İskender Baydar
7 Mayıs 2014

Maçın daha başında, ceza sahasına dalan Melo bir vücut darbesiyle uçtu; hakem “Devam” dedi.

Diyebilir, ne diyelim…

Ardından neredeyse 30 metreden süzülerek gelen topta, Eskişehirli oyuncu ‘elini ‘çekemedi!’; hakem yine “Devam” dedi.

Bu kadarına ancak pes diyebilirim.

Ayrıca Burak’ın harika frikiğini kaleci müthiş çıkardı…

Bir başka pozisyonda da yine Burak, soldan altı pas içine kesilen sert ortaya istediği gibi vuramadı.

Özetleyecek olursak; 2 gol pozisyonu, 2 penaltı pozisyonu…

Galatasaray ilk yarıda 5 korner kullandı, Eskişehir korner kazanacak kadar atak bir oyun sergilemedi.

Buna karşılık maçı ekrandan yorumlayanlar ısrarla Eskişehir’in çok iyi pres yaptığını, Galatasaray’a top göstermediğini, çok iyi oynadığını söyleyip duruyorlardı.

Dayanamayıp, “Yorumcuları dinleyince Galatasaray’ın Milan’la oynadığı hissine kapılıyor insan” diye tweet attım ilk yarının sonunda.

140 karaktere buraya kadar yazdıklarımı ve bundan sonra yazacaklarımı sığdırmam mümkün değil… Bu nedenle, başta sevgili dostum Mehmet Ayan olmak üzere haklı eleştiriler geldi bu yoruma… Ayan, “Galatasaray, Eskişehir ile oynadığının farkında değil ki… Oyuncular karşısındakine Milan muamelesi yapıyor” diye yazdı.

Mehmet haklı… Ama karşısındaki takımı Milan sanan Galatasaraylı oyuncular değil, adeta rakibin forma rengine bakarak takım kuran teknik direktör Mancini’ydi…

Yerleriyle oynanmış beş defansif özellikli oyuncu, hücumdan çok savunmaya dönük oynayan üç orta saha, solda bir başına kalmış Sneijder, forvette yalnız adam Burak, belki de Mancini’nin bugüne kadar denediği birbirinden farklı dizilişlerin en çılgıncasıydı.

Üstelik bunu, kazanması halinde 500 bin Euro prim alacağı bir maçta yaptı. Sanki Türkiye Kupası’nı değil de direkt kendini kovdurup büyük ikramiyeyi kazanmaya oynar gibiydi İtalyan hoca…

Tüm bunlara rağmen Türkiye Kupası’nın 52 yıllık tarihinde 20’nci kez final oynayan ve yüzde 75 gibi akıl almaz bir başarı oranı yakalayarak 15’inci kez kupayı kazanan Galatasaray’ın forması yetti kazanmaya.

Ne de olsa finallerin takımı Galatasaray…

Böyle bir istatistiğe rastlamadım bugüne kadar ama muhtemelen dünyanın final/kupa oranı en yüksek takımı Sarı Kırmızılılar…

Hasan Şaş bir süre önce “Sneijder bizim dördüncü tercihimizdi” demişti…

Sneijder, bir kez daha bu takımın birinci tercihi olduğunu gösterdi kupa finalinde…

Gol öncesi Yekta-Selçuk-Sneijder pas üçlemesi de taktire şayandı.

Galatasaray Futbol Takımı, Engelsiz Aslanlar’ın Avrupa Şampiyonluğu, Sarayın Sultanları’nın Türkiye Şampiyonluğu’nun ardından son 4 günde 3’üncü kupayı getirdi kulüp müzesine…

Maç sonu öyle bir şey yaşandı ki maçı falan gölgede bıraktı.

Talimatla Federasyon başkanı olan, ekranlara çıkıp Emre’ye dil çıkaran Melo’nun gönderilmesini isteyen Yıldırım Demirören’in elini sıkmadı Brezilyalı…

Biat kültürünün her geçen daha fazla egemen olduğu bir ülkede adam olmanın, karakterini ortaya koymanın, insanın hayatta bir duruşu olması gerektiğinin önemini hatırlattı herkese.

Tabii ki anlayabilen herkese…

Lafı daha fazla uzatmayıp bir klişe haline gelen cümleyle noktalayalım:

“Kupa Galatasaray’ın… Tebrikler Galatasaray…”