İskender Baydar
18 Şubat 2014

HERKES İÇİN ADALET

Sinoplu filozof Diyojen, güpegündüz elinde fenerle dolaşırken kendisine ne yaptığını soranlara “Adam arıyorum, adam” cevabını vermişti ta milattan önce 300’lerde…

Pazar günü “Adalet arıyoruz” diyerek sokağa dökülen Fenerbahçe taraftarının ardından gazetelere yansıyan haberleri görünce aklıma geldi Diyojen’in sözleri…

Adalet…

Bu ülkenin şu sıralar en çok ihtiyaç duyduğu şey…

Gelin manzaraya hep birlikte bakalım…

Şike soruşturmasındaki telefon dinlemeleri yasal mı; yasal…

Ergenekon’da, Balyoz’da olduğu gibi sahte delil üretimi söz konusu mu; değil…

Telefon rehberine gizlice eklenmiş numaralar var mı; yok…

Suçun işlendiği iddia edilen tarihte olmayan programlarla, yazılımlarla oluşturulmuş kanıtlar da yok.

Üzerinde oynanmış disketler de yok.

Savunma hakkına getirilen bir sınır da yok.

Peki ne var?

Tarlalar var…

Ekinler var…

Dikte edilen haberler var…

Para almak için hocalara akıl danışan futbolcular var…

Rakibin kadrosunu yayıncı kuruluşun muhabirinden almalar var…

Başkalarının adına çıkartılmış ‘patates’ telefon hatlarıyla konuşan bir başkan var…

Parası Ekşioğlu Vakfı tarafından ödenmiş Mini Cooper var…

Türkiye’de ve UEFA nezdinde başvurulan her kapıdan ceza alıp dönmeler var…

Fenerbahçeli yöneticiler, 17 Aralık sonrası oluşan kaostan faydalanarak yeniden yargılanma hakkı istiyor.

Yıllardır haksız yere hapis yatan kahramanların sesini duyurmak için Beşiktaş’ta ‘Sessiz Çığlık’ eylemi yapan asker yakınlarına dönüp bakmayanlar, bugün onların yanında yer alıyormuş gibi fotoğraf veriyor.

İşine gelen her şeyi, işine geldiği gibi kullanıyor.

İşine gelmeyenleri, rahmetli olmuş bir kulüp çalışanının üstüne yıkarak UEFA’ya ifade veriyor.

Tam bir PR; yani daha anlaşılır bir dille yazmak gerekirse profesyonel bir halkla ilişkiler faaliyeti sergileniyor.

Tüm bunlar ne için?

107 yıllık Fenerbahçe için mi, Aziz Yıldırım’ı kurtarmak için mi?

Ya medya?

Sadece birkaç hafta önce adalet aramak için Trabzon’da yapılan yürüyüşü es geçen, ama Bağdat Caddesi’ndeki yürüyüşü hiçbir soru işareti koymadan manşetine taşıyan medya…

Bu mu gazetecilik?

Aziz Yıldırım ne demişti:

“Direksiyona oturduk, anahtarı taktık ama kontağı çevirmedik…”

Yani “Biz hiçbir şey yapmadık” demiyor, “Girişimde bulunduk ama sahaya yansımadı” diyor.

Şikeyle ilgili kanun ne diyor peki?

Gelin onu bir hukukçunun bu konuda gelen soruya verdiği cevapla aktaralım:

Soru şöyle:

“Kaleci A.’ya, eski antrenörü B. rica eder ve ona şöyle der:

Senin üzerinde büyük emeklerim olduğunu biliyorsun. Benim hatırım için bu haftaki maçta bir gol ye. Bunun karşılığında sana istediğin parayı vereceğiz…

Bunun üzerine kaleci A. teklifi kabul eder.

Fakat maçtan önce arkadaşına konuyu açar.

Arkadaşının ikazı üzerine şike yapmamaya karar verir.

Bunu B.’ye söylemez ve maçta söz verdiği golü yemez.

Burada A ve B şike suçunu işlemiş midir?”

Cevap aynen şöyle:

“Bu olayda A ve B şike suçunu işlemiştir. Daha sonra vazgeçerek verdiği sözü yerine getirmemesi sonucu değiştirmez.”

Evet; sonuç değişmez.

Dün, “Türkiye’ye yakışan Fenerli Başbakan” pankartı açanlar, bugün Başbakan aleyhine bağırsa da değişmez…

17 Aralık’ın arkasına sığınsa da değişmez.

Tüm medyanın desteğini arkasına alsa da değişmez.

Çünkü gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.

Sokağa dökülüp adalet arıyorsak eğer, Fenerbahçe’nin masum olma ihtimali kadar, Trabzonspor’un haklı olma ihtimalini de sorgulamamız gerekiyor.

Bu ülkenin, dünya 3’üncüsü olmasına rağmen karizmatik değil diye medya tarafından lime lime edilen hocası Şenol Güneş’in hakkını da savunmamız gerekiyor.

Daha da önemlisi, İsmet İnönü’nün dediği gibi bir ülkede namusluların da namussuzlar kadar cesur olması gerekiyor.

Sadede gelirsek…

Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA’dan gelen mesajlara kulaklarını tıkasa da, gerçekler balçıkla sıvanamayacak kadar aşikârdır.

Sahi; Fenerbahçe 2010-2011 şampiyonuysa, Beşiktaş da aynı yıl Türkiye Kupası’nı kazandıysa, Süper Kupa Finali neden oynanamadı hâlâ!

Bunun bir cevabı var mı TFF?