İskender Baydar
19 Nisan 2015

KAFAMDA DELİ SORULAR

O kadar çok şey var ki maça dair yazacak, bakalım nasıl bitecek bu yazı…

Maç öncesiyle başlayalım…

İnsan olarak çok sevdiğim bir Fenerbahçeli gazeteci dostumun, “İddaa Galatasaray’ın galibiyetine 2.20 veriyormuş; evi satıp oynayın” diyecek kadar gözünün körleşebildiği bir hava yaratılmıştı her zamanki gibi…

Oysa dünkü maça kadar Trabzon’da oynanan lig maçlarında, Karadeniz takımının 16, Galatasaray’ın 15 galibiyeti vardı. Ama onlara sorsan hep Galatasaray kazanıyordu.

Yıllardır algı operasyonlarının göbeğinde yaşadıklarından, gerçeklerle kendilerine sunulan yalanlar arasında farklı bir boyuta konumlanmış durumdalar ne de olsa…

Gelelim maça…

İlk yarının son dakikasında Emre Çolak ve Burak Yılmaz’ın art arda direklere takılan vuruşlarını saymazsak Galatasaray diye bir takım yoktu sahada.

Maçın hemen başlarında, 7-8 metre arkasından depara kalkan Erkan Zengin’le girdiği mücadeleyi kaybeden Sabri Sarıoğlu, Galatasaray taraftarına 90 dakikada yaşatacağı çilenin sinyalini veriyordu adeta. Kıdemli sağ bek, ileri gittiği hiçbir pozisyonda geri dönemedi. Adeta ciğerleri koşmasına müsaade etmedi. Hamza Hamzaoğlu oynamasına neden müsaade etti, o da ayrı bir konu!

İlk yarıdaki Trabzon öne geçmeyi, hatta farkı arttırmayı hak eden taraftı.

Sabri’nin geri dönmekte geç kaldığı bir pozisyonda, ofsayt diye el kaldırıp adamını takip etmeyi bırakan Hakan Balta’nın katkısı ve Fernando Muslera’nın savrukluğu sayesinde, Özer Hurmacı ile 1-0’ı yakaladı Trabzon…

Gelelim Hakan Balta meselesine…

Koray Günter, forma şansı bulduğu maçlarda gayet iyi bir performans çizmişti… Buna rağmen Trabzon’a giden kafilede kendine yer bulamadı.

“Sakat mı” diye sordum soruşturdum; herhangi bir sakatlığı yokmuş…

Hamza Hoca’nın, defansın göbeğinde sürekli aksayan Hakan’ı tercih etmesinin ardında, Fatih Terim’in de Milli Takım’da Hakan’la oynamasının rolü olabilir mi merak ediyorum doğrusu…

Trabzonspor’un tam 5 futbolcusu, Galatasaray’ın en çok koşan ismi Selçuk İnan’dan fazla mesafe kat etti maçın ilk yarısında…

Bu bile 1-0’ın Galatasaray adına iyi bir sonuç olduğunun kanıtı aslında…

Penaltı tartışmalarına da değinmeden geçmeyelim… Alex Telles defansta durmayı, pozisyon almayı bile bilmiyor. Hakem çalsa kimse sesini çıkartamazdı… Ama hakem, Trabzon’un golü öncesi Selçuk İnan’a yapılan harekete faul çalsa, ona da kimse bir şey diyemezdi.

Son bir not da Emre Çolak’a dair… Hamit Altıntop sakatlanmasa belki oynayamayacaktı maçta… Galatasaray’ı hücumda hareketlendiren isim oldu. Bir topu direkten döndü, biri gol oldu, onun dışında da sürekli kaleyi yokladı. Eğer Hamza Hoca, Emre’nin bu performansına idmanlarda göremediyse bu da önemli bir sorun.

İkinci yarıda Emre ile dirilen Galatasaray, savunmaya çözüm üretemeyince, 29 yaşındaki Carl Medjani futbol kariyerindeki 13’üncü, Galatasaray karşısındaki 3’üncü golüyle takımına 3 puanı getirdi.

Galatasaray, Umut Bulut’un tel tel döküldüğü, Selçuk İnan’ın eskiye döndüğü, Olcan Adın’ın hayal kırıklığı olmayı sürdürdüğü, Burak Yılmaz’ın etkili olamadığı, Wesley Sneijder’ın bile gol pası dışında pek varlık gösteremediği maçı ve liderliği kaybetti Trabzon karşısında…

Maçlar gelir geçer ama yaşananlar kolay kolay unutulmaz…

İlk yarıda Arena’da oynanan maçta, “2010-2011 şampiyonu Trabzonspor” pankartı ile karşılanan, maç öncesi ve sonrasında tribünlere çağırılıp alkışlanan Trabzonsporlu futbolcular ve taraftarların sergiledikleri agresif tavırlar, ettikleri küfürler en hafif tabirle terbiyesizlikti.

Neden bu kadar gerginlerdi bilemiyorum… Kulüp olarak yıllardır şikeye karşı mücadele ettiklerini söyleyip geçmişinde teşvik gölgesi olan bir ismi takımın başına getirdikleri için olabilir belki sinirleri…

Sadede gelelim…

Galatasaray’ın önünde Gaziantep, Akhisar (D), Konyaspor, Mersin (D), Gençlerbirliği, Beşiktaş ve Rize (D) ile oynayacağı 7 maç var…

Federasyon’un fikstür oyunlarına, maç anlatırken rengini saklayamayan spikerlere, daha sayamadığım birçok iç ve dış etkene rağmen şampiyon olmak istiyorsa Hamza Hoca ve öğrencileri, bir daha puan kaybetmemeleri lazım…

Bunu başarmak için de sahada herkesin terinin son damlasına kadar mücadele etmesi lazım…

***

Maçın en keyifli anına gelince…

Maça değil öncesine ait açıkçası…

“Fatih’in fethettiği, Yavuz’un yönettiği, Kanuni’nin doğduğu Efsane şehir Trabzon” dev boyutlu koreografide, Kanuni yerine II. Selim’in resminin kullanılması, kolay kolay efsane olunmadığının kanıtıydı.