SEYİRCİ KRİZİ 2.0

ALP ULAGAY YAZDI

Türkiye Süper Ligi’nde ilk üç hafta oynandı. Yani 27 maç. Türk takımları Avrupa kupalarında da şu ana kadar 15 maça çıktı. Karşımızda şöyle bir manzara var:

Tribünlerde bir avuç seyirci, son derece kötü sahalar ve sıkıcı bir futbol.

Hele seyircisizlik bunların en kötüsü. Lig maçlarına zaten ilgi yok: İlk üç haftanın seyirci ortalamasının 8 bin civarında kaldığı yazılıp çiziliyor.

2’nci haftada Beşiktaş-Rizespor maçında 8 bin seyirci bile yoktu Atatürk Olimpiyat Stadı’nda. Galatasaray zaten tek iç saha maçını seyircisiz oynadı.

Fenerbahçe’nin 3’üncü haftadaki Gaziantep maçı 16 bin seyirci önünde oynandı. 50 bin kişilik stadyumda 16 bin kişi!

Konya ve Trabzon dışındaki stadyumlarda da hakemler neredeyse seyircileri saymak için yoklama yapacaktı.

Geçen hafta oynanan Avrupa kupası maçlarında bile tablo değişmedi, futbol seyircisi tribüne geri dönmedi. Mesela Şampiyonlar Ligi markası, 52 bin kişilik TT Arena tribünlerine 28 bin Galatasaray taraftarını ancak çekebildi.

Keza Asteras karşısında Beşiktaş’ı izlemeye gelen seyirci sayısı ise sadece 7 bin 700’dü.

Türkiye gibi yüksek nüfuslu ve futbola ilginin üst düzey olduğu söylenen bir ülkede 7-8 binlik ortalamalar çok düşük. Neredeyse İsviçre Ligi seviyesinde bir rakam bu. Halbuki stadyum kapasitelerine bakınca seyirci ortlamasının 20 bine yakın olması lazım.

İLK KRİZ: BEDAVA YAYIN

Tabii bu Türkiye’de yaşanan ilk seyirci krizi değil. 1990-1992 döneminde de o zamanki adıyla Türkiye 1. Ligi büyük bir seyircisizlik sorunuyla boğuşmuştu. Fenerbahçe ve Galatasaray bazı lig maçlarını 2-3 bin kişi önünde oynamış, ligin ortalaması 7-8 binlere gerilemişti. 24 yıl önceki o ilk krizin sebebi TV’de yayınlanan maç sayısındaki patlamaydı. 1990’ın başında ilk özel TV kanalı Magicbox Interstar’ın (şimdiki Star TV) korsan bir şekilde kurulmasına karşın maç yayın hakları için dört büyükleri ikna etmesi Türkiye’deki tabloyu bir anda değiştirmişti. Interstar büyüklerin iç saha maçlarını yayınlarken, TRT de diğer takımlarınkini ekrana taşıyınca ilk kez haftada 7-8 maç yayınıyla karşılaşmıştı futbol izleyicisi.

Şimdiki gibi dijtal veya paralı kanallar olmayınca maçların hepsi cumartesi ve pazar günleri açık kanaldan yayınlanmış, futbolseverler de evlerinin konforunu beton tribünlere tercih etmişti.

1992’den itibaren maç yayın saatlerinin yeniden organize edilmesi, bazı maçların banttan yayınlanmasıyla ve stadyumlarda yapılan iyileştirmelerle seyirci tribünlere döndü, o ilk kriz atlatıldı.

BEŞ ACİL ÖNLEM

Ancak bu kez durum farklı. Futbolun daha da geniş kitlelere yayılması söz konusuyken boş tribünlerle karşı karşıyayız. Ligin yayıncısı Lig TV’nin abone sayısında da önemli bir artış olduğunu zannetmiyorum. Kısacası futbol izlemeden bir kaçış söz konusu.

Aslında Türk futboluna dair son derece önemli yapısal sorunlar var. Bunlar için bütün futbol yönetiminin hallaç pamuğu gibi atılması lazım. Ancak öncelikli sorun bu sezonu kurtarmak. Çünkü seyircisi olmayan bir ligin devamına bile gerek yok. İşte bunun için 5 maddelik bir acil önlem listesi:

E-BİLETE MOLA: E-bilet uygulamasının gevşetilsin veya bir süre askıya alınsın. Belli ki bu uygulama seyirciyi irkiltiyor. Karşı olan taraftar grupları protesto ediyor. Ama ben asıl sorunun e-bilet sistemine üye olmayı bir külfet gören seyircilerde olduğunu düşünüyorum. “Maç bileti alıyorum, bir de passolig mi alacağım şimdi!” diye yakınan seyirci sayısı hiç de az olmayabilir. Burada sorun stadyumlara artık e-bilet turnikelerinin takılmış olması. Bu sistemi askıya alıp 6 veya 12 ay sonra uygulamak veya eski usül kullanmak mümkün mü bilemiyorum.

GÜNDÜZ OYNANSIN: Türkiye’de maçların gün ve saatlerinde sorun var. Kışın ortasında bile Sivas’ta, Ankara’da veya İstanbul Atatürk Olmpiyat Stadı’nın kutup rüzgarında gece maçı oynanıyor. Ayrıca İstanbul’da şehrin büyüklüğünden dolayı, Anadolu’da ise mesafelerden dolayı gidiş-dönüşler sorunlu. Ertesi günü okul ve iş olmayan cuma belki tamam ama pazartesi kesinlikle Süper Lig maçı yapılmasın. Haftada üçü dışında tüm maçlar gündüz oynansın. Bu yolla aynı zamanda 4 büyüklerin maçlarıyla diğerlerinin çakışması de büyük ölçüde önlenir.

ÇOCUĞUNU KAP DA GEL: Madem seyirci gelmiyor takımlar seyirciye gitsin. Bunun için ilgiyi artırıcı kampanyalar düzenlemek şart. Gençlere, çocuklara, kadınlara indirimli bilet fiyatı uygulanabilir. Futbolun insanı avucuna aldığı dönem tam da çocukluk, gençlik çağımız değil midir? İşte bugünün çocuklarını tribüne çekmek için bir fırsat. Saatler de uygun olursa niye gelmesinler?

SAHALARA TEZ BAKIM: Mersin’deki, İstanbul’daki, Manisa’daki sahaların hali kimin içine siniyor? Bunun hem futbolcu sağlığı hem de seyir açısından ivedi çözülmesi lazım. TFF derhal müdahale ederek sahasının bakımın yapmayan takımlara yaptırım uygulamalı. Gerekirse maçları tarafsız sahaya almalı. Bu yapılmadan futbolun kalitesi mevcut seviyenin de altına iner.

GOLLERİ GÖRELİM: Doğrudur Lig TV yayın hakları için tonla para ödemiştir. Doğru TRT de özet görüntüler için kesenin ağzını açmıştır. Ama yine de Süper Lig maçlarının eriştiği kitle sınırlıdır. Bu sezon için bir istisna yapılsın, maçların gollerini veya özet görüntülerini bir paket halinde diğer kanallar da yayınlasın. En azından ligin iyi taraflarını daha geniş bir kitle izlesin, her şeyin kapkara olmadığı gözüksün. İşte daha çok kişinin izlemesi için bir fırsat.

***

Türkiye liglerinde ilk üç haftanın özetini görmek istiyorsanız alttaki fotoğraflara bakabilirsiniz. Futbol da yok, taraftar da…