İskender Baydar
5 Ocak 2018

HAYDİ ANTALYA’YA

Ne memleketin sığ, hatta çağdışı gündemi huzur veriyor insana ne de Galatasaray iç siyasetinin kısır çekişmeleri… Böyle durumlarda en iyisi motorları maviliklere sürmek diyerek yeni yılın ilk günlerinde soluğu Antalya’da aldık ailece…

Her ne kadar bu sitede ağırlıklı olarak Galatasaray’a dair yazılar yazsam da seyahat yazısı yazmak çoğu zaman daha keyifli doğrusu…

Stresi yok en azından…

Üstelik kimseden de küfür yemiyorsun:)

Gezmeyi sevenler “Kışın Antalya’da Yapılacak En İyi 10 Şey” havasında, futbol severler de “Devre Arası Antalya Kampı” tadında okuyabilir bu yazıyı.

“Vira Bismillah” diyerek başlayalım…

***

Mümkün olduğunca kısa kısa, 10 maddede yapılabilecekleri sıralayayım önce…

1- Bavulu falan odaya atıp, hatta mümkünse lobide terk edip yapmanız gereken ilk şey  7 Mehmet’e koşmak olmalı… Ne de olsa aç turist gezmez.

Gerçi 7 Mehmet’in ünü Türkiye sınırlarını aşmış durumda, benim anlatmam ne fayda… Tek söyleyeceğim rakı sevenlerdenseniz eğer -ki sevmiyorsanız bile Münir Özkul ve Aydın Boysan anısına bir kadeh dolduruverin- tahin, kırmızı toz biber, tuz, su, limon suyu, kimyon, az karabiber ve ile yapılan Hibeş’i bir söyleyiverin.

Ardından Toroslar’a yakın mekâna özel tarlalarda yetişen ve günlük olarak getirilen taze ürünlerle hazırlanmış bir salata sipariş edin. Tercihen avakadolu olsun. Sonrası sebze, et, varsa av eti ya da balık; keyfinize göre…

Bu gidişimde deneyip önerebileceğim ise yavaş ateşte üç saatten uzun bir süre pişirilip sonra kızgın ateşte mühürlenerek masanıza gelen kokoreç; şimdiden afiyet olsun.

7 Mehmet, kışın Antalya’da yapılması gerekenlerin listemin “1” numarasıydı ama inanın Antalya’da numara çok

2- Yazın ulaşmakta, kadraja başkaları girmeden fotoğraf çekinmekte bile zorlanılan şelaleler turu çok rahat bir tam gününüzü renklendirebilir… Düdenbaşı (Falezlerden dökülen değil daha iç bölgede yer alan; diğerine başka bir maddede geleceğiz), Kurşunlu ve Manavgat… Öylesine sakin oluyor ki kış aylarında doya doya fotoğraf çekebilir, şelale çevresinde yürüyüş yapabilir, keyifle Türk kahvenizi içebilirsiniz.

Benden söylemesi, çocuklar da çok mutlu oluyor.

Hele Kurşunlu’da papağanlarıyla müşteri bekleyen cabbar fotoğrafçı oradaysa…

Tek kusuru papağanlarından birinin adının Alex olması; koyu bir Fenerbahçeliymiş kendisi:)

Zaten kış aylarında ya da baharda bu şelaleleri gördünüz, gördünüz… Yapılan yanlışlar nedeniyle yazın kurumuş bir şelaleyle karşılaşma ihtimaliniz maalesef bir hayli yüksek.

3- Üç numaraya Aspendos Tiyatrosu ve Side’deki antik kalıntıları koyabilirim mesela. Geçen kış yine yılbaşı vesilesiyle gittiğimizde uğramıştık Roma Dönemi’nden kalma görkemli Aspendos’a; toplasanız 10 kişi bile değildik 2 bin yıllık, 20 bin kişilik devasa tiyatroda…

Hiç görmeyenler için tiyatronun heybetini daha iyi anlatabilmek adına ufak bir vurgu yapayım: Yaz konserleri sırasında insanların girmek adına birbirleriyle yarıştığı, araya torpil koyduğu Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi 4 bin kişilik…

Side’de, yerleşim yeri içinde ve denizin hemen dibinde yer alan kalıntılar da en az Aspendos kadar, hatta işin uzmanlarına göre ondan bile daha ilgi çekici… Bir 20 bin kişilik muhteşem tiyatro da orada selamlamak için bekliyor siz gezginleri.

4- Yine çocukların keyif alacağı bir etkinliğe dönecek olursak, “Antalya Aquarium”u da gezilecekler listemize dördüncü basamaktan dâhil edebiliriz. 131 metrelik uzunluğu ve 3 metrelik genişliği ile Avrupa’nın en büyük tünel akvaryumu da burada. Hurda otomobil, parçalanmış pervaneli uçak kalıntısı gibi havuz içi düzenlemeler oldukça etkileyici. Tek kusuru, bazı akvaryumların yanındaki bilgilendirme levhalarında adı yazan balıklar yerine farklı balıkların yüzüyor olmasıydı sanırım.

5- Beş numarada kayak merkezi Saklıkent var. Antalya merkeze yaklaşık 1,5 saat mesafede. Siz, siz olun Google haritalara güvenip kestirme yola dalmayın. Biz yaptık. Son bölümlere doğru dere içinden geçip araçtan az geniş olan toprak bir yolu aşarak ana yola bağlanmamız gerekti. Bir de sakın Pazar günleri gitmeyin, giriş kilitlenebiliyor. Olur da varmayı başarabilirseniz, Aralık ile Nisan ayları arasında kayaktaki marifetlerinizi gösterme ya da sadece kar topu oynayıp sucuk ekmek keyfi yapma fırsatı sizleri bekliyor.

Antalya’da kar görmenin bir başka ve çok daha kolay yolu ise teleferikle 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı Zirvesi’ne ulaşmak. Araçla gelinen 726 metre yükseklikteki istasyondan 2 bin 365 metreye, 4 bin 350 metre uzunluğundaki hatla ve 10 dakika gibi kısa sürede çıkan teleferik etkileyici bir yolculuk vaat ediyor. Sadece 2017’de 350 bin kişi bu harika yolculuğu yapmış; ihmal etmemenizi öneririm

6- Sabah erkenden gittiğiniz Saklıkent’te veya Tahtalı Dağı’nda üşüdüyseniz, hava kıyıda hâlâ açıksa ve öğle güneşi henüz etkisini kaybetmediyse ve tabii ki soğuk suyu seviyorsanız her mevsim denize girmeyi deneyebilirsiniz Antalya’da.

Altı numarada yer alan ve zor gibi görünen bu seçenek hakkında şunu özellikle belirteyim: Antalya’nın Aralık ve Ocak aylarındaki deniz suyu sıcaklığı Ege’nin pek çok yerindeki Mayıs ayı sıcaklıklarına ya eşit ya da üzerinde… Ve hemen her mevsim denize giren birilerine rastlamak mümkün Antalya’da… Deneyin, ölmezsiniz!

7- Hadi gelin biraz yol yapalım… Listenin yedi numarası için önce Finike’ye uğrayıp portakal, mandalina ve nar bahçeleri arasında dolaşabilirsiniz. İnanamayacağınız kadar keyif alacağınızı garanti edebilirim. Antalya-Finike arası yaklaşık 110 kilometre. Gelmişken 80 kilometre uzaktaki Kaş’a da uğrayın, hatta bir gece de orada kalın derim. Bu sayede dönüşte Olympos’a da uğrayabilirsiniz.

Antalya-Finike-Kaş yolu üç saat kadar sürüyor. İstanbullular için bir günlük işe gelip gitme süresi alt tarafı.

8- Bu kadar otomobil kullanmak yeter derseniz şehir içi iki keyifli yürüyüş güzergâhı önerebilirim sekiz numaralı seçenekte. İlki yavaş, biraz miskin, bolca keyifli bir rota: Antalya Kaleiçi’nin sokaklarında dolaşmak…

Bolca fotoğraf çekebilir, Pio Gastro Bar & Bistro’da dünya lezzetlerini tadabilir, ÇaY-Tea’s Lunchroom & Deco Home’da keyif yapabilir, dev basamaklardan inerek limana ulaşabilir; panoramik asansörle yeniden yukarı çıkabilirsiniz.

İkinci güzergâh ise dilerseniz sportif, dilerseniz yemeli-içmeli… Muratpaşa’da, Akra Barut Hotel’den başlayıp falezlerin üzerindeki park ve yürüyüş yollarını aşarak Düden Şelalesi’nin 50 metreden denize döküldüğü yere kadar uzanan yaklaşık altı kilometrelik güzergâh hem yürüyüş yapmak hem de bisiklete binmek için ideal…

“Performans değil, keyif insanıyım” diyorsanız sahil hattındaki mekânlar yeme-içme ve eğlenme konusunda sayısız seçenek sunuyor.

9- Yazıyı sıkılmadan buraya kadar okuyup da “Antalya’ya geldik daha balık bile yemedik” diyorsanız eğer, şu aralar en popüler adres Balıkçı İrfan… Kendisi dokuz numaradan listemizde.

Mezeler iyi, “İspanyol” adını verdikleri wok tava içinde gelen tereyağlı, baby domates ve soğanla süslenmiş, sarımsakla lezzetlenmiş karides iştah kabartıyor.

Arka masaya gelen ancak fiyatını hak etmesi adına yapılan alevli şov sırasında mekânda ufak çaplı yangına neden olduğu için o an oradaki tüm masalara bölüştürülen tuzda levrek tek kelimeyle enfes. Narla süslü jöle kıvamındaki hurma tatlısı da denenmeyi hak ediyor.

10- On ve son numarayı eğlenmek isteyenlere ayırdım… İlk adres, ille de canlı performans izlemek ve Türkçe dinlemek isteyenler için Antalya Jolly Joker. Salon İstanbul’dakine göre çok daha ferah ve sahnesinden geçmeyen isim neredeyse yok gibi. İnternet sitesine şöyle bir baktım da, bu ay sonuna kadar Teoman, Gökhan Tepe, Selami Şahin, Fatih Ürek var. Önümüzdeki ay ise Ozan Doğulu, Berkay, Levent Yüksel ve Yaşar çıkıyor.

İkinci adres ise Lara Caddesi üzerinde yer alan Be Vogue… Yeni bir mekân… Gün boyu cafe&restaurant olarak, ilerleyen saatlerde de DJ eşliğindeki müziğiyle öne çıkıyor. Muratpaşa civarında kalıyorsanız geceyi sonlandırmadan uğrayabilirsiniz.

***

Evet; 90 dakikalık maç yazısı bitiyor ama Antalya’nın sundukları yazmakla bitmiyor. Listede yer almayan çok sayıda yer var farkındayım. Kimine yakın zamanda gidemedim, kimi için son iki gidişimde fırsatım olmadı.

Bazı kişisel notlarımla birlikte kısa kısa eklemeye çalışayım:

Side ve Aspendos’u yazdık diye Perge, Phaselis, Patara veya diğerlerini unuttuk sanılmasın, hepsi gezilip görülmeyi hak ediyor.

Bu gidişimde ilk kez denk geldim… Muratpaşa tarafından bakıldığında, en uçtaki Tahtalı zirvesinden kente doğru uzanan dağların karlı tepeleri dolunay ışığı altında adeta fosforluymuşçasına parlıyor ve ortaya etkileyici bir manzara çıkıyor. Bir kuzey ışıkları değilse bile mutlaka tarihler denk getirilip görülmeli.

Ayrıca yine çocuklarıyla tatil yapanlar Lara sahilinde bulunan ve dev kumdan heykellerin yer aldığı Sandland’e gitmeyi de ihmal etmemeli…

Konyaaltı’nda devasa bir kent parkı ve sahil rekreasyon alanı yapılıyor. İnşaatın büyüklüğünü görünce merak edip araştırdım projeyi. Kente ve Konyaaltı’na büyük değer katacak gibi görünüyor. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’i tebrik ederim.

Aynı şeyi Antalya Film Festivali için söylemek mümkün değil. Yıllardır sadece polemikleri ile gündemde. Oysa büyük bir emekle yaratılmış bir değer ve marka değeri hızla aşınıyor. Adana Tiyatro Festivali son zamanlarda çok daha kaliteli.

Keza Kemer Karnavalı ya da Altın Nar Festivali de aynı durumda… Dünyanın her köşesinden, neredeyse nüfusunun altı katı turist ağırlayan kente ait bu önemli etkinliğe uluslar arası bir kimlik kazandırmak dururken giderek yerelleşiyor; etkisini yitiriyor. Bu alanda da Adana, Portakal Çiçeği Festivali ile öne çıkıyor.

“Gelecek Nesiller İçin Yeşil Bir Dünya” temasıyla alınıp 2016’da düzenlenen ama sadece yapılan önemli konserlerle akılda kalan EXPO Antalya Fuar Alanı atıl kalmış gibi görünüyor… Oysa EXPO’ların en önemli özelliği düzenleyen kentlere kalıcı eserler kazandırmasıdır. Mesela Eyfel Kulesi, zamanında Paris EXPO’su için inşa edilmiştir. Umarım bu alan gelecekte daha iyi değerlendirilebilir.

Kentin gurme kimliğine de mutlaka yatırım yapması gerekiyor. Bu iş sadece mekânların tanıtım performansına terk edilemeyecek kadar önemli.

Kış aylarında yapılabilecek bunca şey varken Antalya’nın bir kış destinasyonu olması adına pek de bir şey yapılmamasını anlamakta zorlanıyorum.

Ve bir dip not: Davetli olarak gezip tarafsız yazı yazan da var, yüzüne gözüne bulaştıran da… Bu yazı tamamen bir aile tatili neticesinde ve alınan her hizmetin parası ödenerek yazılmıştır. İçiniz rahat olsun:)

Gezin, gezmek öğretir.

***

Sizleri cep telefonuyla çekilmiş 12 karelik bir Antalya turuna bekliyorum… Fotoğraflar hemen altta:)