İskender Baydar
28 Temmuz 2015

GÖLGE ETMEYİN YETER

Çeşitli versiyonları olan çok bildik bir fıkradır:

Adamın biri ölmüş, direkt cehenneme almışlar kendisini… İçeride bir hengame, bir telaş… Her köşede dev kazanlar kaynıyor, her kazanın başında da bir Zebani bekliyor… Kazandan çıkmak isteyen ufak bir müdahaleyle gerisin geri itiliveriyor…

Adam etrafı şaşkın gözlerle izlerken, bir kazanın başında hiç Zebani olmadığını görüp umutlanıyor ve soruyor:

“Orada niye hiç Zebani yok?”

Sorunun muhatabı yanıtlıyor:

“Orası Türk cehennemi, biri başını çıkartmaya kalkarsa diğerleri ayağından tutup aşağı çekiyor zaten…”

***

Hürriyet gazetesinde Selahattin Duman’ın yazısını okuyunca her nedense bu fıkra geliverdi aklıma…

Selahattin Abi iyi gazetecidir, zehir gibi zekâsı vardır, hoş sohbettir ve sağlam bir entelektüeldir.

Bu nedenle Galatasaray Lisesi mezunlarıyla kendince kafa yaptığı yazıyı okuyunca iki ihtimal düştü aklıma:

Ya konu bulamadı ve başını sonunu düşünmeden yazıyı aceleye getirdi;

Ya da fırsat bu fırsattır diyerek asla sahip olamayacağı köklü bir geçmişi aşağılamaya yeltendi.

Umarım ilk seçenek geçerlidir, aksini böylesine önemli bir zekâya hakaret sayarım çünkü…

Gelelim Selahattin Abi’nin yazdıklarının kısa cevaplarına:

Öncelikle lise için 1868 tarihini dillendirmiş Duman, doğru ama eksik bilgi…

1868 lisenin zaman içinde geçirdiği değişim/dönüşüm sürecinde önemli bir tarih ama kurumun kökleri 1481’e uzanıyor.

Alafranga/Alaturka ayrımı yapmış Selahattin Abi; burada da yanılmış.

Alafranga Batı’ya, Alaturka Doğu’ya dair kavramlardır.

Galatasaray Batı eğitiminin bu ülke birikimleriyle harmanlanmış halidir.

Bir benzetme yapmak gerekirse, Galatasaray Lisesi mezunları, Beyoğlu’nda okumuş olmanın da verdiği çevresel etkiyle bir ayakta loafer, bir ayakta yumurta topuk giyebilir, her ikisini de aynı doğallıkla taşıyabilir.

Konuya “Bu Tarz Benim” üslubuyla yaklaşınca ister istemez “Bizımla değılsın” diyorum Selahattin Abi’ye:)

***

Duman, Galatasaray Fransızcası ile dalga geçmiş ki en haklı olabileceği yer orası ama o da eksik…

O konuda biz Galatasaraylılar yapılabilecek tüm esprileri yapmış durumdayız.

Hatta pek çoğumuz lisede öğrenemediğimiz Fransızcayı öğrenebilmek için Fransız Tatil Köyü Club Med’lerde vatan millet aşkıyla hizmet verdik yıllarca…

Ben dâhil çoğumuza bu bile fayda etmedi, o ayrı…

Ama öğrenenler bu ülkeye yeter de artar bile…

Mesela Fransa’da köşe yazarlığı yapan Nedim Gürsel;

Mesela Ankara Hükümeti’nde görev yapan ilk dışişleri bakanımız Bekir Sami Kunduh;

Fatin Rüştü Zorlu, Mümtaz Soysal, Hasan Esat Işık, Turan Güneş de liseli olup ana dili gibi Fransızca konuşan isimlerden sadece birkaçı…

***

Selahattin Duman’ın haklı olduğu bir diğer konu, Galatasaray mezunlarının para kazanma konusundaki yeteneksizliği…

“Milletin a…. koyduk” diyenlerin kral ilan edildiği, ne iş yaptığı belli olmayan binlercesinin müteahhit, galerici diye ortalarda dolaştığı bir coğrafyada, para kazanamamak olsa olsa şereftir Galatasaraylılar için…

***

Gelelim bir diğer mevzuya…

“Kibirli, burnu büyük, ukala” falan derler Galatasaraylılar için…

Hatta Selahattin Duman gibi bunu kendimizi aristokrat sanmamıza bağlayanlar çoğunluktadır.

İnsanların sınavla girdiği, Türkiye’nin dört bir yanından gelenlerin okuduğu, hatta önemli bir bölümünün maddi imkânsızlıklar nedeniyle parasız yatılı okuduğu bir okul Galatasaray Lisesi…

Şöyle bir geçmişe bakıyorum da:

Benim babam terlikçiydi, bir başkasınınki turşucu

Mesela bu hafta geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden turist rehberi İbrahim Beşlioğlu’nun babası gecesini gündüzüne katarak süt güğümleri yapardı karanlık bir atölyede… Tek arzusu çocuklarının iyi bir eğitim almasıydı.

Öğretmen çocuğu da vardı aramızda, bakkal çocuğu da, köylü çocuğu da…

Şu anda İngiltere’de uluslararası bir şirkette üst düzey yönetici olan bir arkadaşımın babası kamyon şoförüydü mesela…

Ben bu listede aristokrat göremedim Selahattin Abi, sen de bir bak istersen.

Hem babadan oğula geçmiyor ki Galatasaray’da okuma hakkı; akıl gücüyle elde ediliyor.

‘Aristokrat’ algısının arkasında, Galatasaray mezunlarının uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı nezdinde etkin görev almasının da payı var…

Ki az önce saydığım isimlerden de anlaşılacağı üzere bu bir övünç kaynağı Galatasaraylılar açısından…

Dış politikanın bir dününe, bir de bugününe bakmak yeterli bunu görmek, anlamak için.

***

Selahattin Duman yazının sonlarına doğru asıl sıkıntısını dile getirmiş bana göre…

Diyor ki;

“Galatasaray diploması insanın canına can, ruhuna asalet katar” propagandasından en çok etkilenen de Fenerbahçe camiasıdır.

Sahada ne kadar yenerlerse yensinler, iş eğitime geldiğinde hasımlarına karşı boyunları bükük kalır.

Onun için de her kongre ortamında bir “Fenerbahçe Lisesi” lafı ortada dolanır.

Sanki alacakları lise diplomasının üzerinde takımın adı yazıldığında, çocukları dünyaya kuş konduracakmış gibi gelir onlara.

Hemen düzelteyim:

Bizlerin diplomasında bir takımın adı yazmıyor Selahattin Abi; lisenin adı Sarı Kırmızılı o şanlı takımla tüm dünyaya yayılıyor…

Galatasaray markası, “Türk olmayan takımları yenmek” ülküsüyle Ali Sami Yen ve arkadaşları tarafından lisede kurulan takımıyla birlikte büyüdükçe büyüyor, yüceldikçe yüceliyor.

***

Bu arada, 1968 yılında kurulmuş Fenerbahçe Lisesi zaten var bir semt okulu olarak.

Onu beğenmeyip seneye yeni bir lise kurarız falan diyorsanız o ayrı…

Zaten kurmayın da demiyorum, siz hobi olarak yine kurun o liseyi…

Belki kuruluşundan 535 yıl sonra, yani takriben 2551 yılında falan yeniden değerlendiririz bu konuyu…