İskender Baydar
5 Şubat 2014

HAGİ… HAGİ… HAGİ…

5 Şubat 2014’ten geri saralım filmi…

Mesela 11 Ağustos 1999 tarihine; Viyana’ya gidelim.

Rakip, Rapid Wien… 1999-2000 UEFA Şampiyonlar Ligi 3’üncü Ön Eleme Turu maçı…

Galatasaray’ın 17 Mayıs 2000’de UEFA Kupası’na uzanacağı serüvenin başlangıç noktalarından biri…

Gheorghe Hagi topla buluşuyor, orta yuvarlağın kendi yarı sahasına bakan ucunda…

Bir spor otomobil gibi aniden hızlanıyor ve direksiyonu hiç kırmadan rakip kaleye yöneliyor.

Rapid Wienli futbolcular 1300 cc’lik dizel gibi kalıyor yanında.

İsterseniz bundan sonrasını Ercan Taner’in, klasikler arasında yerini almış o unutulmaz anlatımından aktaralım:

“Hagi, kaleye baktı, bir çalım, nefis bir hareket, Hagi, Hagi, Hagi, Hagi, Hagi… Hagi!!!”

Oysa Türkiye’ye geldiğinde ne ağır eleştirilere hedef olmuştu.

İnternet bu kadar yaygınlaşmadığından, Vikipedia falan bulunmadığından, 1996 yılında Galatasaray’a gelen 1965 doğumlu Hagi’nin 35 yaşında olduğunu söylediler.

“Alkolik” dediler.

O sustu; “Sahada cevap vermeyi tercih ederim” demekle yetindi.

Verdi de…

132 maçta forma giydi, çoğu spektaküler 59 gol attı,51 de asist yaptı.

Galatasaray, 10 numarasıyla 4 şampiyonluk sevinci yaşadı. Bir UEFA, bir Süper Kupa kazandı.

Mütevazıydı.

Dünyanın en olmayacak golünü attıktan sonra burnuna dayanan mikrofonlara, ‘a’ harfine gayet baskı telaffuz ederek “Normal” derdi.

Bir şey daha derdi: “Mesleğinde büyüdükçe küçülmesini bileceksin…”

Sadece demekle kalmaz, bunu uygulardı da… Eğilip genç oyuncuların ayakkabısını bağlardı.

Daha dünkü çocuklar en pahalı otomobillere binerken, Florya’dan evine TOFAŞ’ın “tasarım harikası!” modeli Tempra ile giderdi.

Küçülmek deyince aklıma geldi; topun havada türbülansa yakalanmış uçak gibi bir alçalıp bir yükselerek gitmesini sağlayan o inanılmaz şutları çıkartan ayakları da küçüktü.

Kimi 37, kimi 38 numara olduğunu söylese de, aslında 37,5 numaraydı.

Yeteneği Allah vergisiydi. Kazanma hırsı ise tamamen kendisine aitti.

Az konuşan, çok çalışan, ciddi bir futbolcuydu.

Ciddiyeti hem karakterinden, hem yaptığı işe saygısındandı.

İşini o kadar iyi yaptı ki, Galatasaray’a ve Türkiye’ye gelen her kalburüstü futbolcu 10’unla kıyaslandı.

Oysa bu hem Hagi’ye saygısızlık hem de onunla kıyaslanan futbolcuya haksızlıktı.

Sonuçta, 1994 yılında FIFA tarafından yapılan “Dünyada Yılın Oyuncusu” sıralamasında ilk 5 içinde yer alan; “1994 Altın Top Ödülü”nde yine son 5 içinde bulunan, “1994 Dünya Kupası En İyi 11”ine seçilen ve 2010 yılında yapılan değerlendirmede “Dünya Kupaları Tarihinin En Değerli 100 Futbolcusu” arasına giren bir isimden söz ediyoruz.

Oynadığı takımlarla kaldırdığı kupalar da cabası.

Kıyas kabul etmez bir başarı.

Ne mutlu 10’u çıplak gözle izleme şansına erişenlere…

Çünkü onlar, yaşadıkları sürece unutamayacakları, hep hatırlayacakları bir coşkunun, tutkunun, aşkın parçası olma ayrıcalığına sahipler.

Bunu hissetmek için filmi geri sarmalarına da gerek yok üstelik.

Tıpkı Metin Oktay gibi, tıpkı Gheorghe Hagi gibi koy sağ elini yüreğinin üstüne…

Yaşadıkların orada hep seninle…