İskender Baydar
23 Eylül 2014

GELECEĞİ SEÇMEK

Galatasaray yine, yeniden seçim sürecine girdi.

Ünal Aysal aday olacak mı?

Haluk Ulusoy sahneye çıkacak mı?

Alp Yalman, 1990-1996 döneminden neredeyse 20 yıl sonra bir kez daha başarabilir mi?

Faruk Süren, Mehmet Cansun, Mehmet Helvacı, Adnan Öztürk, Ali Dürüst, Turgay Kıran, Işın Çelebi, Abdürrahim Albayrak; peki ya onlar ne yapacak?

Sorular çok, bazı soruların cevapları henüz yok.

Zaten asıl sorun isimler değil aslında.

Yukarıda saydığım isimlerin tamamı, hatta çok daha fazlası, çeşitli dönemlerde Galatasaray’da sorumluluk üstlendiler, başardılar ya da başaramadılar ama ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar.

Bunda bir sorun yok… Sorun mantalitede…

Galatasaray gibi Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi olmakla övünen bir yapı, isimleri değil projeleri tartışmalı seçim sürecinde…

Baskın seçim diye bir şeyden bahsedilememeli; bu göreve talip olanlar her an ekipleri, projeleri ile hazır halde olmalı…

Seçim startı verildiğinde bir, iki, hatta üç ekip plan ve programlarıyla ortaya çıkabilmeli…

Mümkün değil demeyin; bu insanlar her hafta aynı localarda bir araya geliyor, aynı restoranlarda buluşuyor, yeri geliyor aynı teknede tatil yapıyor.

Bu zamanlarda Galatasaray’ın geleceğini konuşmuyorlarsa şayet, bu göreve de talip olmasınlar bir zahmet.

Birkaç basit örnekle ilerleyelim:

Almanya, 2000 Avrupa Şampiyonası Finalleri’nde, grupta sonuncu olunca tüm altyapı sistemini değiştirdi.

Alman Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası’nda final oynaması bile bu yeniden yapılanma sürecini değiştirmedi.

Bir yerde hata yaptıklarına inanmışlardı bir kere, yola devam ettiler.

Tüm kulüplere akademi kurma mecburiyeti getirdiler.

Akademileri çok sıkı denetlediler.

Eğitim hayatında başarılı olmayı ilk şart saydılar.

Çocukların öncelikli olarak futbolu sevmesini önemsediler.

Aileleri sistemin içine soktular.

Ve 14 futbolcusu 25 yaş altında bir takımla, hem de yarı finalde ev sahibi Brezilya’yı 7-1 gibi sansasyonel bir skorla yenerek 2014 Dünya Kupası’nı kazanma başarısını gösterdiler.

Var mı Galatasaray için böyle bir model öneren, bunu hayata geçirmeyi düşünen; bilmiyorum.

Devam edelim…

Porto yıllardır 1’e futbolcu alıp, 5’e, 10’a, 15’e satıyor. Buna rağmen belli bir başarı çıtasını da sürdürüyor.

Var mı Porto’nun scout sistemini detaylıca inceleyen; sanmıyorum.

Dört yıl önce, sadece 19 yaşındayken James Rodriguez’i 7 milyon Euro’ya alıp, 45’e Monaco’ya nasıl sattıklarını, aynı Rodriguez’in 80 milyon Euro’ya nasıl Real Madrid’in yolunu tuttuğunu araştıran var mı; ihtimal vermiyorum.

Tüm dünyanın medeni statlarında zemin hibrit çimken, yıllardır ısrarla ve ısrarla Arena’nın zeminini hibrit çim yapmayarak kulübün neden gereksiz yere masrafa sokulduğunu araştıran birileri var mı; inanın olsa duyardım.

Galatasaray ekonomik açıdan sıkıntılar yaşarken, çok kısa bir süre öncesine kadar batık durumda olan Dortmund’un CEO’su Watzke ile imza attığı ekonomik başarının sırrını araştıran var mı; umarım vardır.

Kişi başına düşen milli geliri Türkiye’nin beş katı olan Almanya’da 12 Euro’ya bilet satılırken, bizde niye en ucuz bilet bile ateş pahası hiç merak eden var mı; yoktur muhtemelen…

Orada statlar kapalı gişeyken buradakilerin neden boş kaldığını biliyoruz da, Galatasaray’ın bunu nasıl aşacağı konusunda proje üreten var mı; duymadım.

Bu soruların cevabını verecek bir aday yoksa o zaman kimi seçecek Galatasaraylılar sandığa gittiklerinde?

Ada’da en çok kokteyl düzenleyen adayı mı?