ORTA SAHA EL KİTABI

Melih ŞABANOĞLU yazdı…

Dekonstrüksiyon, ya da yapısöküm. Genelde dille ilintili olarak kullanılan yapısöküm aslında post-modern bir deyim. Eski metinleri yeniden yapılandırarak yeni anlamlarını bulmaya çalışmak diye özetleyebiliriz yapısökümü.

Mülti disipliner bir bakış açısıyla bu kavramı futbola uyarlamaya çalışalım.

Galatasaray’ın Selçuk İnan, Felipe Melo ve Hamit Altıntop’tan oluşan ikili orta sahasına Roberto Mancini sürpriz biçimde Ceyhun Gülselam’ı ekledi. O Ceyhun Gülselam, özellikle Bursaspor ve Eskişehirspor karşılaşmalarının kazanılmasında ilk bakışta pek fark edilmeyen önemli bir katkı verdi takım oyununa.

Yeniden hatırlamak gerekirse; Mancini’nin orta sahasının merkezi üç futbolcudan oluşuyor. Ceyhun Gülselam, Melo ve Selçuk. Ceyhun, stoperlerin önünde oynuyor. Onun sağında ve ön çaprazında Melo, solunda ve ön çaprazında ise Selçuk var. Bursaspor karşısında bu formasyon sahadaydı. Eskişehirspor maçında da yine aynı formasyonu izledik, biraz değişik bir varyantla. Şöyle; maçın büyük bölümünde sol kanatta oynayan Erkan Zengin’in durdurulması zorunluluğu Melo’yu aynı eksen üzerinde duruma göre Ceyhun’un bile daha gerisine çekti. Ancak bu bir detay.

Son maça özel durumu ihmal edersek Mancini’nin orta sahadaki 1-2 formasyonunda en yaşamsal rolü Ceyhun üstleniyor. Üzerinde birçok görev var Ceyhun’un. Maddeleyelim.

Uzun toplar: Ceyhun’un ilk görevi rakibin uzun toplarını orta sahada karşılayan ilk futbolcu olmak. Bunu 1.93’lük normal üstü fiziğiyle kolayca yerine getiriyor Ceyhun ve bir anlamda orta sahada Galatasaray’ın hava yollarını kontrol ediyor.

Rakibi karşılamak: Galatasaray orta sahasında rakibi ilk karşılayan oyuncu genelde Ceyhun Gülselam oluyor. Bunu vücudunu kullanarak ve rakibe karşı ilk hamleye çalışarak yerine getiriyor. Eğer rakip set oyununu Galatasaray’a kabul ettirmişse Ceyhun rakibi karşılayan takım arkadaşının kademesini alıyor.

İlk pas istasyonu: İki stoperin önünde oynayan Ceyhun, Galatasaray’da pas trafiğinin ilk önemli istasyonu konumunda. Normal pozisyonda, yani bütün takım arkadaşları gerekli koşuları yapıp kendilerini gösterebilmişlerse tam 9 tane pas opsiyona sahip oluyor Ceyhun oyun akışında. Bu opsiyonlar geriye doğru; kaleci ve iki stoper. Hafif ileriye doğru; Melo ve Selçuk ve iki kanat beki. (Bursaspor maçında Eboué ve Sabri Sarıoğlu, Eskişehirspor karşısında ise Sabri ve Alex Telles.) İleriye doğru ise Sneijder ve duruma göre Burak Yılmaz, Didier Drogba ya da Eskişehirspor karşısında olduğu gibi İzet Hayroviç. Ceyhun pas istasyonu görevini topu, kendisine gelmesinden hemen sonra ayağından çıkararak yapmak zorunda.

Duran toplar: Ceyhun’un bir görevi de kullanılacak olan duran toplarda rakip stoperlere baskı yapmak, rakip defans bloğunu karıştırmak ve gerekirse topa vurmak. Aslında bu görev çok taze. Galatasaray bu duran top organizasyonunu ilk kez Eskişehirspor maçında uyguladı ve Aurelien Chedjou’nun kafasından da gole kavuştu.

(Meraklısına not: Yeni hava topu organizasyonunda Galatasaray’ın dört futbolcusu Ceyhun, Chedjou, Burak Yılmaz ve Melo arka arkaya tam göbekte sıralanıyorlar. Bu sıralanış nedeniyle rakip stoperler birebir adam tutamıyorlar Galatasaraylı futbolcuların arasına giremedikleri için. Top ortalanmadan önce Ceyhun karıştırıcı olarak rakip stoper grubuna vücut şarjı yapıyor. Bundaki amaç, Ceyhun’un bir tür kendini feda ederek diğer üç arkadaşının boşa çıkmasını sağlamak. Eskişehirspor maçında çalıştı bu yerleşim sistemi. Takıma Drogba da eklenince muhtemelen beşli grup olarak deneyecek bu yerleşim modelini Galatasaray.)

Takımın merkezinde olmak: Duran top organizasyonundaki görevi ihmal edilirse ilk üç maddenin sentezi olarak Ceyhun’un takımın merkezinde yer aldığı görülüyor.

Burada bir parantez açarak Ceyhun’dan önce bu görevi temelde Melo’nun üstlendiğini belirtelim. Ve bu kapsamda küçük bir Melo analizi yapalım.

MELO’NUN ARTI VE EKSİLERİ

Hemen belirtelim ki Melo her şeyden önce normal üstü bir oyuncu. Birçok yeteneği var. Bunları sıralamak gerekirse en başta atletik gücünü yazmalıyız. Bu yeteneği sayesinde Melo hamleli, ardışık zor hareketleri yapabilen, boyuna göre daha yükseğe sıçrayabilen bir profile sahip. Patlama gücü Melo’nun ikinci büyük artısı. Bu yeteneği sayesinde topla ya da topsuz bir anda hızlanabilme kapasitesine sahip Melo.

Patlama gücü yüksekliği hücumda birden ivme kazanan bir atak oyuncusuna dönüştürüyor Melo’yu, savunmada ise topa ilk hamleyi yapan kesici rolüne.

Melo’nun bir diğer üstün yönü oyunu okuyarak oynaması. Bundan kasıt rakibin ne yapacağını ve ne yapamayacağını yüksek yüzdeyle tahmin etme yeteneği. Nitekim bu yeteneği sayesinde penaltı kurtarmıştı 2012-13 sezonunda Elazığ’da. Son olarak da moral gücünü yazmalıyız Melo’nun artı hanesine. Maç içinde sadece kendini değil, arkadaşlarını ve seyirciyi motive eden bir ruhanî bir güce sahip Melo. Bir anlamda rakibi ve hakemleri de etkisi altına alan ruhanî bir güç bu. Bu güce örnek olarak geçen sezon Arena’da, Şampiyonlar Ligi’nin grup aşamasındaki Manchester United maçında yarattığı ve Burak Yılmaz’ın kafa golüyle sonuçlanan enerji dalgasını gösterebiliriz.

Her futbolcuda olduğu gibi Melo’nun bazı zayıf yönleri var. Bunların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz.

Çift tempolu oyuncu olma: Esasında patlama gücü Melo’nun hem avantajı, hem de dezavantajı. Melo patlama gücünü kullandığı pozisyonların devamında jogging yapar gibi yavaş bir tempoyla oynuyor. Bu da onun pozisyon seçmesine yol açıyor. Biraz açmak gerekirse, Melo sprint attıktan sonra nefesini normalleştirmek için diğer futbolculara oranla daha uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyuyor. Bu süre içinde de maçın o an gerektirdiği şekilde değil, kendi nefesini normalleştirebilmek için düşük tempoyla oyunda varlığını sürdürüyor. Bu da pozisyon seçmesine yol açıyor. Ne demek istediğimizi daha iyi anlamak için Eskişehirspor maçının ikinci yarısında Cristobal Jorquera’nun girdiği pozisyonda Melo’nun ne yaptığına bakılabilir. Lig TV’nin maç saatiyle 52.40’la 52.43 arasında gelişen bu pozisyonda Galatasaray’ın iki stoperi ve Ceyhun Eskişehirspor’un forvetiyle cebelleşirken tehlike yaratacak oyuncu olan Jorquera’yı tutma görevi esas olarak Melo’nundu. Ancak Melo 52.24’te gerçekleşen kayarak topu taca atma hamlesinin ardından aktif dinlenmeye geçtiği için Jorquera’yı sadece gözleriyle marke etti.

Düşük fizik kapasite: İkinci olarak Melo nefes anlamında fizik kapasitesi düşük bir oyuncu. Bu nedenle maçları yaklaşık 9-10 kilometre bandında bir performansla tamamlıyor. Hemen belirtilmeli ki bir orta saha oyuncusu açısından bu mesafe Türkiye ligi için bile standartın biraz altında. Ayrıca Melo’nun Brezilya ulusal takımına alınmamasındaki en temel nedeni de galiba burada aramalıyız. Zira Brezilya gibi her dünya kupasında şampiyonluğun bir numaralı adayı olan bir ekol ülke orta saha oyuncusunun her maçı ortalama 12 kilometre civarında tamamlaması beklenir. Çünkü başta Almanya olmak üzere en büyük rakiplerin orta saha oyuncuları neredeyse maç başı 13 kilometreye dayanmış durumda.

CEYHUN’UN ARTI VE EKSİLERİ

Melo’dan sonra Ceyhun’a baktığımızda aslında yetenekleri sınırlı bir oyuncu profiliyle karşılaşıyoruz. Temelde üç büyük artısı var Ceyhun’un. İlki sıradışı fizik kapasitesi. 1.93 santimetrelik boyunu ve fiziğini mücadeleye tamamen yansıtan bir oyun anlayışı var Ceyhun’un. Bu sayede bütün maç boyunca bir maraton oyuncusu gibi enerji sıkıntısı çekmeden her yere koşabiliyor. Ki Ceyhun’un 90 dakika oyunda kaldığı her maçı yaklaşık 12 kilometre civarında bir mesafe koşarak tamamladığı biliniyor. Ceyhun’un ikinci artısı pozisyon bilgisi. Bu sayede sahada nerede durması gerektiğini iyi biliyor. Ceyhun’un üçüncü artısı ise alan savunmasını bir anlamda gözü kapalı yerine getirebiliyor olması.

(Meraklısı için küçük bir not: Alan savunması ülkemizde genelde sahanın belirli bölgelerinin oyuncular tarafından paylaşılması olarak biliniyor ve tanımlanıyor. Bu alan savunmasının bir özelliği, ama en önemli özelliği değil. Alan savunması esasında savunma yapan oyuncunun top rakipteyken eğer topla kendi kalesinin iki yan direği arasında sanal bir üçgen çizilecek olursa bu üçgeni en iyi pozisyon alarak savunmasıdır. Böylece oyuncu o üçgenin toptan sonra başlayan ağzını tıkayacak şekilde en iyi yerde pozisyon alarak kalesini tehlikeye karşı korumuş olur. Görüldüğü gibi alan savunmasının sahanın sadece önceden belirlenmiş bölümünü korumakla neredeyse hiç ilgisi yok. Çünkü savunma, topun bulunduğu noktaya göre yapıldığı için savunma alanı topun her hareketinde yeniden tanımlanır. Bu, alan savunmasını iyi bilen ve uygulan bir futbolcunun her seferinde doğru yerde konuşlanarak kalesini koruması anlamına gelir.)

Dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Alan savunmasıyla pozisyon bilgisi arasında doğru bir ilişki var futbol dünyasında. Bu açıdan şunu demek yanlış değildir:  En iyi pozisyon bilgisine sahip olanlar alan savunmasını mükemmel yaparlar, ya da tam tersi. Ceyhun sıkça unutulduğu gibi esasında Almanya altyapısın ürünü. Ve pozisyon bilgisiyle alan savunmasındaki artı puanlarını Almanya altyapısına borçlu. (Benzer biçimde Hakan Balta’nın etkili stoper performansının ardında da yine Almanya altyapısının ürünü olması var. Yeni transfer Koray Günter’in Galatasaray’a vereceği katkıyı da yine bu saptama içinde görebiliriz.)

Ceyhun’un eksilerine gelince. Öncelikle hamleli bir oyuncu değil Ceyhun. Bu nedenle hızlı bir forvet kolayca onu ekarte eder. İkincisi, bilekleri de çok yumuşak değil Ceyhun’un. Bu nedenle baskı altındayken Selçuk İnan gibi faul alarak topu koruyamaz. Ayrıca yine bu nedenle top sürüşü de kuvvetli değildir. Üçüncü olarak da patlama gücü yok Ceyhun’un. Yani bir anlamda çok hız gerektiren durumlarda yetersiz kalır. Zaten hamlesiz olmasının temel nedeni de bu.

BİLANÇO

Ancak artılarıyla eksilerini toplayınca ciddi bir artısı var Ceyhun’un. O da gücünü, yeteneklerini ve zayıflıklarını bilerek oynaması. Yani kendini bilmesi ve yapamayacaklarına değil, yapabileceklerinin maksimumunu gerçekleştirmeye odaklanması. Açacak olursak; patlama gücü olmadığı için top sürmeye neredeyse hiç niyetlenmez Ceyhun. Böylece hem daha az baskıya girer, hem de top kayıplarını en azda tutar. Ayrıca pozisyon bilgisini ve doğru yerde olmasını, fizik kapasitesiyle bütünleştirerek kendini her an bir pas alternatifi olarak arkadaşlarına gösterebilen bir futbolcu. Üstüne, basit de oynayınca gelen her topu en kısa sürede pasa dönüştürerek saha içinde takımın akışkanlığını sağlayan bir oyuncu olarak sivriliyor Ceyhun. Topla yavaş olmasına karşın Mancini’nin onu stoperlerin önündeki pozisyonda takımın merkezi olarak seçmesindeki temel nedenleri bunlar.

Ayrıca bu başlıkta şunu da vurgulamak gerekiyor ki, Ceyhun rakibin topunu karşılamada Melo seviyesinde performans gösteren bir futbolcu. Örneklemek gerekirse Bursaspor maçında Ceyhun 17, Melo ise 16 kez rakipten top karşıladı. Eskişehirspor maçında Melo 19, Ceyhun ise 16 kez rakibin topunu karşıladı.

FIRSAT PENCERESİ

Ama esasında yazının amacı bir Melo–Ceyhun karşılaştırması yaparak Ceyhun’u övmek ya da Melo’yu yermek değil. Tam tersine Galatasaray’daki fırsat penceresine dikkat çekmek.

Dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Eskişehirspor maçındaki Galatasaray presi zaman zaman 2000 takımından enstantanelerin üretilmesine neden oldu. Buna örnek olarak ilk Galatasaray golü öncesindeki presi gösterebiliriz. Lig TV saatiyle maçın 5.26’da Camara sol kanatta üçlü bir prese maruz kaldı. Arkasında onu sıkıştıran Selçuk vardı, önünde ise yan yana duran Sneijder ve Ceyhun. Bu preste arkadan Selçuk bir şekilde topa dokunmayı başardı. Açılan topu ise Sneijder yatarak kurtardı ve hemen Selçuk’a kazandırdı. Sonrasında Selçuk-Melo-Hayroviç çizgisindeki biri yan ikisi diklemesine üç ardışık pasın ardından Burak Yılmaz golü attı.

Burada önemli bir şey var. Neredeyse bütün ikili üçlü sıkıştırmalarda üçgenin tabanında hep Ceyhun vardı. Üçgenin tavanında ise Selçuk. Üçüncü futbolcu ise çoğunlukla değişti. Kâh Sneijder[1] oldu, kâh Alex, kâh Melo.

Hatırlanacaktır. 2000 takımında da topa ilk olarak ya Emre Belözoğlu dokunurdu, ya da Okan Buruk. Bozulan rakipten topu ise Suat Kaya teslim alırdı.

İşte fırsat penceresi de burada. Esasında Selçuk-Melo-Ceyhun üçlüsü aynı işi yapma kapasitesine sahip. Yani bir şekilde ya Selçuk ya da Melo rakibi bozar, topu da Ceyhun kazanır. Ancak bu fırsat penceresinin açılması için koşu mesafesi olarak Selçuk ve Melo’nun biraz Ceyhun’a yaklaşması lazım.[2] Daha değişik bir şekilde söyleyecek olursak eğer Selçuk ve Melo koşu mesafelerini birer kilometre daha artırırsalar, yani Selçuk 12 kilometreye yaklaşır, Melo da 10.5 – 11 kilometre bandına oturursa, bu rakam olarak küçük ama maçın içindeki etkileri büyük olan 2 kilometre Türkiye’de Galatasaray orta sahasını, ciddi fark yaratacak bir seviyeye getirecek.

(Şampiyonlar Ligi için durum daha da farklı. Elbette söylemeye gerek yok. Chelsea FC karşısında Galatasaray’ın şansının olabilmesi için sadece Selçuk ve Melo değil, Burak Yılmaz, Drogba ve Sneijder’ın da Türkiye’de koştukları mesafeden en az 1 – 1.5 kilometre daha fazla bir istatistik üretmeleri lazım sahada.)

Yazının başında yapısöküm ya da dekonstrüksiyon kavramından bahsetmiştik. Mancini aslında Türkiye’de bu işi yapıyor futbolda. Eski kurguları yeniden yapılandırarak takımın yeni anlamlar üretmesini hedefliyor sahada.


[1] Savunmayı sevmeyen Sneijder’ın son maçta toplam 9 kez rakip topunu kestiğini hatırlatmak gerekiyor. Diğer bir deyişle Sneijder Selçuk’tan daha fazla rakip atağını engelledi Eskişehirspor maçında. Tüm rakamlar için bakınız. http://tr.matchstudy.com/TSL2013-14/TSLgame.aspx?id=0806&page=06

[2] Eskişehirspor maçında Ceyhun 11.950 metre koştu. Onu 10.844 metreyle Selçuk takip etti. Melo ise 9.594 metre.