İskender Baydar
8 Nisan 2018

PORTO GEZİ NOTLARI

Her sene Mart ortasında, fiyatlar azmadan, ortalık turist dolmadan ve eşimin doğum günü etkinlikleri çerçevesinde gözümüze kestirdiğimiz yakın coğrafyada bir yere gitmek gibi bir adet geliştirdik kendi kendimize…

Beyrut, Amsterdam, Sicilya, Berlin, Venedik, Napoli, Atina derken bu sezon rotamızı Porto’ya çevirdik.

Normal şartlarda benim için Avrupa kıtasında yaklaşık 5 saatlik bir uçuş yapmak, Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray’a Porto çıkmadıysa çok da tercih edilir bir durum değil açıkçası…

Sırf bu nedenle “Malta” diye ısrar ettiysem de evdeki İçişleri Bakanı’nın bu topraklarda hâkim olan demokrasi anlayışının etkisiyle Porto’ya doğru yola çıktık.

Sayılı vakit çabuk geçiyor malum; iki film izleme süresinden biraz fazlasında Porto’ya eriştik sağ salim…

İLK İZLENİM ÇOK ÖNEMLİ

Bir insan, bir kent veya bir ülke hakkında ilk izlenim çok önemlidir. Porto aşağıda anlatacağım sebepten “+ 100” ile başladı resmen…

Porto’da havalimanından taksiye bindik. Adresi söyledik. Şoför navigasyona yazdı ve yola çıktık.

Eski kent merkezi labirent gibi… Bildik bir otel değil de bir apartman dairesi tercih ettiğimizden bulması da çok kolay değil. Tam geldik derken navigasyon yanlış bir yerden sapmamıza neden oldu.

Taksici o an taksimetreyi durdurdu. Defalarca özür diledi. “Her şeyi bildiğini zanneden hiçbir şey bilmezmiş” gibi aforizmalar sıraladı. İki kere arka koltuğa dönüp 5 yaşındaki oğlumdan özür diledi. “Bu kadar saat uçtun, yoruldun şimdi benim hatam yüzünden trafikte yoruluyorsun” falan dedi.

Biz “Olur böyle şeyler, sıkıntı yok” dedikçe adam daha da fazla özür diledi.

Biz çocukken görürdük böyle güzel insanları kendi ülkemizde… Çok uzun zamandır unuttuğumuzdan; memleketimizde neredeyse herkes çakal olduğundan uzun yolculuğa rağmen büyük bir keyifle başladık Portekiz tatilimize…

Ne diyelim; darısı bizim havalimanı taksilerimize!

Tatilin detaylarına geçmeden önce Portekiz’e gitme niyetiyle bu satırları okuyacaklara bir sözüm olacak: Tatil kişisel bir deneyimdir, burada yazılanları okuyun ama çok da kafanıza takmayın; tatil sizin tatiliniz sonuçta.

Devam edelim…

Fiyatları cazip olduğu için tercih edilen turizm şirketlerinin tur programları ne yazık ki insanlara kalacağı oteli bile net olarak söyleyemiyor çoğu zaman. Oysa hem otel hem de bulunduğu yer, iyi bir tatilin olmazsa olmazlarındandır.

Bu nedenle mümkünse bireysel seyahat edin. Otel, ev, kiralık araç, ülke içi uçak ya da tren bileti; hepsini önceden almanız mümkün. Alamazsanız da akışına bırakın, en fazla gidemez ya da gitmek için farklı bir yol keşfedip ekstra bir deneyim yaşarsınız; rahat olun.

Benim son yıllardaki tercihim apartman daireleri ya da müstakil evler… Bunu dedim diye züppelik yaptığımı sanmayın, çoğu zaman otelden daha ucuza geliyor. Hele kalabalık aileler için çok daha cazip olabiliyor.

NEREDE KALMAK DAHA MANTIKLI

Tarzım olmasa da çok uzattım sadede geleyim; kısa kısa notlarla Portekiz’e dair birkaç deneyimimi aktarayım:

Porto yokuşlu bir şehir… İlk bakışta her ne kadar Duoro Nehri ve Paris’teki Eyfel Kulesi’ni yapan şirketin eseri olan Dom Luis Köprüsü yakınlarında konaklamak cazip gelse de kentteki görülecek yerlerin zirvesinde yer alan Torre dos Clerigos (Clerigos Kilisesi’nin çan ve saat kulesi) civarında konaklamak en mantıklısı… Çünkü Porto’daki vaktinizin büyük bölümü bu bölgede geçecek. Bu arada 240 basamak tırmanacak nefesiniz varsa 3 Euro ödeyerek kuleye de çıkabilirsiniz. Hava açıksa Porto’yu, daha doğrusu kentin çatılarını buradan görebilirsiniz.

Porto’nun turistik eski kent merkezinin, yani Ribeira Bölgesi’nin ulaşımında nostaljik tramvay, otobüs ve taksi hâkim… Metro, daha çok kent sakinlerinin oturduğu dış semtlere hizmet ediyor.

Eski kent merkezinde taksi ile ulaşım tercih edilebilir. Açılış fiyatı 3,20 Euro… Maksimum 5 Euro ödeyerek görmek isteyeceğiniz her yere ulaşabilirsiniz. Hafta sonları ve akşam saat 21.00’den sonra fiyat yüzde 10-15 kadar daha pahalı.

Tramvayda bir kişi 3 Euro… 18 ve 22 numaralı hatlar kentin turistik bölgelerinde ring sefer yapıyor, 1 numaralı tramvay ise Duoro Nehri’ne paralel seyreden bir hatla sizi okyanus kıyısındaki Foz Bölgesi’ne taşıyor. Burada, Portekiz’in hayli zengin olan deniz ürünlerini tadabileceğiniz restoranlar bulabilirsiniz.

Dom Luis Köprüsü’nden yaya olarak ya da araçla geçerek ulaşılan Porto’nun karşı kıyısı, yani Gaia Bölgesi ise liman boyunca dizilmiş şarap depoları ile ünlü. Tadım turlarına katılmanızı öneririm.

RENGÂRENK SERAMİKLERİN KENTİ

Porto, 1996 yılında bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan, geçmişini korumayı başarmış bir kent… Şehrin merkezindeki neredeyse tüm tarihi binaların üzeri, ağırlıklı olarak mavi renkli seramikler ve çinilerle kaplı. Porto’yu özel kılan bu renkli seramiklere ‘Azulejo’ adı veriliyor. En güzel örneklerini Sao Bento Tren İstasyonu ile Carmo Kilisesi’nin dış cephesinde görebilirsiniz.

Bizde bir atasözü vardır, “Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı” diye… Porto, bu sözü hükümsüz kılan bir kent… Eskiyi hakkıyla koruduklarından son 5 yılda 2 kez Avrupa’nın en iyi tatil destinasyonu seçildi Porto… Bu nedenle, eski kent merkezindeki çoğu bina restore edilerek ya butik otele dönüştürülmüş ya da kiralık apartman daireleri haline getirilmiş. Yazının başlarında da belirttiğim gibi, Portolular, genellikle eski merkezin dışında oturmayı tercih ediyor. Eski kent de tabiri caiz ise mülk sahipleri için yılın 12 ayı para basıyor.

Porto’da yapılması gereken diğer şeylere gelince:

Porto ile özdeşleşmiş Dom Luis Köprüsü’nü ve Ribeira’yı fotoğraflamak için 1670 yılında yapılmış olan Mosteiro da Serra do Pilar’ın terasına çıkabilirsiniz.

Çağdaş mimariye dair bir şey görmek isteyenler, konser ve etkinliklere ev sahipliği yapan Casa da Musica’ya gidebilir; hatta programı seyahat öncesinde öğrenerek bir gösteri bile izleyebilir. Son dakika bilet bulabilmek ise neredeyse imkânsız, onu özellikle belirteyim.

BİR KİTAPÇIDAN DAHA FAZLASI

Gelelim meşhur Livraria Lello’ya… Burası bir kitapçıdan çok bir müze… Zaten giriş de paralı: Kişi başı 3 Euro… Şayet kitap alırsanız bilet fiyatı ücretten düşülüyor.

Livraria Lello, dünyanın en güzel kitapçıları listesinde de yer alıyor… 1906 yılından bu yana, mühendis Francisco Xavier Esteves’in görkemli hayal gücü ile şekillendirildiği haliyle hizmet veriyor. Ahşap işçiliği, helezonik kırmızı basamaklı merdiveni ve 8 metre uzunluğunda 3,5 metre genişliğindeki vitray tavan penceresi ile kelimenin tam anlamıyla büyüleyici bir yer. Harry Potter kitabının yazarı J.K. Rowling’in, Porto’da yaşadığı dönemde bu kitapçıdan ve Portolu öğrencilerin pelerinli okul üniformalarından esinlenerek Harry Potter’ın ilk bölümlerini burada yazması da Livraria Lello’nun ününe ün katmış durumda.

Çoğu zaman önünde uzun kuyruklar görebilirsiniz. Hafta sonları girmek için en az 1 saat bekleyebilirsiniz. Hatta hemen hemen herkes fotoğraf çekmek ve çektirmek için girdiğinden içeride zaman zaman ciddi izdiham yaşanabilir. Benim önerim hafta içi ve erken saatte gitmeniz. Yoksa beklediğiniz keyfi alamayabilirsiniz.

Eğer benim gibi yurtdışında pazar yeri gezmeyi sevenlerdenseniz, Porto’daki Bolhao Market hakkında yazılanlar ve fotoğraflar sizi cezbedebilir. Hatta burayı Barselona’nın ünlü La Rambla Caddesi üzerindeki Mercat de la Boqueria ile kıyaslayanlar bile olabilir. Ama şu an için bu durum pek geçerli değil ne yazık ki… Başlanıp devam ettirilmeyen tadilat, çöp yığınları, çoğu boşalmış dükkânlar, 2018 Mart ayı itibariyle Bolhao Market’in gerçek yüzü durumunda.

PORTO’DA NE YENİR?

Yemeklere gelince… Özel sosu ve patates kızartmasıyla birlikte servis edilen, içerisinde bolca şarküteri ürünü bulunan ve sos içinde yüzen bir tost olan Francesinha Porto’ya özgü bir lezzet.

Başta Bacalhau olmak üzere morina balığından yapılan sayısız yemek çeşidi de ilginizi çekebilir.

Bunun dışında yengeç, karides, ahtapot, ıstakoz, istiridye, deniztarağı, midye; kısacası denize dair ne varsa bolca var Portekiz’in her yerinde. Tüm bunlara 5 lira sınırında dolaşan Euro’ya rağmen hâlâ kabul edilebilir düzeyde olan fiyatlarla ulaşabilirsiniz. Üstelik ulaşılması pek kolay olmayan kalite ve lezzette hepsi…

Tatlı olarak ise karşınıza Pastel de Nata çıkacaktır hemen her yerde… Milföy hamurundan yapılan, içi muhallebi dolu, üstü yakılmış bir tatlı bu… Hafif ve lezzetli ancak en lezzetlisi Porto’da değil kesinlikle Lizbon’da… 1837’den beri aynı yerde hizmet veren ve kapısından kuyruk eksik olmayan Pastais de Belem, Portolu rakiplerine açık ara fark atar. Her iki lezzeti birden tatmış olanlar bu dediğimi çok daha iyi anlayacaklardır.

Sabah başlayıp akşam saatlerine kadar tempolu bir tur yaparak Porto’da görülmesi gereken her yeri üstün körü de olsa görmek mümkün. Ancak bu daha çok Woody Allen’ın “Hızlı okuma kursuna gittim. Suç ve Ceza’yı 20 dakikada okudum. Olay Rusya’da geçiyor” esprisine benzeyecektir.

Porto’yu doya doya gezmek isteyenlere en az 3 gece konaklamalarını tavsiye ederim.

Porto’ya dair son bir tavsiye All in Porto… Gayet merkezi bir lokasyonda ama gayet sakin bir sokakta. Bir köşesi tasarım butik diğer köşesi restoran… Restoran dediysem öyle zengin bir mönü beklemeyin… Küçük-Orta-Büyük peynir ve şarküteri tabağı, Küçük-Orta-Büyük meyve tabağı ve şarap var sadece mönüde… Taburelerin üzerine oturup, sizden önce dünyanın dört bir yanından gelen insanların masanızdaki camın altına iliştirilmiş notlarını okuyarak takılıyorsunuz. Tabaklar iyi, şaraplar harika… Kasmadan tadını çıkartın.

Porto’ya dair fotoğraflar hemen altta; Porto’dan ötesi, yani Aveiro, Costa Nova ve Lizbon notlar ise bu linkte: http://www.iskenderbaydar.com/aveiro-costa-nova-ve-lizbon-gezi-notlari/ okumanızı öneririm..