İskender Baydar
23 Ekim 2014

MAALESEF DÖRTMUND!

Galatasaray taraftarının yaptığı muhteşem koreografi, herkesin maç öncesindeki ruh halini anlatıyordu aslında… Taraftar sahaya çıkan takımdan çok, kulübün köklü geçmişine, Sarı Kırmızılı formanın daha önce Avrupa’da elde ettiği başarılara, imza attığı mucizelere ve armanın gücüne inanıyordu.

Ama ne Ali Sami Yen’in ‘Türk olmayan takımları yenmek’ idealine yaklaşabildiler 90 dakika boyunca… Ne Gündüz Kılıç’ın söylediği gibi ‘Bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımı’ olabildiler… Ne de Metin Oktay gibi ‘Bizi sevenleri üzmeyelim baba’ diyebildiler.

Diyemezlerdi de… Çünkü sahaya çıkan ilk 11’le Dortmund’la 100 kez karşılaşsa Galatasaray, 100’ünü de kaybederdi… Bırakın yenmeyi beraberlik bile alamazdı.

Sadece ismi ‘Süper’ olan yerel ligimizin ikinci haftasında, Eskişehirspor’la Arena’da 0-0 biten maçtan sonra aynen şu cümleyi yazmıştım: “Arsenal değil ama atom karıncalar ordusu Dortmund insanın kâbuslarına giriyor.”

Arsenal’den deplasmanda, Dortmund’dan evimizde 4 yedik maalesef.

Dortmund maç başına Galatasaray’dan ortalama 11 ila 13 kilometre fazla koşuyor…

Galatasaray 108-110 kilometre aralığında kalırken Dortmund 121’den aşağı neredeyse hiç inmiyor.

Dolayısıyla çok adamla, hızlı hücum yapacakları aşikârdı. Öyle de oldu.

Prandelli’nin Burak ve Pandev’den oluşan çift forvetli düzeni de Dortmund’un ekmeğine yağ sürdü… Sahada kanat oyuncusu olmaması, kanat akınlarının Tarık ve Alex’in omzuna yüklenmesi, onların da çoğu zaman gidememeleri, gittiklerinde de dönememeleri nedeniyle goller bir soldan bir sağdan art arda geldi… Hem de bu seviyede bir takımın yememesi gereken iki basit golle maç daha başlamadan bitti…

Skorun 0-2’ye gelmesinden sonra tribüne hâkim olan hava “Aman Roma olmayalım” tadındaydı.

Ki olabilirdi de…

Maçın 50’inci dakikasına kadar iki takım da 7’şer şut çekmiş, Galatasaray sadece bir kez cılız bir topla kaleyi görürken, Dortmund 7’de 6’yı yakalamıştı.

Oysa maça ortak olmak için eldeki tek formül çok belliydi: Kim olursa olsun tek forvet ve kalabalık bir orta sahayla önce Dortmund’u durdurup sonra golü aramak…

Prandelli bunu tercih etmedi ne yazık ki…

Tribündeki herkes bunu net olarak gördüğü için, Arena’da sıkça gördüğümüz kendi futbolcusunu protesto etme olayları bu maçta pek yaşanmadı. Çünkü herkes bu taktik ve bu dizilişle futbolcuların yapabilecekleri çok fazla bir şey olmadığının farkındaydı.

Bundan sonra ne mi olur?!

Grupta üçüncü olmak için hedef Anderlecht maçı ama çok da ihtimal vermiyorum maalesef…

Dördüncü yıldız içinse Galatasaray’ın iyi olmasından çok Türkiye Ligi’nin kötü olması umut verici…

Tabii maç sonrası Prandelli’nin yaptığı talihsiz açıklamaları dinledikten sonra hâlâ bir umut kaldıysa…

Bekleyip göreceğiz.

***

Bu arada 8 yıl önce iflasın eşiğine gelen Dortmund’un nasıl Avrupa’nın en kârlı kulüplerinden biri haline geldiğini anlamak istiyorsanız okumalısınız:

http://www.iskenderbaydar.com/dortmund-mucizesi/