İskender Baydar
21 Eylül 2014

KISSADAN HİSSE

Bu yazıdaki kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür…

Yoktur öyle kişiler; “Söz konusu olaylar yaşandı” desek uydurmuş falan olabiliriz…

Bu dünyada böyle bir yer de bulunmamaktadır aslında.

Bir halüsinasyon olarak algılayın tüm bunları…

Bir kendinden geçme hali, bir sanrılar yumağı ya da öyle bir şey işte…

Ülkeye Neverland diyelim; yani olmayan ülke…

Hani şu Michael Jackson’ın malikânesinin adı olan Neverland.

Ya da Peter Pan ve arkadaşlarının uçabildiği ve her zaman çocuk kalmayı başarabildiği ülke olan Neverland.

Ama bizim hikâyemizdeki Neverland’da yaşananlar pek de masumane şeyler değil aslında…

En son yaşananı anlatayım isterseniz.

Ülkede iki güçlü kral varmış; bir Ak, biri de Kara’ymış…

Kara olanın karışmadığı suç, almadığı ceza kalmamış ama onu dokunabilen de pek olmamış.

Herkesle kavgalıymış ama herkes de ondan korkarmış…

Her yerde adamları, her taşın altında bezirgânları varmış.

Bu bezirgânlardan biri de tape tape, pardon tepe tepe kullanılan bir zatmış.

“Yaz” derler yazarmış.

“Çiz” derler çizermiş.

Bir asıl işi varmış, bir de ona bağlı yan işleri.

Birini mi çizecek, önce yazarmış…

Talimat gelirse ana iş vasıtasıyla, üstü kapalı operasyon yürütecekse yan işler vasıtasıyla yazılırmış istenilenler…

Onun yazdıkları, işin asıl patronu olan ve çok çok ünlü bir derneğin de kurucuları arasında yer alan Karun kadar zengin patronunun ve arkadaşlarının gücü sayesinde kulaktan kulağa taaa Fizan’a kadar yayılırmış.

Mesela birinin gitmesini mi istiyorlar; “Gitsin mi, gitmesin mi” diye anket düzenlerlermiş kaşla göz arasında…

Kerameti kendinden menkul olan sonucu da, tez vakitte alıp servis ederlermiş dört bir yana, hatta en güçlü makamlara…

Gitmesi istenilen kişi eşiyle dostuyla eğlenirken, sağır sultanın bile haberi olurmuş bu anketten.

Tüm ahalinin gitmesini istediği ballandıra ballandıra anlatılırmış her kahvede, ülkenin her köşesinde.

Kendisinin korunup kollandığını, dostlarıyla sarılıp sarmalandığını sanan kişinin ruhu bile duymazmış arkasından çevrilen dolapları.

Oysa ellerini ovuştururmuş o sırada en yakınları…

Sonra ne mi olmuş?

Henüz kimse erememiş muradına…

Masalın devamı ‘şimdilik kaydıyla’ kalmış bir başka bahara…

Nedense bu tür dolambaçlı masallar bana hep çok sevdiğim “Game of Thrones” dizisini hatırlatıyor.

Muhtemelen orada yaşananlar bire bir hayatla örtüştüğü için böyle hissediyorum.

Ne de olsa taht oyunları hiç bitmiyor yeryüzünde…