İskender Baydar
11 Şubat 2014

HİÇ MERAK ETMEYİN

Bizde pek biyografi yazılmaz; yazılsa da okunmaz zaten. Oysa yaşanmış her hayat, bir ders kitabıdır diğerleri için.

Gelin; Selçuk İnan’ın hayat öyküsüne bir de bu gözle bakalım bugün…

Yazıya başlarken hem hafızamı tazeledim hem de atladığım bazı şeyler olabilir diye arşivi taradım…

Bu yazıda aktaracağım bilgiler için, Four Four Two Türkiye Haber Müdürü Ahmet Yavuz’un Selçuk İnan’la yaptığı mükemmel röportajdan bir hayli faydalandım…

Dün 29 yaşına basan 10 Şubat 1985 doğumlu kaptanın inatla, inançla çizdiği kariyer öyküsünün ardından, Chelsea maçına dair bir ön sezimi de paylaşacağım sizlerle…

Daha fazla uzatmadan başlayalım:

Selçuk İskenderun’da dünyaya geldi… 5 çocuklu bir ailenin tek erkek evladıydı. Semt bakkalı olan babasının varisiydi bir anlamda.

O bakkal ileride bir gün market, hatta süper market olacak; başına da Selçuk geçecekti.

Selçuk’un içindeki tek aşk ise futboldu.

Tıpkı babası Münir Bey’in yıllar önce kendi adına aynı hayali kurduğu gibi…

Münir İnan, Adana Demirspor’da profesyonelliğe yürüyecekken, babası tarafından yolundan çevrilmişti.

Fena mı olmuştu; bir iş kurmuş, evlenmiş, pırıl pırıl 5 evlada kavuşmuştu. Futbolcu olmaya kalksa pek çok arkadaşı gibi kaybolup gidebilirdi.

Oğlu da kendisi gibi yapmalı, asla boş hayaller peşinden koşmamalıydı.

Ama Selçuk’un durmaya niyeti yoktu… Henüz 9 yaşında bakkalın tek çırağıydı. Babası çıktığı an kepengi indirir, hemen dükkânın yanındaki Karaağaçspor’un sahasına kadar gidemiyorsa bile kale niyetine kepenge şut çekerdi.

Tüm itirazlara rağmen Karaağaçspor’da futbola başladı Selçuk.

Daha doğrusu başlatmak zorunda kaldılar.

Çünkü her maç oradaydı… Büyükler aralarına almazsa, kenarda bekler, biri sakatlanınca oyuna girerdi. Antrenmanlardan sonra en az bir saat daha sahada kalır, hayranı olduğu Zinedine Zidane gibi frikik atabilmek için çalışırdı.

Sahanın çizgilerini çekme görevini bile büyük bir zevkle o üstlenmişti.

Tek derdi, tek arzusu vardı, sahaya yakın olmak.

Bu çabanın ve Selçuk’un yeteneğinin farkında olan hocası Recep Altın, onun daha büyük bir takımda oynaması gerektiğine inanıyordu… Allem etti, kallem etti, hatta araya belediye başkanını bile soktu ve sonunda başardı.

Selçuk’un henüz 14 yaşında Çanakkale Dardanelspor alt yapısının yolunu tutmasını sağladı.

Zor günler başlamıştı. Tek başınaydı Selçuk. Bilmediği bir kentte, tanımadığı insanlar arasında, bir kamp binasında yapayalnızdı.

Kaçıp dönmek istedi.

Onu durduran takımın genel menajeri Nahit Güzel oldu. Bulup buluşturup Zidane’ın maç kasetlerini getiriyor, Selçuk’u gitmesine, hayallerini terk etmesine engel oluyordu.

Kariyerindeki dönüm noktalarından birine, adı Beşiktaş’la özdeşleşen “Sarı Fırtına” lakaplı Metin Tekin vesile oldu. Selçuk’u A Takım’a alan, sırtına 10 numarayı veren ilk hoca Metin Tekin’di.

İkinci önemli isim ise, bugün Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü olan Ersun Yanal’dı. Selçuk’u Manisspor’a aldıran isimdi.

Selçuk, Manisa formasıyla  gol atıyor, pas veriyor ama ‘koşmuyor’ denilerek taraftarlarca eleştiriliyordu.

Yanal’ın kapısını çaldı. “Hocam beni ön liberoya koyun, nasıl koşuluyor görsünler” dedi…

Kariyerindeki gelişmenin kilit taşlarından olan bu mevkiide hem çok iyi oynadı, hem de oyunun başka bir boyutunu öğrenme fırsatı buldu.

Vefa borcunu, Ersun Yanal Trabzonspor’un başına geçtiğinde ödedi. Tüm İstanbul takımları peşindeyken o hiç tereddütsüz Karadeniz kıyılarına gitti.

Sonrası hepimizce malum aslında…

Yanal’ın ardından Şenol Güneş’le harika bir çıkış; Fatih Terim‘li Galatasaray’da 2 Süper Lig, 2 Süper Kupa şampiyonluğu; lekesiz bir kariyer, dedikodulardan uzak bir hayat, herkesin evladına örnek gösterdiği mükemmel bir insan.

Tüm bunların tek bir karşılığı var, o da Selçuk İnan…

Gelelim günümüze…

Selçuk İnan, Galatasaray Televizyonu’ndaki Ünlüler Geçidi programına konuk oldu doğum gününde.

“Hedefim her zaman Galatasaray ile şampiyonluk yaşamaktı. Ne olursa olsun bir gün bu formayı giyip, şampiyonluk yaşayacaktım. Şükürler olsun yaşadım da. Bugüne kadar verdiğim en iyi karar Galatasaray’a gelmekti” dedi.

Ama bir şey daha söyledi:

“Aramızda Chelsea maçını konuşuyoruz tabii ki… Sneijder, Drogba, kısacası takımdaki herkes ‘Ne yapacağız?’ sorusuna, ‘Merak etme o maç bende’ cevabını veriyor. Chelsea’nin de sırası gelecek. Kolay olmayacak ama çok iyi iki maç olacak…”

Yazılarımı geçen yıldan beri okuyanlar hatırlayacaklardır… Hatırlamayanlar da o günlerde yazdığım gazetenin arşivine girip bakabilirler…

Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’ndeki son 16 eşleşmesinde, deplasmandaki Schalke maçı öncesinde, Hamit Altıntop için aynen şunları yazmıştım:

“Eğer 1972’de Malatya’dan Gelsenkirchen’e göç eden bir ailenin oğlu olarak doğduysa Almanya’da.

Yıllarca Schalke 04 formasını terlettiyse başarıyla.

Bu kadar şanssızlık yaşadıysa bir sezonda…

Dile kolay; 8 topu döndüyse direklerden…

Şimdiden bir kenara not edin; eğer çeyrek final gelecekse Gelsenkirchen’den…

Golü Hamit’in hanesine yazın daha bugünden.”

Şimdi de diyorum ki; eğer bir çocuk 9 yaşından beri bugünlerin hayalini kuruyorsa, yılmadan savaşıyorsa, o çocuğun günü gelmiştir…

Ve o çocuk, kariyerine pek çok başarı sığdırmasına rağmen henüz Avrupa kupalarında gol atamadıysa, onun da vakti gelmiştir.

Eğer Galatasaray Chelsea engelini aşmayı başaracaksa…

Merak etmeyin o maç Selçuk’ta…

İlk maçtan önce aynen bu satırları yazmıştım. O maçta gole çok da yaklaşmıştı Selçuk… Drogba’nın indirdiği topa son anda dokunmuş, top direkten dönmüştü.

Ama henüz her şey bitmedi. Selçuk İnan’ın, bu sezon bildiğimiz Selçuk’la bağdaşmayan gidişatına bu maçta son vereceğine inanıyorum.

Ve “Bu akşam sana inananları mahcup etme Selçuk” diyorum.