İskender Baydar
8 Temmuz 2014

PRANDELLI DEVRİ

Profesyonel olarak yaptığım iş gereği birbirinden farklı konularda o kadar çok yazı yazmam, konuşma metni hazırlamam gerekti ki son dönemde, beni asıl mutlu eden konuda, yani Galatasaray hakkında yazmaya vakit bulamadım bir süredir.

Oysa çok önemli gelişmeler yaşandı aradan geçen bir ayda…

Basketbol final serisinde sergilenen ve Türkiye’de sadece Galatasaray’ın cesaret edebileceği onurlu duruş bunların en önemlisiydi.

Futbola adına yaşanan gelişme ise tabii ki Cesare Prandelli’nin gelişiydi.

Pek çok şey yazılıp çizildi basında ve sosyal medyada.

“Prandelli başarılı olur mu? Mancini’den sonra yine bir İtalyan hoca risk değil mi? Prandelli’nin bir kupası bile yok” gibi sorular, tereddütler peş peşe sıralandı.

Bu noktada destekleyene de, eleştirene de saygım sonsuz. Çünkü muhtemel soruların hepsiyle karşılaşılabilir; hatta sıralanan sorunların çoğu yaşanabilir.

Prandelli başarılı ya da başarısız olabilir.

İşin sonunda sadece “Ben demiştim” diyebilmek adına erken konuşmanın kimseye bir faydası olduğunu düşünmüyorum sadece.

Ayrıca şunu aklımıza sokmamızda da fayda var:

Hocaların katkısını ne çok küçümsemek ne de gereğinden fazla abartmak gerekir.

Galatasaray gibi adeta dev birer şirket olan günümüzün uluslararası hüviyete sahip seçkin kulüplerinde futbol, bir bütünün parçasıdır.

Galatasaray geçen yıl sadece Mancini yüzünden başarısız olmadı… Galatasaray camiası birlik olamadığı, kendisine yönelik tuzakları bertaraf edemediği, takım içindeki arkadaşlık ruhu kaybolduğu için başarısız oldu.

Bir tek Mancini değil 25 milyon Galatasaraylı kaybetti.

Bunu bir köşeye not edip yeni dönemin ipuçlarına bakalım:

Bir kere Başkan’ın Prandelli transferinde bizzat kendini ortaya koyması hem hoca adına ciddi bir destek, hem de yönetim ve profesyonellere yönelik ciddi bir “Toparlanın” uyarısı.

Hoca’nın kampa yetişmesi, maliyetinin Mancini’den düşük olması, Finansal Fair Play kriterlerine uyum çalışmaları kapsamında oldukça önemli.

İtalyan Hoca’nın geçmişinde sergilediği mevcut oyunculara değer katma, yeni değerler yaratma tecrübesi çok kıymetli.

Karakteri, erken kaybettiği eşine, ailesine, işine bağlılığı, disiplini diğer artıları.

Şimdi yazacağım durum Galatasaray adına bir ilk değil ama Prandelli ile imzalanan sözleşmede Şampiyonlar Ligi Kupası’nın kazanılması, UEFA Avrupa Ligi Finali, Kıtalararası Kupa gibi büyük hedeflerin primlerinin tek tek belirtilmesi, kulübün hedeflerini gösterme açısından kayda değer.

Türkiye Kupası için konulan, hocanın kupanın kazanılması halinde 500 bin dolar prim alacağı maddesindeki rakam hayli yüksek… Prim, o kupanın maddi-manevi getirisine denk olmalı. Şu an için Türkiye Kupası böyle bir değere sahip değil.

Bu rakam sadece hoca için kupayı anlamlı kılıyor.

Yanılmıyorsam geçen yıl prim daha da yüksekti ve 500 bin Euro’luk tutarıyla hayli gereksizdi.

Kupa primi kupa eşleşmelerinin seyrine, karşılaşılan rakibe, sezon sonunda oluşturacağı değere göre zaman içinde belirlemekte daha doğru olabilir.

Gelelim takıma…

Olcan Adın, yapılabilecek en iyi yerli transferlerinden biriydi.

İyi, tecrübeli, topu oyuna sokabilen bir stoper şart.

Dünya Kupası’nda önemli bir performans sergileyen Sneijder’ın kalması sanırım herkesin ortak arzusu.

Sakatlıktan çıkan Hamit, Bruma gibi oyuncuların, geçen sezon öncekilere oranla daha etkisiz kalan Selçuk ve Burak’ın yeni hocayla gösterecekleri performansı ise benim açımdan büyük merak konusu.

Bir daha yazılara bu kadar ara vermemek dileğiyle okuyan herkese sevgi ve selamlarımı yolluyorum.