İŞTE İLK FORMA

MELİH ŞABANOĞLU YAZDI…

Sorulması kayda değer sorudur:

Eğitimli Osmanlı gençlerinin futbolu cazip bir oyun olarak benimsemesinde formaların rolü olmuş mudur?

Olmuşsa bu rol nedir?

Bu soruyu aklımızda tutarak önce modern futbolun ilk ortaya çıktığı Birleşik Krallık, ya da yaygın adıyla İngiltere’ye bir bakalım.

18’inci yüzyılın sonlarına doğru, futbolun beşiği olarak bilinen Britanya’da bir öykü anlatılırdı futbola ilişkin…

Milattan sonra 9’uncu yüzyılda geçen bu öyküde, adanın o zamanki yerleşik halkı olan Anglo-Saksonlar’ın, öldürmüş oldukları Danimarkalı bir istilacının kellesiyle maç yaptıklarından söz edilirdi.[1]

Muhtemelen yerel futbol maçlarına tarihsel bir boyut katmak için uydurulmuş bir efsane de olsa, hemen anlaşılabileceği gibi futbol, İngiltere’nin bazı bölgelerinde milli direnişle ilişkilendirilebiliyordu.

Bu tarihsel mirasın, futbolun yaygınlaşmasında bir tür meşruiyet sağlayıcı unsur olarak görev yaptığı düşünülebilir.

Futbol, kendisine meşruiyet sağlayan başka bir referansa daha sahipti Britanya’da. Bu referans futbolun, dinî günlerde topluca icra edilen bir oyun olması geleneğine dayanıyordu. 14’üncü yüzyıldan kalma tarihi kayıtlara göre, Büyük Perhiz’in ilk salı gününde rakip şehirler veya kasabalar, ya da loncalar futbol karşılaşmaları yapıyorlardı toplu biçimde.[2]

Britanya’daki dinî günlerde futbol oynama geleneği, şehirler, kasabalar ya da loncalar arasındaki rekabete dayanan dönemin feodal kültürü ve ekonomi-politiğiyle de uyumluydu.

Haz ve gerilime dayalı bir oyun olan futbolun zaman içinde kazandığı yarışmacı kimliğinin, ortaçağda gerçekleştirilen bu karşılaşmalarda şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz.

OSMANLI’DA FUTBOL…

Buna karşın Osmanlı, ayakla oynanan bir top oyunu olan futbolun ön kabulüne ilişkin Birleşik Krallık’tan çok daha farklı bir kültüre sahipti.

Osmanlı’da futbol, İngiltere’de olduğu gibi, geniş halk kitleleri arasında ona meşruiyet sağlayacak dinî ve millî bir mirastan mahrum olduğu gibi, hafızalarda yaşayan Kerbelâ imgesi yüzünden elverişsiz bir ön kabule sahipti.

Gerçekten de Osmanlı’da Müslüman halk arasında futbola ilişkin ilk algılama, Kerbelâ’da İslam dininin peygamberi Hazreti Muhammed’in torunu Hüseyin’in kesilen kafasıyla ayaktopu oynadıklarına dair iddiaları akla getiriyordu.

Bu nedenle Müslüman zümre ayakla oynanan bu oyuna, Hüseyin’in ölümünü çağrıştırdığı gerekçesiyle sıcak bakmamıştı.

Osmanlı’da futbolun ilk döneminin önemli simalarından Raşitoğlu Aydın Bey, II. Meşrutiyet öncesinde futbolun karşılaştığı engelleri anlattığı bir yazısında, “zamanın softası” olarak nitelendirdiği din yetkililerinin Kerbalâ çağrışımından ötürü futbol için “küfürdür” fetvası verdiğinden bahseder.[3]

OYNAYANLAR AYIPLANIRDI…

Türkiye’nin ilk futbolcusu kabul edilen, Galatasaray’ın ilk şampiyon olan takımında da görev yapan Fuad Hüsnü Bey (Kayacan) hatıralarında, ilk futbolcuların toplumda gördüğü benzer reaksiyona dikkat çeker:

“Spor o devirde mergub (rağbet edilen) değildi, birkaç gencin çayırlarda baldırı çıplak top oynaması halkın nazar-ı husumetini (düşmanca bakış) celb eder (çeker), ihtiyarlar “baldırı çıplak” namıyla tevsim ettikleri (adlandırdıkları) “futbolist”lere fena nazarla (gözle) bakar, hanımlar hiss-i hicab ile (utanma duygusuyla) başlarını çevirir, hanım nineler ise oyuncuların yanından kâh nasihat (öğüt), kâh tekdir ile (azarlamayla) geçerlerdi.”[4]

Görüldüğü gibi 19’uncu yüzyılın son, 20’nci yüzyılın ilk demlerinde, Osmanlı’nın kozmopolit başkenti İstanbul’da bile Müslüman gençlerin futbol oynaması oldukça tepki çeken bir etkinlikti. Ancak Müslüman gençler zor da olsa bu sorunu yenmeyi bildiler ve futbolu bu ülkede yeşerttiler. Bu başarıda payı olanlar İstanbul’da yaşayan Birleşik Krallık kolonisi, Osmanlı’nın Rum tebaası ve de iyi eğitim görmüş Müslüman gençlerdi.

İNGİLİZLER VE RUMLAR…

Hatırlayacak olursak; Osmanlı’ya futbolu İzmir, Selanik ve İstanbul’da ikâmet eden ve ağırlıklı olarak ticaretle uğraşan Birleşik Krallık vatandaşları, yani jenerik tanımıyla İngilizler getirmişti. Levanten olarak kabul edilen İngilizler’in kendi aralarında oynadığı bu etkinliğe Osmanlı’da en büyük merak duyan kesim ise Rum tebaası oldu. İngilizlerle ticari ilişkileri bulunan ve yabancı dil konusunda çok mahir olan Osmanlı Rumları denilebilir ki futbolda, ustaları olan İngilizler kadar iyilerdi.

Müslüman gençlerin bu modern spora ilgi duymasının arkasındaki temel motif, futbolun bir modernite etkinliği olmasıydı. Futbolu modern bir etkinlik haline getiren unsur, aynı renge sahip oyuncuların toplu halde oynanmasıydı. Bu modern sporda Rumların oldukça ileriye gitmiş olması ise, geleneksel Osmanlı-Yunanistan gerginliğine yaslanması itibariyle Müslüman gençleri futbola yönlendiren en önemli motivasyon kaynaklarından birisiydi. Demek ki Müslüman gençler, modern bir etkinlik olarak tasavvur ettikleri futbolda Osmanlı Rumları’na yetişmeyi, onlar kadar bu sporda ilerlemeyi bir hedef olarak görüyorlardı.

FORMA = MODERNİTE

Osmanlı’nın Müslüman gençleri için forma, futbolu bir modernite etkinliği kılan en önemli sembol konumundaydı. Yirmi iki tane insanın, iki takım halinde aynı renkte formalar ve çoraplar giymesi ve bir ahenk içinde futbol oynamaları hiç kuşkusuz onlara inanılmaz modern gelmiş ve çok etkilemişti. Bu anlamda İngilizler’in kendi aralarında yaptıkları karşılaşmaların, Müslüman gençler için bir maçtan daha fazlası, bir gösteri olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir gösteriyi seyretmek de Müslüman gençlere, o ana kadar hiç görmedikleri Paris ya da Londra’ya gitmek veya hayatlarında ilk kez film izlemek kadar heyecanlı ve ilham verici gelmişti. Biz bu ilhamı, Galatasaray Spor Kulübü’nün bir numaralı kurucusu Ali Sami Yen’in vizyon cümlesinde net biçimde görürüz: “Maksadımız, İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak…” Bundan dolayıdır ki, ilk formaların ve renklerin seçimi, sonradan üzerine efsanevi bir tarih yakıştırılmış önemli milatlar olageldi kulüplerin tarihçelerinde. Bu yazıda Galatasaray’ın forma macerasının izini süreceğiz biz de, efsaneleri gerçeklerden ayırarak, daha duru bir tarihe ulaşmak için.

SİYAH ÇORAPLILAR’IN HİKÂYESİ

Ancak söze Galatasaray’dan değil, daha öncesinden, ilk Türk futbol kulübü olarak 1901 yılında kurulan[5] Black Stockings FC ile, ya da Türkçe adıyla Siyah Çoraplılar’dan bahsederek başlayacağız.

Zira Siyah Çoraplılar, anlatmaya çalıştığımız modernite ve futbol, bu sporda Rumlar’ın gelişmişliği ve bir modernite sembolü olarak formanın en göbeğinde yer alan ilk örnektir. Gerçekten de hem kulübün isminin formanın tamamlayıcı unsuru konumundaki “siyah çoraplar” olması, hem de ilk maçlarını Rumlar’la yapması bu kesişimi çok açık biçimde gösterir. Şimdi bu kesişimi Siyah Çoraplılar’ın oyuncusu Fuad Bey’in (Fuat Hüsnü Kayacan) hatıralarından izleyelim:

317 senesi (1901) eylülünde[6] Türkiya’da futbol ba’z (biraz) temel direklerini teşkil eden ilk kal’a (kale) sütunları “Papasın Çayırı” namıyla mar’uf (bilinen) şimdiki “İttihat Spor Kulübü” sahasına dikildi. Müsabaka futbolda o zamana göre mühim mevki (önemli konum) sahibi olan Rumlarla icra olunacak idi. İstanbul muhitinde o devirde futbolun mümtaz (seçkin) üstadlarından ma’dud (sayılan) Darmi ve Paçko biraderler, Mösyö Koko, Vasilyadis, Talis muhasım (rakip) timin (takımın) serfirazânı (benzerlerinden üstün olan) idi.”[7]

Fuad Bey Müslüman gençlerden oluşan bu takımın renklerini anlatırken forma ve çorapların renkleriyle uyumuna dikkatimizi çeker: Blek Stoking oyuncularının kırmızı beyaz fanilaları, yeknesak siyah çorapları, nazara (göze) pek hoş görünüyordu.[8]

FORMADA MİLLİYETÇİLİK

Görüldüğü gibi Türkiye futbol tarihinin ilk forması anlatılırken sözü edilmese de bayrak renklerinden ötürü örtük bir Türk milliyetçiliği vurgusu vardır. Dikkatli gözlerden kaçmayacağı gibi Fuad Bey Osmanlı bayrağını yansıtan kırmızı-beyaz formadan bahsederken tasarımdan hiç söz etmez. Bundan dolayı biz bu formanın parçalı mı, çubuklu mu, yoksa başka bir tasarıma mı sahip olduğunu anlayamayız.

Siyah Çoraplılar’ın forma tasarımını, takımın oyuncularından Nuri Bey üzerinden öğreniriz:

Elbiselerimiz şıktı. Göğsünün önü, yakası, kol kapakları beyaz, gövdesi kırmızı yünlü kumaştan gömlekli, beyaz pantolonlu, bir kostüm intihap ettik (seçtik); başladık oynamağa…”[9]

İlginçtir. Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü’nün Osmanlı bayrağının renklerini taşıyan kırmızı-beyaz forması, ülkenin ikinci futbol kulübü olan Galatasaray’da bir kez daha ortaya çıkacaktır dört yıl sonra. Çok iyi bilindiği gibi Galatasaray Futbol Kulübü, 1905 yılında Mekteb-i Sultani’de (bugünkü Galatasaray Lisesi) kuruldu. Galatasaray ilk maçını bir vakitler Mekteb-i Sultani’de Fransızca öğretmenlik yapan Monsieur Faure’un kurduğu özel Faure Mektebi’nin[10] takımıyla yaptı. Ali Sami Bey’in sonradan biraz “tesadüfi”[11] olarak nitelediği 2-0’lık galibiyetle sonuçlanan bu maça Galatasaray tıpkı Siyah Çoraplılar gibi kırmızı ve beyaz formayla çıkmıştı.

İLK FORMALAR EL EMEĞİ

Galatasaray, tarihi derli toplu biçimde kayıt altında olan tek kulüp olmasına karşın kırmızı beyaz ilk formanın tarihçesine ilişkin maalesef çok az aktarıma sahip. Bize ulaşan bu aktarımlar üzerinden en genelden en detaylısına doğru gidecek olursak birinci sıraya bir numaralı kurucu Ali Sami Bey’in hatıralarını koymak gerekir. Aynen şöyle der Ali Sami Bey ilk formayla ilgili olarak, hatıralarında: “Galatasaray takımı için ilk seçtiğimiz renkler, bayrağımızın renkleri, kırmızı ve beyaz idi. Bu ilk formaları Asım Tevfiğin[12] annesi ile kardeşim[13] dikmişlerdi.” Görüleceği üzere Ali Sami Bey’in aktarımında forma rengi ve bu formaları kimlerin diktiği dışında hiçbir detay yoktur.

İlk forma konusunda daha fazla detaya Galatasaray’ın kuruluş günlerini yaşamış olan Ruşen Eşref Ünaydın’ın hatıralarında ulaşırız. Ünaydın ilk formayı, edebî anlatımıyla ebedileştirir:

Meselâ, derlerdi ki gömleklerimizin ilk renkleri kırmızı beyazmış: milliyetimizi bildiren bayrağımızın renkleri… Fakat o zamanki tabirle söyleyeyim, “zülf-i yâr”a dokunmaktan çekinilerek başkalaştırılmış. Bunları öğrendikçe futbolcu bazı büyük kurluların[14] içerde mektep setrelerinin (ceketlerinin) altına neden bedeni beyaz, yakası kırmızı gömlek giyip onları gündelik çamaşır gibi kullandıklarını daha iyi anlamış oluyorduk.”[15]

Buradan şunu anlıyoruz. İlk kırmızı beyaz formanın sadece yakaları kırmızıydı, gövdesi ise beyaz. Ancak Cumhuriyet döneminde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Genel Sekreterliği görevini yapan Ruşen Eşref kaynak gösterdiğimiz bu eserini oldukça geç bir yaşta kaleme aldığı için muhtemelen hafızası ona bir oyun oynamış. Zira Galatasaray’ın kurucu futbolcularından Âbidin Daver anılarında ilk kırmızı beyaz formanın tasarımını daha farklı tasvir ettiği gibi bu formalar hakkında çok canlı bilgiler verir.

Kendimize bir forma yaptırmağı düşündük ve kırmızı astardan yakaları beyaz birer forma diktirmeğe karar verdik. Bu formaları Ali Sami Beyin hemşireleri hanımefendiler[16] ve Mahir Bey’in[17] refikası Cemile Hanım büyük bir gayretle dikmişlerdi.”[18]

Demek ki Ruşen Eşref Ünaydın’ın dediği gibi ilk formanın yakası kırmızı değil beyazdı. Âbidin Daver her ne kadar bahsetmemiş olsa da hem Ali Sami Bey’in anlatımından, hem de Galatasaray’ın iki numaralı kurucusu Asım Tevfik Sonumut’un anılarından biliyoruz ki, ilk formayı dikenler arasında Asım Tevfik Sonumut’un annesi Operatör Dr. Hayreddin Paşa’nın kızı Ayşe Hacer Hanım Sonumut da vardır.[19]

Esasında, sarı-kırmızı forma nasıl ki Şişman Yanko’nun dükkânında geçen bir efsaneyle beraber anlatılıyorsa, ilk kırmızı-beyaz forma da yine bir dükkânda geçen bir öyküye sahip.

Bu öyküyü Âbidin Daver’in yazısı aracılığıyla tozlu raflardan çıkarma vaktidir:

Kumaşları Sultanhamamında aldığımız Ermeni bir manifaturacı aynı şekilde kırmızı gömlekler diktirdiğimizi sözlerimizden anlayınca, şüphelenmiş, bize meraklı meraklı bu gömlekleri ne yapacağımızı sormuştu. Dükkâncıya top oynayacağımızı anlattık.

Herifceğiz:

– Kırmızı gömlek! Top ha! Çocuklar gözünüzü açın, diye bağırdı. Kendi başının da belaya gireceğinden korkuyordu.”[20]

Şu ana kadarki yazılanların kısaca özetini çıkaralım.

İlk Türk takımı kabul edilen Siyah Çoraplılar 1901 yılında kuruldu. Forma rengi kırmızı ve beyaz olan takım, ismini giydikleri siyah çoraplardan alıyordu.

Siyah Çoraplılar’ın kırmızı ve beyaz olan formasının yakası, kollarının kapakları ve göğsünün önü beyaz, gövde bölümü ise kırmızıydı.

Siyah Çoraplılar futbol takımı tarihlerindeki ilk ve tek maçı yapmalarının ardından hafiye baskınına uğradıkları için faaliyetine devam edemedi ve kuruluş yılı olan 1901’de tarihten silindi.

Siyah Çoraplılar’dan sonra tarih sahnesine çıkan ilk Türk takımı, 30 Ekim 1905, Pazartesi günü Mekteb-i Sultani’de kurulan Galatasaray oldu.

Aynı renge sahip olan Galatasaray’la Siyah Çoraplılar’ın formaları birbirlerine çok benziyorlardı. Her iki formanın da gövdesi kırmızı, yakası beyazdı. Siyah Çoraplılar’ın Galatasaray’dan farklı olarak kol kapaklarıyla gövdesinin önü de beyazdı.

Galatasaray’ın kırmızı ve beyaz renklere sahip ilk formasını Ali Sami Yen’in ablası Samiye Erer, Galatasaray’ın iki numaralı kurucusu Asım Tevfik Sonumut’un annesi Ayşe Hacer Hanımefendi dikmişlerdi.

Bu kısa özetten sonra küçük bir soruyla konumuza dönebiliriz?

Gerek Siyah Çoraplılar, gerekse de Galatasaray kırmızı-beyaz formalarını seçerken hangi kulübü veya takımı örnek almışlardı?

Ya da bir kulübü örnek almışlar mıydı?

Siyah Çoraplılar’ın forma tasarımı için örnek alabilecekleri fazla takım yoktu önlerinde; topu topu üç tane takım vardı o zamanın çayırlarında futbol oynayan. Birisi Kadıköy (Cadi-keuy FC) Futbol Kulübü’ydü.[21] Kadıköy dışında, resmi adı İstanbul Rumları Futbol Kulübü (Constantinople Greeks Football Club) olan bir takım daha vardı.[22] Bir de İstanbul karmasıyla maç yapmak için yılda bir kez İstanbul’a gelen İzmir karması.

Bu üç takım içinde sadece forma tasarımını ve renklerini bildiğimiz tek takım Kadıköy. Kadıköy’de oturan İngilizler’in kurdukları bu takımın forma renkleri lacivert-beyazdı. Formalarının yakası lacivert, bedeni ise beyazdı. Benzer tasarımı İzmir karmasında da görüyoruz. Hangi renklere sahip olduğunu bilmediğimiz İzmir karmasının elimizdeki fotoğraflarına bakıldığında forma tasarımının Kadıköy’ün tam tersi olduğu görülüyor: Beyaz yaka ve renkli gövde. Demek ki bu üç takımdan ikisinin forma tasarımında yakalarla gövde farklı renklerdeydi. Sadece bu gözlem bile Siyah Çoraplılar’ın, ardından da Galatasaray’ın kurulurken forma tasarımı konusunda bu kulüplerin ayak izlerine bastıklarını tartışılmayacak biçimde ortaya koyar.

Bu bilgilerden sonra şimdi Galatasaray’ın ilk formasının izini arayabiliriz. Galatasaray’ın futbol takımını gösteren bilinen ilk fotoğraf, 1905 yılına tarihlendiği söylenen ama gerçekte 1906’nın sonbaharında çektirilen (Bu yazının kapağında da yer alan) fotoğraftır.

Galatasaray camiasında çok ilgi görmeyen, hatta önemsenmeyen bu fotoğrafın en önemli özelliği, kırmızı-beyaz formadan sonra giyilen ve Galatasaray’ın alâmet-i fârikası olarak kabul gören ilk parçalı formayı görsel olarak tarihselleştiren en eski kaynak olmasıdır. Bazı kaynaklara göre sarı-siyah, bazılarına göre de nohut sarısıyla siyaha çalan kralî lacivert renkleri taşıyan bu parçalı formayı Ali Sami Bey, İngiliz Ekonomi Kooperatifi’nde çalışan Kadıköy’ün futbolcusu Yani Vasilyadis’in yardımıyla Birleşik Krallık’tan sipariş etmişti. Galatasaray bu parçalı formayı resmi olarak ilk kez eski takvimle 12 Teşrinisani 1322, Pazar günü (25 Kasım 1906) oynanan Imogene maçında giymişti.

Galatasaray tarihinde çok kıymetli bir yere sahip olan bu fotoğrafın göbeğinde iki kişi yer alır. Bunlardan birisi (orta sıra soldan üçüncü) Bekir Sıtkı’dır (Bircan), hemen solundaki ise Nuri. Keman çaldığı için lakabı “sinekemanî” olan Nuri, futbolcusu olduğu Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü’nün formasını bize tasvir eden Nuri’dir. Üzerindeki forma da bize tariflediğinin aynısıdır: Yakalar ve göğsün önü beyaz, gövde kırmızı.[23]

Demek oluyor ki Galatasaray’ın ilk futbol takımını bugüne ulaştıran bu tarihi fotoğraf sadece parçalı formayı değil, ilk Türk takımı olan Siyah Çoraplılar’ın formasını da bize göstermiş oluyor. Siyah Çoraplılar’la ilk Galatasaray forması arasındaki tek farkın öndeki beyaz şeritle kol kapaklarında beyaz olduğu düşünüldüğünde esasında bu ilk fotoğraf, Galatasaray’ın ilk formasından da izler taşıyor.

Bu fotoğraftan hareketle şunu diyebiliriz artık:

1906 sonlarında çekilmiş olan fotoğraf, sadece geçmişten değil, gelecekten de izler taşıyor. Çünkü o gün sarı-siyah ya da sarı-lacivert olan parçalı forma, çok değil, iki yıl sonra sarı-kırmızıya dönüşerek Türkiye spor tarihindeki efsanevî yerine doğru ivmelenmeye başlayacak.

Yazıya bir soruyla başlamıştık. “Eğitimli Osmanlı gençlerinin futbolu cazip bir oyun olarak benimsemesinde formaların rolü olmuş mudur? Olmuşsa bu rol nedir?”

Osmanlı gençleri için forma bir modernite etkinliği olarak kabul ettikleri futbolun en önemli sembolüydü. O formayı giydiklerinde kendilerini daha modern sandıkları için mutlu oluyorlardı. Fotoğraf aslında bu mutluluğu yansıtıyor. Başta Ali Sami, hemen solundaki Emin Bülent, hemen arkasındaki Bekir Sıtkı, onun iki sağındaki Âbidin’in (Daver) olmak üzere futbolcuların yüzlerine bakınca bu mutluluğu görmemek mümkün değil.

NOT: Kaynakçanın hemen altında, hem Galatasaray’ın ilk formasının yeniden çizimini, hem de seçme birkaç fotoğrafla kuruluş yıllarından 1980’lerin başlarına kadar olan formaların değişimini, dönüşümünü bulabilirsiniz…


[1] Theo Stemmler, Futbolun Kısa Tarihi, Ankara, Dost Yayınları, 2000, s. 21.

[2] Norbert Elias, “Sport et Violence”, Actes de la Recherche en Sciences Sociales, C. 2, Aralık 1976, s. 2-21. Daha detaylı bilgi için, Encyclopædia Britannica’nın “sports” maddesine bakılabilir.

[3] “Zamanın softası: Vak’ai Kerbelâya müşabih sümme hâşâ şühedayı mazlumiynin kesik başıyla küffar böylece oynadı. Bu bid’at onu taklittir. Küffar icadıdır. Yarı çıplak çocukların bu işle iştigali küfür ve irtidattır fetvasını verir nesteizübillah okurdu.” M. Ali Oral, Türkiye Futbol Tarihi: 1890-1912, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1954, s. 49.

[4] Fuad Bey, “Bizde Futbol: Mazi, Hal ve İstikbal”, Spor Âlemi, 12 Eylül 1339, S. 110, s. 6.

[5] Fenerbahçe resmi tarihi Black Stockings FC’nin kuruluşunun 1899 olarak veriyorsa da doğrusu 1901’dir ve kulübün kurucularından Fuad Bey’in (Hüsnü Kayacan) anlatımı da bunu doğrular: “317 (1901) senesi sonbaharında “blek stokin futbol kulübü” namı tahtında…” Bakınız, Fuad Bey, Bizde Futbol, s. 7.

[6] Fuad Bey hatıralarında miladi takvimde ekim ayına da karşılık gelen eylül ayını Rumi takvim hesabıyla söylüyor. Bu maç 26 Ekim 1901, Cumartesi günü oynandı.

[7] Fuad Bey, Bizde Futbol, s. 6-7. Yazı 12 Eylül 1923 yılında yayınlandığı için metinde “İttihat Spor Sahası” ifadesi geçiyor.

[8] Fuad Bey, Bizde Futbol, s. 7. Metnin orijinali Arap alfabesiyle Osmanlıca olduğu Black Stockings İngilizce değil, Türkçe okunduğu biçimiyle yazılmış.

[9] Sermet Muhtar, “Cuma tatil, Pazar hak getire, Çarşamba günleri meclisi has günüdür gidilmez”, Akşam Gazetesi, 20 Mart 1932

[10] Birçok kaynakta bu Faure Mektebi’nin ismi, ya “For Mektebi” olarak yer alır, ya da yanlış biçimde yazıldığı düşünülerek “Frere Mektebi”ne, yani St. Joseph’e dönüştürülür. Oysa o dönem birisi Beyoğlu’nda, diğeri Kadıköy’de faaliyet gösteren iki tane özel Faure Mektebi vardı.

[11] Ali Sami, “Galatasaray Kulübü Tarihçesi”, İdman, 14 Eylül 1329, S. 1, s, 9.

[12] Metindeki yazım hataları aynen bırakıldı. Burada sözü edilen Asım Tevfik, Galatasaray Spor Kulübü’nün iki numaralı kurucusu Asım Tevfik Sonumut’tur.

[13] Şemsettin Sami’nin kızı ve Ali Sami Yen’in ablası Samiye Erer.

[14] Ruşen Eşref Ünaydın burada, Mekteb-i Sultani’de büyük sınıfların küçük sınıflardan ayrı avlularda, yani kurlarda teneffüse çıktığını anlatmaya çalışıyor.

[15] Ruşen Eşref Ünaydın, Galatasaray ve Futbol – Hatıralar, İstanbul, Yenilik Basımevi, 1957, s. 37.

[16] Âbidin Daver yazısında Samiye Erer’den bahsediyor.

[17] Âbidin Daver’in anılarında bahsettiği Mahir Bey’in kim olduğunu saptamak mümkün olmadı. Daver’in Mahir diye bahsettiği kişi ilk takımda oynayan Mazhar (Arat) Bey olabilir. Mazhar Bey Mekteb-i Sultani’li olmamasına karşın Galatasaray sevdası nedeniyle daha sonra mektepte Türkçe öğretmenliği yapacaktır.

[18] M. Ali Oral, Türkiye Futbol Tarihi: 1890-1912, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1954, s. 36.

[19] Süheyla Çizakça, Bir Ömür Ki, y.y., y.y., t.y., s. 14.

[20] M. Ali Oral, Türkiye Futbol Tarihi: 1890-1912, s. 36. Metindeki imla hataları düzeltilmedi.

[21] Türkiye futbol tarihi kaynaklarında genellikle Kadıköy’ün 1902 yılında kurulduğu yazmasına karşın bu doğru değildir. Kadıköy (Cadi-keuy FC), 1899 yılında ağırlıklı olarak Moda’da oturan İngilizler tarafından kuruldu. Zaten ortada bir İngiliz takımı yokken Türkler’in 1901’de İngilizce bir isme sahip Siyah Çoraplılar adlı bir takım kurduklarını düşünmek hayalcilik olur.

[22] Osman Öndeş, Modalı Vitol Ailesi, İstanbul, Tarihçi Kitabevi, 2012, s. 121.

[23] Fotoda Nuri Bey’in kolları görünmediği için kol kapaklarının beyaz olduğunu anlayamıyoruz.