İskender Baydar
27 Ekim 2017

KOREOGRAFİ NAMUSUMUZDUR

Geçen Pazar akşamından beri derbiyi değil koreografiyi konuşuyoruz.

Çünkü bunu konuşmamızı istiyorlar.

Cüneyt Çakır’ı değil, yetersiz Federasyonu değil, koreografiyi konuşmalıyız.

Sistem, Galatasaray’a zarar verilebilecek alan neresiyse orayı konuşmamızı dayatıyor.

Konuşmayacağız.

Sadece anlatacağız.

Efendim, salya sümük ağlamasıyla meşhur, bir dönem muktedirlerin önünde el pençe divan durdukları ilkokul mezunu imam efendi, koreografiden iki gün önce “Ayağa Kalk” diye bir şiir okumuş da, koreografi bununla alakalıymış.

Ne şahane komplo teorisi, tabii ki bir koreografinin nasıl hazırlandığını bilmeyenler için.

Kulüpte çalıştığım dönemde, Eurocup Finali öncesinde, ultrAslanUni’nin nasıl koreografi hazırladığına bizzat tanık oldum.

Düz beyaz bez parçalarının, yüzlerce kişinin katılımı ve günlerce süren bir emekle nasıl görsel bir şova dönüştüğünü an be an izledim.

Kaldı ki o görsel şov, tavan yüksekliği Arena’nın 3’te 1’i, seyirci kapasitesi Arena’nın kale arkası tribünü kadar olan Abdi İpekçi Salonu için hazırlanmıştı.

Aslında bu yazıyı yazmayacaktım.

Aslında Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra yazı yazıp yazmamakta da kararsızdım.

Ancak hafta içinde bir toplantıda karşılaştığım Divan Kurulu üyesi iki duayenimizin, “Ne gerek vardı böyle bir koreografiye” demesi ve Galatasaray taraftarını suçlayan ifadeler kullanması beni delirtti.

Kayda geçsin diye yazmaya karar verdim.

Bir; o koreografi önce bilgisayar ortamında 3 boyutlu olarak tasarlanıyor.

Duayenlerin ‘Cahil’ dedikleri taraftar tarafından…

Hangi koltuğa, hangi renk kartonun bırakılacağı tek tek belirleniyor.

Kartonlar, boyalar, kumaşlar Galatasaray taraftarı işadamlarınca sağlanıyor.

O beyaz bez parçaları yüzlerce taraftar tarafından statta, buz gibi otoparkta yatıp kalkarak boyanıyor.

Tribüne taşınıyor.

Adeta cambazlık yaparcasına ipler çatıya bağlanıyor.

Defalarca prova yapılıyor.

Seremoni sırasında sadece iki dakika görünecek iş için bir dünya emek sarf ediliyor.

Ve bunu Türkiye’de sadece Galatasaray taraftarı becerebiliyor.

Çünkü bunun için köklü bir tribün kültürü, bir adanmışlık, bir birikim gerekiyor.

Efendim koreografinin sloganı yanlışmış.

Olabilir.

Ama düne kadar kişisel hesaplarından sümüklü imama methiyeler düzenlerin, kendi karanlık geçmişlerini aklamak için Galatasaray’a saldırmaları kabul edilemez.

Galatasaraylıların buna sessiz kalması hiç kabul edilemez.

Spor Bakanı arayıp hesap sordu diye kulübün içine kapanması asla kabul edilemez.

Ne şeyhler, ne dervişler, ne tarikatlar, ne iktidarlar geçti bu ülkeden.

Galatasaray’ı Galatasaray yapan değerler 1481’den bu yana hiç değişmedi.

İmparatorluğun yükselişinde de, bağımsızlık mücadelesinde de, Cumhuriyet’in kuruluşunda da var Galatasaray.

Ve hep var olacak.

Bugün kulübü arayıp hesap soranları ise hiç kimse hatırlamayacak.