İskender Baydar
25 Ocak 2015

İKİ GALATASARAY

Maç başlamadan önce oyun kalitesine dair çok bir beklentim yoktu doğrusu…

Galatasaray’ın kazanacağını düşünüyordum, hepsi o…

İkinci yarının ilk maçı görünümündeki ilk yarının son maçıydı Çaykur Rizespor karşılaşması…

Beşiktaş karşısında elde edilen derbi galibiyetiyle ve Rize maçından tam 21 gün önce devre arasına girmişti Galatasaray…

Açık konuşmak gerekirse kötü ve plansız bir kamp dönemi geçirmiş, yanlış bir maç programı ve ağır zemin koşulları nedeniyle önemli sakatlar vermişti.

Üstelik perşembe akşamı Diyarbakır Büyükşehir karşısında da kötü bir performans sergilemişti.

Bu olumsuz manzara ilk düdükle birlikte değişti.

İnsanı oturduğu yere çivileyen, nefessiz izlenen bir oyun vardı ilk 15 dakikada…

Hakan Balta’nın uzun topu, Selçuk İnan’ın kontrolü ve aklı dolu pası, Wesley Sneijder’ın usta işi vuruşu ile erken bir golle öne geçti Galatasaray.

Geçmekle de kalmadı, tam beş kez ciddi anlamda kaleyi yokladı Sarı Kırmızılılar…

Bruma’nın tecrübesizliği, Serkan Kırıntılı’nın tecrübesi farkın açılmasını önledi.

Ama maçın ilk dakikalarına dair en önemli detay, Galatasaraylı oyuncuların seri paslaşmaları, ayaklarında topu fazla tutmamalarıydı.

En öne çıkan isim de Sneijder’dı.

Muhteşem oynadı Hollandalı…

Hırslıydı, konsantreydi, keyifliydi.

Akıl almaz paslar atarak takımın futbol IQ’sunu yükseltti, futbolun seyir zevkini yukarı çekti…

Attığı golden sonra hocasına koşup sarılması, hakkında üretilen spekülatif haberlere de cevap niteliğindeydi.

Bruma’nın attığı aşırtma golünde verdiği usta işi pasla da resmen ayva tatlısının üstündeki Afyon kaymağı gibi bir lezzet bıraktı ilk yarının ardında.

İkinci yarı ise geçmişe yolculuk gibiydi maalesef…

Takım yeniden Prandelli moduna geçti.

Galatasaray dururken, önemli oyuncularından yoksun Rize art arda pozisyonlar buldu.

Herkes eli belinde seyrederken maçı, bu kez bir başka yıldız sahne aldı: Fernando Muslera…

Harika kurtarışlara imza attı sempatik Uruguaylı…

Tabii ki Selçuk İnan’ı, sakatlıktan çıkıp gelen Koray Günter’in performansını, Sabri Sarıoğlu’nun çabasını, Hakan Balta’nın görev adamı rolünü de unutmamak lazım…

Muhtemelen maçtan daha çok konuşulacak olay ise, en az iki hafta daha forma giymemesi beklenen Burak Yılmaz’ın ısrarla oyuna girmek istemesi, Hamza Hamzaoğlu’nun da onu kıramaması oldu.

Kral sadece üç dakika sahada kalabildi. Ve yeniden sakatlanarak gözyaşları arasında yeşil zemini terk etti.

Sosyal medyada fırtınalar koptu doğal olarak… Eleştiri oklarının hedefinde Hamza Hoca vardı.

Maç sonunda hatasını itiraf eden, bundan ders çıkartan samimi bir Hamza Hoca bulduk karşımızda.

Galatasaray taraftarının Hamza Hamzaoğlu’nu bu kadar sahiplenmesinin, onu sevip güvenmesinin ardında da bu var sanırım: Hamza Hoca samimi bir insan… Rol yapmıyor, olduğu gibi davranıyor.

Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözünün günümüz dünyasında bir hayli özlenen yansıması gibi Hamzaoğlu…

Çağımızı hırsları, kibirleri, kinleri ile yaşanmaz bir yer haline getiren insanlara ulaşması dileğiyle, Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî’nin sözlerini aktarıp bitirelim yazıyı:

Güneş gibi ol şefkatte, merhamette…

Gece gibi ol ayıpları örtmekte…

Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte…

Ölü gibi ol öfkede, asabiyette…

Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette…

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Ve maçtan en keyifli karelerle noktalayalım haftayı…

Kalın sağlıcakla…