İskender Baydar
15 Aralık 2014

GERÇEK PROFESYONELLİK

Bu adresin, yani iskenderbaydar.com sitesinin açılışını hatırlayanlar gayet iyi bilir… Geçen yılbaşında gazetedeki yazılar sona ermiş ve sizlerden çok sayıda “Nerede yazacaksın” sorusu gelmişti…

Doğruları yazınca pek yazacak yer olmadığı için memlekette, biraz sizlerin ısrarıyla bu site doğdu. Ve 10 ay boyunca iş gezisi, tatil, toplantı demeden Galatasaray’a dair yazılar yazdım…

Uzatmayayım; ilk kez Torku Konyaspor maçını izleyecek zaman ve mekân yaratamadım kendime ve Cumartesi gecesini boş geçtim.

Kısmet bugüneymiş…

Pozisyon pozisyon ele alınacak bir maç değil Konya maçı… Bütüne bakıp bir şeyler söylemek daha doğru:

Sezon başından bu yana sık sık 4’er 4’er gol yiyen Galatasaray ile Konya’ya 5 atan Galatasaray arasındaki performans farkı yüzde 10-15’tir aslında.

O yüzde 10-15’lik fark ne mi yaratır?

Direkten dönen topların gol olmasını sağlar…

Orta sahanın oyunu iki yönlü oynamasını getirir…

Defansın rakibini daha sıkı marke etmesine vesile olur.

Kalecini daha iyi konsantre olarak yenilebilecek topları çıkarmasına imkân verir.

Yüzde 10-15 günümüz futbolunda çok şeydir.

Galatasaray’ın 4 yediği Dortmund maçında yuhalanıp 4 yediği Arsenal maçında alkışlanmasının sebebidir sahadaki o yüzde 10-15’lik performans artışı.

Taraftarın yenilse bile takımına sahip çıkmasının anahtarıdır o yüzde 10-15…

Takımın kenetlenmesini sağlar bu kadarlık bir artış.

Formayı terletir…

Yüzleri güldürür…

Ligde attığı 9 golle Demba Ba ve Cardozo’nun önünde yer alan Burak Yılmaz’ın görülmesini, hatırlanmasını sağlar…

Eksi yüzde 10-15 tükeniş, artı yüzde 10-15 diriliştir.

İYİ-KÖTÜ PATRON FARKI

Gelelim bu farkın neden kaynaklandığına…

Pek çok kişi, oyuncuların istemedikleri hocayı göndermek için oynamadıkları görüşünde olabilir…

Haklı da olabilirler…

Ama şu unutuluyor çoğu zaman.

Futbolcu da olsan, garson da olsan, gazeteci de olsan bir çalışansın nihayetinde…

Bir restoranın sahibi ya da müdürü değiştiğinde o restorana gelenlerin karşılanmasından garsonun servis yapmasına, ortamın temizliğinden müşteri memnuniyetine kadar her şey değişmez mi?

İyi bir patron ya da müdürün bunu sağlayacak formülü bulması değil midir onun en tepede olmasının nedeni?

Eğer elindeki kadronun eğitim seviyesi düşükse bunu sıkı disiplin, sürekli tekrar ve biraz da korkuyla sağlarsın.

Daha zeki, daha yaratıcı bir kadron varsa daha fazla özgürlük tanıyarak, belki de biraz pohpohlayarak ulaşırsın başarıya…

Elindeki malzemeye göre çizersin yol haritanı… Yolda aksayanları da değiştirirsin…

“Bunlar profesyonel, her maç aynı seviyede oynamak, ellerinden geleni yapmak zorundalar” dediğinizi duyar gibiyim.

Kusura bakmayın da para karşılığı yapılan her iş öyledir.

Garson da, gazeteci de, futbolcu da profesyoneldir…

Elbette ki patron ya da müdür kim olursa olsun performansı değişmeyen garson da, gazeteci de, futbolcu da vardır.

Onlar gerçek profesyonellerdir ve ne yazık ki sayıları çok azdır.

Tıpkı Wesley Sneijder gibi; tıpkı Umut Bulut gibi…

ADNAN POLAT MESELESİ...

Adnan Polat’ın yaptığı açıklamalara gelince…

Bir kere konuşmasının zamanlaması yanlış…

İçeriği yanlış…

Polat’ın intikam duygusunu bir türlü aşamaması yanlış…

Stadı erken açma ısrarından kaynaklanan zararları ve hataları hâlâ göremiyor olması yanlış…

Kurduğu ve bıraktığı kadro yanlış…

Stadın açılışında yaşanan protestolara yönelik yorumu ısrarla yanlış…

Camiaya faydalı olacak isimlerin Galatasaray’a kazandırılması yönündeki sözleri doğru ama bunu salt liselilere bağlaması yanlış…

Polat’ın, kendisinin lise mezunu bir adaya karşı ve pek çok liselinin desteğiyle kazandığının bile idrakinde olmaması da yanlış…

Sahi, kaç yanlış bir doğruyu götürüyordu Sayın Adnan Polat?

***

Her neyse; daha fazla ağzımızın tadını kaçırmayalım, Konya karşısında yaşanan büyük coşkunun, özlenen tablonun en güzel kareleriyle yazıyı noktalayalım: