İskender Baydar
30 Ekim 2018

HER GALATASARAYLI OKUMALI

Burada, kulüpte çalıştığım dönemde yaşadıklarıma dair bir şey paylaşmamaya özen gösteriyorum. Çünkü görev yaptığımız süre zarfında orada olup biten her şey bizim namusumuz.

Bunun tek bir istisnası var Galatasaray’ın çıkarları.

Ama bugün yazacağım konu, orada bulunmamıza rağmen asla bizden çıkmayan, bizim tüm itirazlarımıza rağmen Florya’da kurulan alternatif iletişim yapılanması tarafından servis edilen, gazetelerde çarşaf çarşaf yer bulan ve her takımın namahremi olan soyunma odasında yaşananlara dair.

Tarih 6 Mayıs 2017; Galatasaray-Kasımpaşa maçı…

Galatasaray’ın Avrupa Kupaları’ndan men cezasını atlatabilmesi için Avrupa Kupaları’na katılma hakkını kazanması gereken sezon.

Hep birlikte sahada gayriciddi bir takıma ve alınan 1-3’lük mağlubiyete tanıklık ettik maalesef…

Maç sonu odama doğru ilerlerken hışımla başkanlık makamından çıkan Dursun Özbek’i gördüm.

Deliye dönmüştü.

“Soyunma odasına gidelim” dedi.

O maç sonunda ve o gece Beyaz TV’de yüzlerce kere dönen görüntüler eşliğinde daha önce hiç girmediğim soyunma odasına girdim.

22 yıl medyada, sektörde iz bırakmış 4 ayrı patronla çalıştım.

Ben soyunma odasındaki kadar rahat bir çalışan kitlesi görmedim.

Zaten sıkıntılı bir dönemde görev alan ve geçmişten gelen pek çok sorunu geçmişi kötülemeden sahiplenen, üstüne de bir kısmı kendi hatası, bir kısmı güvendiği insanların hatasıyla sayısız aksiliği göğüslemek zorunda kalan Dursun Özbek o gün soyunma odasında patladı.

“Tüm kariyerimi, ailemin geleceğini sizler uğruna feda ettim; karşılığı bu mu” dedi.

Ses yok.

Devam etti.

“Oynadığınız futboldan utanmıyor musunuz, ödemeleriniz bir gün aksamıyor, daha ne istiyorsunuz” diye haykırdı.

İlk sözü Sneijder aldı ve Hoca’nın, yani Tudor’un kendilerine olan sert yaklaşımından şikâyet etti.

Kaldı ki o dönemde kendisini sabah saat 05’ten önce yatağa göndermek mümkün değildi.

Yılda 4,5 milyon dolar kazanıp, sahada oynamadan sosyal medya ile sahada var olmanın cesaretine sahipti kendisi…

Gönül verdiği takıma değil, sosyal medyayı iyi kullanan oyunculara inananlara ders olsun gerisi…

Ardından Sneijder’in kankası, emeklilikten dönüp Galatasaray forması giyen De Jong sazı eline aldı.

“24 futbolcuyu gönderemeyeceğinize göre hocayı göndermeniz en doğrusu” dedi hiç utanmadan.

Birlikte çalıştığım, insani olarak büyük saygım olan ama hatalarını da asla reddetmediğim Dursun Özbek, o gün Galatasaray Başkanının yapması gerekeni yaptı ve şunları söyledi:

“Galatasaray’ın çıkarları öyle gerektiriyorsa 24 futbolcuya da gönderirim…”

O gecenin neticesinde Galatasaray 2017-2018 sezonuna tamamen yenilenmiş bir kadroyla başladı.

Ne Sneijder kaldı, ne de De Jong…

Ve Tudor yönetiminde sezona bomba gibi bir giriş yaptı Galatasaray…

Ancak futbolcuya dayalı bu sistem nasıl bir sistemse gelen oyuncular da gidenleri aratmadı.

Başakşehir ve Beşiktaş maçlarındaki performanslarıyla, ağır idman temposundan şikayet ettikleri Tudor’un biletini kesmeyi başardılar.

İnatçı Hırvat’ın “Ben Juventus’ta oynadım, siz de ki oluyorsunuz” tavrı da bunda önemli bir rol oynadı.

İyi de sen kimsin be Tudor?

Juventus tabii ki büyük ama burası da Galatasaray…

Geçmişte yaşanmıyor, sen bunu hiç anlayamadın Tudor…

Ve sonrasında Fatih Terim geldi…

Oysa çok önce, Galatasaray Östersunds’a elendiğinde gelmeliydi Terim…

O gün gelmesini savunan bizlere karşı çıkanlar bugün ortada bile yoklar.

Bundan sonra ortaya çıkmalarına müsaade edersem de namerdim.

Galatasaray, Fatih Terim’in de kredisiyle, küme düşen Gençlerbirliği karşısında aldığı yenilgiye rağmen 21’inci şampiyonluğa ulaştı.

Ve bu sezon…

İyi başlamadı Galatasaray…

İyi de oynamıyor…

Fatih Terim’in son basın toplantısında da vurguladığı gibi sorun çok daha derin.

Futbolcular; senin, benim, bizim sosyal medyada göklere taşıdığımız ama futboldaki yetenekleri olmasa adları bile anılmayacak delikanlılar adeta bir markaya meydan okuyor.

Yemezler.

Ya adam gibi çıkıp oynayacaksınız Fenerbahçe karşısında ya da bu kulüpten defolup gideceksiniz.

Fenerbahçe de sıkıntılı günlerden geçiyor.

Onlar da benzer sorunlarla baş etmeye çalışıyor.

Yenilebilirsiniz de…

Bu hiç önemli değil.

Ama bu forma, bu arma uğruna sonuna kadar mücadele etmeye mecbursunuz.

Bunu söylemeyi hiç sevmiyorum ama vicdanım rahat, kendi adıma yaptığım her işte aldığım parayı hak ettim.

Sizler de hak edin.

Ya da en zarif ifade şekliyle defolup gidin.

Burası Galatasaray…

Ve burası bizim gönlümüzün merkezi…

Oyunculara değil renklere aşığız biz…