bir mahlûğunun göstereceği marifete benzer atik ve enerjik çalımla İmojenlileri şaşırttı, hemen her defasında Galatasaraylı arkadaşlarının yetişmesine kadar ganimeti karşıdakilere kaptırmadı!…” [2]

Bu maçta Galatasaray İstanbul Futbol Ligi’nin önemli takımı Imogene Futbol Kulübü karşısında Nikolof’un golüyle 1-0 öne geçmiş, ancak Celal İbrahim’in kendi kalesine attığı golle maçı berabere tamamlamıştı. Ruşen Eşref’in anlatımından bu maçın kahramanının Muttalib olduğunu anlıyoruz. Bir anlamda Galatasaray’ı Muttalib kurtarmıştı cansiparane oyunuyla.

YILDIZ’DA BOMBA SORGUSU

Muttalib daha sonra takım arkadaşlarını bir kez de Yıldız Sarayı’nda yapılan sorguda kurtaracaktı. Bunun da öyküsü şöyledir. 1907-1908 sezonunda Galatasaray, daha önceleri hezimet olarak nitelenecek farklı skorlarla mağlup olduğu Kadıköy’ü tarihinde ilk kez yenmişti.

Kuşdili Çayırı’nda oynanan bu maçtan sonra Galatasaray’ın Mekteb-i Sultani’de okuyan futbolcuları ve seyircileri toplu halde yürüyerek İbrahimağa Çayırı-Seyit Ahmet Mezarlığı-Nuhkuyusu güzergâhı üzerinden Beylerbeyi’ndeki okula[3] dönüyorlardı. Ancak hava karardığı için grupta kopmalar olmuş, bu nedenle önde bulunanlar arkada kalanlara yerlerini belli etmek için işaret tabancasıyla havaya ateş açmışlardı. Sonra okula gelinmiş herkes yorgun arkın yatakhanelere çıkmıştı.

Birkaç gün sonra Galatasaraylı futbolcular mabeyn-i hümayuna, yani sorgulanmak üzere Sultan II. Abdülhamid’in sarayı Yıldız’a çağrılmışlardı. Neden, Galatasaraylılar’ın Yıldız’a jurnal edilmeleriydi. Yıldız’a yapılan jurnale göre, Galatasaraylı futbolcular şehzade Abdülmecit Efendi’nin kasrının önünden geçerken silah “endaht etmişler”, yani silahla ateş açmışlardı. Üstelik Galatasaraylı futbolculardan oluşan bu kafile yanında bombaya benzer yuvarlak bir nesne de taşıyordu.[4]

Durum öğrenilince Muttalib öne çıkmış, önce bir “duâ-yi pâdişâhî” okumuş, sonra da Mekteb-i Sultani öğrencilerini bombacı anarşist gibi göstermeye hangi alçağın haddine düştüğünü sormuştu.

Tam bu sırada Muttalib’e suç aleti olan top gösterilince, Javalı genç beyaz dişlerini ortaya çıkaran bir gülmeye tutulmuştu. “Bu mu” diye sormuştu Muttalib, “sizler benden daha iyi bilirsiniz ki bu bir toptur, bir futbol, hafifliğinden de anlaşılmıyor mu?”

Bunu dedikten sonra topun bağlarını çözmüş, iç lastiğin memesini ortaya çıkarmış, onun da iplerini söküp topun inmesini sağlamıştı. Rivayet olunur ki lastik top “pıssss” diye sönerken odada bulunan hafiye ve zaptiyeler köşe bucak kaçmışlar. Sönen sadece top değildi. Muttalib’in silahtan kastın işaret tabancası olduğunu anlatması ve topu söndürme gösterisiyle jurnalde dillendirilen iddialar da “pıssss” diye sönmüştü. Mekteb-i Sultani öğrencileri tutuklanmadan mabeynden ayrılmışlardı.

Galatasaray’ın ilk yabancı futbolcusu Muttalib’e ilişkin bildiklerimiz bunlarla sınırlı. Galatasaray’ın Müslüman olmayan ilk futbolcusu Horace’ın öyküsü ise başka bir yazının konusu…

[1] Galatasaray resmi tarihi Ahmed Robenson’un annesinin, Hindistan’da Müslüman olan Spencer ailesinden Lady Spencer olduğunu ileri sürer, ancak bu doğru değildir. Ahmed Robenson’un babası William Henry Quilliam, Birleşik Krallık’ın Müslüman olan ilk vatandaşlarındandı. İstanbul’u birkaç kez ziyaret etmiş ve son geldiğinde üç oğlu ve eşini burada bırakmıştı. Bu üç oğlu daha sonra Osmanlı tâbiyetine geçtiler. Ancak bunun ne zaman gerçekleştiğini şu an bilmiyoruz.

[2] Ruşen Eşref Ünaydın, Galatasaray ve Futbol, İstanbul, Yenilik Basımevi, 1957, s. 57-58. sic.

[3] 1907 yılında Beyoğlu’ndaki mektep binası yanmış olduğu için öğretim Beylerbeyi Sarayı’nın müştemilatında sürmüştü bir süre.

[4] A. g. e., s. 79.