İskender Baydar
30 Ekim 2017

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

Çok tarzım olmasa da maç hakkındaki yazıya psikolojik bir deney ve kavramla başlayacağım…

Muhtemelen bu girişten sonra yazıyı okumak için gelenlerin çoğu vazgeçecek ama neyse; kalan sağlar bizimdir.

Devam edelim:

“Bilim adamları bir deney için kolları sıvar.

Önce büyük bir kafesin tepesine bir salkım mis gibi kokan muz asılır ve kafese beş maymun kapatılır.

Ortaya da bir merdiven yerleştirilir.

Ne var ki, merdivenden çıkarak muza ulaşmak isteyen maymuna buz gibi tazyikli su sıkılır.

Soğuk suyla yere düşen ve adeta şoke olan maymunun yerine bu kez bir başkası muzlara ulaşmayı dener.

Maalesef o da aynı hazin sonla karşılaşır.

Beş maymunun girişimi de başarısızlıkla sonuçlanınca maymunlar bir daha muzları almaya cesaret edemezler.

Deneyin ikinci aşamasında, maymunlardan birisi dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur.

Yeni gelenin ilk yaptığı iş, koşup tepedeki muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur.

Fakat diğer dört maymun buna teşebbüs etmesine bile izin vermeyerek yeni maymunu bir temiz döver.

Daha sonra kafesteki maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir.

O da merdivene ilk yaptığı atakta çok pis dayak yer.

Bu son maymunu en şiddetli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen bir önceki en yeni maymundur.

Bu kez üçüncü maymun yenisiyle değiştirilir ve aynı manzara yinelenir. En ağır dayağı kafese son girmiş iki maymun atar.

Sonra en başta ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir.

Son gelen maymunlar da muzları almaya yeltendiklerinde onlardan önce değiştirilmiş üç yeni maymun tarafından dövülerek yukarı çıkmaları engellenir.

Deneyin sonunda tepede bir salkım muz hâlâ asılıdır ancak artık hiç bir maymun merdivene yaklaşmaya cesaret bile edememektedir.”

***

1970’lerde Dr. Martin E.P. Seligman tarafından ortaya atılan bu kuramın adı: “Öğrenilmiş Çaresizlik”tir.

***

Bu maçı daha iyi anlayabilmek için “Öğrenilmiş Çaresizlik” kuramını cebimize koyup sezon başına dönelim:

Galatasaray başarısız geçen iki sezonun ardından tüm takımı yeniledi.

Bu büyük bir riskti ama kararlılıkla hayata geçirildi.

Spor kamuoyu tarafından beklenen şey, birbirini tanımayan oyuncuların sezona sıkıntılı başlaması, en iyi ihtimalle zamanla uyum sağlayabilmesiydi.

Östersunds karşısında alınan skorlar da böyle düşünenlerin elini güçlendirdi.

Gel gelelim ligde beklenmedik bir şey yaşandı.

Galatasaray önüne geleni devirerek sezona girince, Türk futbolunu masa başından yönetmeyi alışkanlık haline getirenler büyük bir hızla devreye girdi.

Ne de olsa tecrübeliydiler.

Yabancı kuralı sadece Galatasaray için geçerliymiş gibi ilk önce oradan kapı açıldı, kamuoyu meşgul edildi.

Ardından hakemler sahaya sürüldü, rakipler lehine çalınıp Galatasaray lehine çalınmayan düdüklerle ortam hazırlandı.

Araya bir de anlamsız koreografi tartışmaları sıkıştırıldı.

Ve arzulanan iklim yakalandı.

***

Futbolu oynayan, seyreden, iyi ya da aç çok bilen veya en azından merakla izleyenler sergilenen bu oyunu gayet net görebiliyordu. Gel gör ki sesleri sosyal medya dışında bir yerde çıkamıyordu.

Camia içinden bu durumu görenler ise Mayıs’taki seçim öncesi pozisyon alma derdinde olduklarından pek ilgilenemiyorlardı.

***

Atlanılan en önemli konu, üst düzey liglerde oynamış, pek çok şey görmüş geçirmiş Galatasaray’ın bu sezonki yeni transferlerinin de durumun farkında olduğuydu.

İşte bu nedenle dün daha sahaya çıkarken takımın gardı düşüktü.

Üst üste gelen hakem hatalarıyla umutları, inançları iyice kırılmıştı.

Bir nevi “öğrenilmiş çaresizlik” hakimdi takımda.

İlk düdüğün çalınmasıyla birlikte;

Zırt diye Ndiaye’ye çıkan kart.

Muslera’ya tık diye verilen kart.

Fernando’yu adeta biçen Trabzonsporlu Bero’ya kırmızı gerekirken sarı bile çıkmaması.

Ndiaye, Olcay, Feghouli pozisyonu ve diğerleri.

Zaten sahaya çıkarken kazanma inancı körelmiş takımın bir mucize eseri parlaması muhtemel direnci de Halis Özkahya tarafından itinayla kırıldı.

***

Maç sonu Fernando Reges durumu çok net özetledi aslında:

“Kabul etmek lazım ki istediğimiz oyunu sahaya yansıtamadık. İkinci yarıya iyi başlamamız lazımdı. Ama duran toptan yemememiz gereken bir gol yedik. Hakem de takdir haklarını sürekli rakipten yana kullandı. Bizi oynatmayan, devamlı durduran bir hakeme karşı oynadık. Böyle bir hakeme karşı oynayınca da işiniz daha da zorlaşıyor. Sonuçta biz lideriz. Niye lideriz? İyi futbol oynadığımız için lideriz. Ama bizim top oynamamıza izin verilmiyor. Rakiplerin çalışıp bizi futbolla geçmeleri gerekiyor. Böyle hakem hataları ile geçmeleri hoş olmuyor. Bugün hakemin sonuçta ne kadar etkili olduğunu görebilirsiniz.”

***

Doğru; hakem maçı katletti.

Ama katliama izin veren asıl şey Galatasaray’ın dayatılan bu “Öğrenilmiş Çaresizliği” aşacak mücadeleyi verememesiydi…

Çünkü şu çok açık ama acı bir gerçek:

Galatasaray en büyük zaferleri, en büyük haksızlıklara boyun eğmediğinde kazandı.

Aksini hayal eden varsa, Galatasaray’ı kavrayamamış, Türk futbol düzenini hâlâ çözememiş demektir.

***

Şayet son iki sezondaki gibi “öğrenilmiş çaresizliğe” teslim olursak, bırakın bu kadronun hakkı olan şampiyonluğu yakalamak, bir kez daha en fazla ikinci olarak Şampiyonlar Ligi’ni kovalamakla ya da UEFA Avrupa Ligi’ne katılıp katılamamakla uğraşırız.

Çünkü ancak onunla uğraşmamıza izin verirler.