İskender Baydar
9 Kasım 2017

İNANIN ÇOCUKLAR

Sene 1988…

Yeni mezun olmuşum Galatasaray Lisesi’nden…

Yaş daha 19.

Mezun olmadan Fransız Tatil Köyü Club Med’e çalışmaya gidip birkaç arkadaşla araba kiralayarak güç bela üniversite sınavına yetiştiğim sene.

Kafama göre bir bölüm de kazanmışım ya, kâh gidiyorum okula kâh gitmiyorum.

Aylardan Kasım…

Sabah 7’de evin kapısı çalındı adeta yıkılırcasına.

Karşımda Ali, mahallemizin bakkalı…

Apartman komşumuz Hasan Abi’nin oğlu…

Hasan Abi enteresan figür.

Karadenizli.

Hasta Galatasaraylı.

Çalışkan.

Sabah 6 dedin mi ayakta.

Bir ara benzin işine girip iyi para kazandı.

Apartmanın yanındaki tarlaya, mahallenin tek Mercedes’ini park edeceği garajı yaptı.

Sonra bir dönem âlemlere daldı.

Daha sonra durulup Hacca gitti.

Yüzü gibi kalbi temiz bir insandı.

Maalesef çok genç yaşta rahmetli oldu.

Bu yazı vesilesiyle bir kez daha gani gani rahmet diliyorum Hasan Abi’me…

Her neyse, sadede gelelim…

Ali, tüm Karadenizli sıcaklığıyla “İskender Abi, maça gidiyoruz” diye haykırdı şafak vakti.

Toparlanmam 10 dakika falan sürdü.

O günlerde yaşadığımız mahalleden, yani İstanbul’un Avcılar semtinden bir kamyonet kasasında, davul zurnayla gittik Ali Sami Yen’e…

Kamyonette kimler mi vardı?

Eski Türkiye olarak bakarsan, her zor anda birbirinin yardımına koşan mahalleliler; Yeni Türkiye kafasıyla bakarsan 13 Sünni, 5 Alevi, 2 Ateist falan vardı.

Bunu bir kenara koyup eski güzel ortamımıza, insanların insan olduğu için birbirlerine değer verdiği günlere geri dönüp devam edelim.

Mahallenin tek okumuş çocuğu olduğumdan mıdır, rahmetli babama hürmetten midir bilmem, ben 5 kişi sığdığımız şoför mahallinde seyahat ettim.

Ali Sami Yen’e ulaştığımızda saat 10 bile değildi.

Ve biz 20 kişiydik ama elde bir biletimiz bile yoktu.

Hasan Abimiz sağ olsun, karaborsadan bilet işini bir şekilde halletti.

3 liralık yere 3-5 katını ödeyerek, bugün Batı VIP’e denk gelen numaralı tribüne girmeyi başardık.

Numara falan hak getire tabii ki…

1988’de, iletişim araçları henüz bu kadar etkin, İstanbul bu kadar kalabalık değilken oradaydık 30 bin kişi.

Oturmak söz konusu bile değil zaten, tek ayağın yere basıyorsa şanslısın Ali Sami Yen’de…

Şikâyetçi miyiz?

Asla…

İçeri girebildiğimiz için duacıyız sadece…

Belki o gün farkında bile değildik o günün öneminin.

Ama hissetmesek o kadar kalabalık olmazdık muhtemelen.

Çünkü o gün, Galatasaray’ın önünde Avrupa kapılarının açıldığı gün oldu.

O gün UEFA ve Süper Kupa’ya giden yolun ilk günü olarak tarihe yazıldı.

Ve o günü yaşayanların tek hayali olabilir bugün:

Şampiyonlar Ligi Finali…

Tek arzumuz var, bizden sonra doğanların, art arda gelen başarılarla Galatasaraylı olanların da buna inanması…

Bizler inandık 1988’de…

Kuranlar inandı 1905’te.

Sizler de inanın 2017’de.

Ama daha da önemlisi Galatasaray’ı yönetenler inansın bu işe.