İskender Baydar
22 Nisan 2014

TÜRKİYE GERÇEĞİ

Görünen o ki bir maceranın daha sonuna geldik…

Her ne kadar kulüp ‘şimdilik’ kaydıyla yalanlasa da Roberto Mancini gidici görünüyor…

Yerine Mircea Lucescu’yla başlayan hayli uzun bir isim listesi ortalıkta dolaşıyor.

Birileri gider, birileri gelir. Futbolda bunlar normal kabul edilir. Normal olmayan bizim futbol iklimimizdir ki işte o kabul edilemez.

Gelin geçmişe birlikte bakalım…

DEL BOSQUE ÖRNEĞİ…

İspanya’da tarihi başarılar yaşamış, 2000 ve 2002′de UEFA Kulüp Futbol Ödülleri’nde yılın en iyi teknik direktörü seçilmiş Vicente Del Bosque’yi çiğ çiğ yedi bu ülke futbolu.

Şu anki Federasyon Başkanı olan ismin liderliğindeki Beşiktaş yönetimi İbrahim Toraman, Çağdaş Atan, Mustafa Doğan, Murat Şahin, Veysel Cihan, Fatih Sonkaya, Okan Buruk, Ali Güneş, Berkant Göktan’ı almıştı o sene…

Del Bosque’nin etkisiyle John Carew ve Juan Francisco Garcia katıldı kadroya.

Bu kadronun kalitesine, yeterliliğine bakılmadan başarısızlığın faturası Del Bosque’ye kesildi ve torunlarının bile çalışmasına gerek bırakmayacak bir tazminat cebine konularak gönderildi.

Türkiye’de ‘Yeniköy kasabına’ benzetilen, “Futboldan anlamıyor” denilen Del Bosque daha sonra İspanya Milli Takımı ile Dünya ve Avrupa Şampiyonu oldu.

GUUS HİDDİNK VAKASI…

Bunu yaşayan ilk teknik direktör Del Bosque değildi elbette…

Mesela hem Fenerbahçe’de, hem A Milli Takım’da tutunamayan Guus Hiddink var…

PSV ile üst üste 4 Hollanda Şampiyonluğu, 3 Hollanda Kupası ve bir Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası kazanarak geldiği Türkiye’deki ömrü hayli kısa oldu.

Ülkemizden kovulduktan sonra Hollanda Milli Futbol Takımı ile 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çeyrek final oynadı.

1998 Dünya Kupası’nda ülkesi Hollanda ile yarı final sevinci yaşadı.

Real Madrid ile Kıtalararası Kupa’yı kazandı.

Güney Kore Milli Takımı’nı dünya 4’üncüsü yaptı.

PSV Eindhoven ile 3 şampiyonluk daha yaşadı.

PSV Eindhoven’ın başındayken devraldığı Avustralya Milli Takımı’nı 32 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na taşıdı.

2008 Avrupa Şampiyonası’nda Rusya’yı tarihinde ilk kez yarı finale ulaştırdı.

2009′da Chelsea’nin başına getirildi ve aynı sezon FA Cup’ı kazandırdı.

Chelsea’den ayrıldıktan sonra yine Türkiye’ye geldi ve nedense yine başarılı olamayarak görev süresi dolmadan gönderildi.

LÖW’Ü UNUTMAYALIM…

Bir de Joachim Löw var mesela beğenilmeyen.

“Alman köylüsü” denilen, ‘beyaz çorap giyiyor’ diye futbol otoritelerince ‘kıyasıya’ eleştirilen…

Löw Türkiye’de iki deneyim yaşadı. Hem Fenerbahçe hem Adanaspor macerası hayal kırıklığıyla sonuçlandı.

Ama her ne hikmetse, futboldan anlamayan genç teknik direktör, dünya futbolunun en önemli temsilcilerinden Alman Milli Takımı’nın başına getirildi.

VE TABİİ Kİ LUCESCU…

Yukarıda saydığımız örnekleri 2’yle toplayıp 5’e çarpabilir Lucescu’nun ülkemizde yaşadıkları…

UEFA Kupası ve Fatih Terim karizmasının üstüne geldi Galatasaray’a…

Ayağının tozuyla Süper Kupa’yı kazandırdı…

Ama spor basını bu başarıyı ona yazmadı.

Futbol adına enteresan olayların yaşandığı 2000-2001 sezonunda, son anda şampiyonluğu kaçırdı Galatasaray’la…

Bu başarısızlık tabii ki ona yazıldı.

Aynı sezonda, Galatasaray’ın UEFA Şampiyonlar Ligi’ndeki en başarılı performansını göstermesini sağladı.

Çeyrek finale kadar çıkan Galatasaray, Real Madrid’i İstanbul’da 3-2 yenmesine karşın, İspanya’da 3-0 yenilip elendi…

Bu başarı, “Lucescu’nun Terim’in mirasını yemesi” olarak değerlendirildi yüce Türk spor kamuoyu tarafından.

2001-2002’de ligde şampiyon olmasına, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde ikinci tura yükselip Barcelona, Liverpool ve Romalı üst gruptan çıkma şansını son maçta kaçırmasına rağmen Galatasaray’dan gönderildi.

BEŞİKTAŞ MACERASI…

O da gidip 100’üncü yılını kutlamaya hazırlanan Beşiktaş’la anlaştı.

O dönem kulüpte görev alan bazı isimlerin her yerde “Takımı Lucescu değil biz şampiyon yaptık” dediği sezonda, bir kez daha lig şampiyonluğu yaşadı Türkiye’de…

UEFA Kupası’nda tarihinde ilk kez çeyrek finale çıkardı takımını.

Sonraki sezona da fırtına gibi girdi Lucescu’lu Beşiktaş.

İlk yarıyı 17 maçta 13 galibiyet 4 beraberlik ile bitirdi… En yakın rakibi Fenerbahçe’nin 8 puan önündeydi…

İkinci yarıya sahasında oynadığı Cem Papila yönetimindeki “unutulmayan” maç ile başladı. Tam 5 oyuncu kırmızı kart gördü ve Beşiktaş hükmen yenildi.

O maçtan sonra da takım dağıldı ve ligi ancak üçüncü bitirebildi.

Basın tarafından adeta yaylım ateşine tutulan, Türkiye’ye geldiği günden beri “Çeribaşı”, “Alkolik” gibi sayısız yakıştırmaya muhatap olan Rumen teknik direktör, adeta kaçarcasına terk etti Türkiye’yi.

Sonrası malum…

Avrupa’da o güne kadar adından pek söz edilmeyen Ukrayna’nın Shakhtar Donetsk takımıyla lig şampiyonlukları, kupa şampiyonlukları, UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gibi önemli başarılara imza attı.

BİR DAHA GELİR Mİ?

Şimdi bir kez daha Türkiye’nin, yeniden Galatasaray’ın gündeminde Lucescu…

Mancini’nin, tıpkı Del Bosque gibi hatrı sayılır bir servet ödenerek gönderileceği konuşuluyor.

Mancini başarısız oldu, burası kesin…

Başarılı olabilir miydi peki?

Bu soruya en sağlıklı bir cevabı ancak sağlıklı bir futbol ülkesi olsaydık verebilirdik.

Şimdi gündemimizde Lucescu var…

Gelir mi gelmez mi onu zaman gösterecek.

Ama benden uyarması:

Bu ülkede Hiddink’in, Del Bosque’nin, Löw’ün ve kendisinin başını yiyen herkes halen görevinin başında.

Hatta terfi bile edenler var aralarında.

Yöneticiyken Kulüp Başkanı, hatta Federasyon Başkanı olan da var, muhabirken köşe yazarı, köşe yazarıyken televizyon yorumcusu olan da…

Geçmişte adı sayısız karanlık olaya karışmış isimlerin hepsi halen spor camiasının içinde aktif görevde.

Hatta el üstünde.

Kısacası Şark Cephesi’nde yeni bir şey yok.

Hiçbir başarı cezasız bırakılmıyor bu topraklarda…

Başarısız olan hiç kimse de bedel ödemiyor… Üstüne üstlük bir de ödüllendiriliyor.

Ne diyelim; hayata veda etmeden bir kez daha cehennemi yaşamak istiyorsan buyur gel Lucescu

Umarım bu kez doğru yolu gösterebilirsin bizlere.