İskender Baydar
23 Şubat 2014

O HİÇ PES ETMEDİ

Türkiye, Cumartesi gecesinden beri Semih Kaya’yı konuşuyor.

Hakemin “Aut” verdiği pozisyonda, “Hayır, top benden çıktı” diyerek kararı değiştirten Semih, adeta ülke futbolunun içine sürüklendiği bataklıkta açan bir çiçek gibi…

24 Şubat 1991 doğumlu Semih Kaya.

Yani bugün onun doğum günü…

Sadece yaşanan yılları hesaba katarsak henüz çok genç…

Ama işin içine yaşanmışlıkları da eklersek 23’ten çok daha büyük Semih.

Gelin size onları anlatayım bugün…

Futbolla tanışması 5 yaşında, köyünün tozlu sokaklarında top peşinde koşmasıyla başladı.

Futbolcu olma sevdası daha o günlerde düşmüştü yüreğine.

O kadar ısrar etti ki, eski bir kaleci olan, futbolda kariyer planları tarlada çalışmak zorunda olmasına takılan babası Memiş Kaya, dayanamayıp Bergamaspor seçmelerine götürdü oğlunu.

Ki benzer bir baba-oğul öyküsünü, daha önce Selçuk İnan için yazdığım yazıda da aktarmıştım sizlere.[1]

Yaklaşık 40 kişi vardı o gün seçmelerde.

İki kişi seçilemedi sadece: Biri Semih, diğeri de Semih’in yeğeniydi.

Sonra, bir yakınlarının da çalıştığı Petkimspor’un yolunu tuttular.

Ne de olsa yola çıkmışlardı bir kere… Üsküp’ten gelmiş bu çalışkan, hırslı, inatçı göçmen aile için geri adım atmak olmazdı artık.

Petkim’de oynarken, saha komiseri babasını her yakaladığında “Bu çocuğun peşini bırakma, iyi futbolcu olacak bu” derdi…

O fırsat, Semih henüz 12 yaşındayken ve Helvacı Belediyespor’da oynarken, Mustafa Denizli’yi de yetiştirmiş Türkiye’nin en köklü kulüplerinden olan Altay’dan geldi.

Oğlu Memiş’in kalecilik hayallerine engel olan Semih’in dedesi, 65 yaşında Bergama’daki köyünü terk ederek onun Altay’da oynayabilmesi için İzmir’e yerleşti.

Altay’la Ege Bölgesi Şampiyonluğu yaşadı kendi yaş kategorisinde.

Bir adım sonrasında, Galatasaray’ın da aynı yaş takımının yer aldığı ulusal turnuvaya katıldı.

Futbola sağ açık başlayan, Altay’da sağ beke geçen Semih, hocasının “Karşı takımda Emre Çolak diye çok hareketli bir topçu var, onu ancak sen tutarsın” diyerek Semih’i ilk kez o maçta stopere çekti.

Sonra da bir daha sahadaki yeri hiç değişmedi. Değişen oynadığı takımının rengi oldu.

Maçta gösterdiği performansla Galatasaray alt yapı hocalarının dikkatini çekti Semih.

Kısa bir süre sonra da babasının telefonu çaldı. Arayan Fatih İbradı’ydı.

“Semih’i takip ettik, çok iyi topçu olacak, onu Galatasaray’da görmek istiyoruz” dedi.

Gençken en büyük hayali Galatasaray’da top oynamak olan babası da “Zaten Galatasaraylı, alın götürün” cevabını verdi.

İki-üç gün sonra tekrar arayıp İstanbul’a çağırdılar.

Onları Ali Yavaş karşıladı.

O gün sadece 8 bin Euro yetiştirme bedeli ve bir forma karşılığında Galatasaraylı oldu Semih.

Formanın hikâyesini baba Memiş Kaya, şöyle anlatmıştı bir TV programında:

“Getirdik bıraktık o gün Semih’i Galatasaray’a… Ali Yavaş hocama ‘Sizden sadece bir şey istiyorum, sadece bir Galatasaray forması. Çünkü ailece Galatasaraylıyız biz. Sadece bir forma istiyorum’ dedim. Allah razı olsun hemen bir forma verdi bize.”

Kısa süre sonra, bu kez babası, annesi ve bir ağabeyi köylerinden ayrılıp Semih’in yanına, İstanbul’a geldi.

Galatasaray’a gelmişti gelmesine de her şey toz pembe değildi.

Alt yapıda oynarken, bir maçta Beşiktaşlı Batuhan Karadeniz’in volesine kafasını uzattı.

Ardından çok ağır bir beyin ameliyatı geçirdi.

İki kez çapraz bağları koptu… İç menüsküsü yırtıldı… İç yan bağı koptu… Milli Takım’da el bileği kırıldı…

Bunları bir başkası yaşasa futbol hayatı çoktan biterdi.

Üstelik bu sakatlıkların pek çoğu tam da A Takım’da şans bulma ihtimalinin belirdiği dönemlerde yaşandı.

Yani hem fiziken hem ruhen büyük sorunlarla boğuştu Semih…

Yetmedi, Gaziantepspor’a kiralık gönderildi.

Orada bile doğru dürüst forma şansı bulamadı.

Dönüşünde, bu kez Denizlispor’a, bonservisiyle birlikte verilmek istendi.

Galatasaray, Çağlar Birinci’ye karşılık hem para hem de Semih’i teklif etmişti.

Semih direndi. Sadece kiralık olarak Galatasaray’dan gitmeyi kabul edebileceğini söyledi.

Kartalspor’un yolunu tuttu. Orada da koskoca bir ilk yarı boyunca, o günlerdeki hocası Ergün Penbe tarafından çok da oynatılmadı.

Ünal Aysal’ın Başkan seçilmesi, Fatih Terim’in Teknik Direktör olması ve takımın yeniden yapılanması sürecinde yine Galatasaray’a döndü.

Aradığı forma şansını Gökhan Zan’ın sakat, Servet Çetin’in cezalı olduğu haftada, her zaman büyük saygıyla söz ettiği Fatih Terim verdi ona.

Ve bir daha o formadan hiç uzak kalmamak için, baba nasihati şu söze sarıldı:

“Zirveye çıkmak için çok çalışırsın, didinirsin, zirveye ulaştığında ellerini bıraktığın an dibe kadar düşersin…”

Düşmemek için de aralıksız çalışıyor.

İdman 12’deyse bile o saat 10’da tesislerde oluyor.

Tesis dışındaysa daha çok evinde vakit geçiriyor.

Gece hayatını sevmiyor…

Tatillerde ‘beach club’ yerine köyüne gitmeyi tercih ediyor.

Hayalleri büyük Semih’in…

Önce dördüncü yıldızı takmak ve bir gün mutlaka Galatasaray’da kaptan olmak istiyor.

“Başarılı olmaya mecburum” diyor sarı saçlı, mavi gözlü o çocuk.

Ve ekliyor:

“Babamın beni maça götürmek için veresiye benzin aldığı günleri unutmadım. En ağır sakatlıklarda bile pes edemezdim, etmedim de…”