İskender Baydar
3 Kasım 2018

SUÇLU AYAĞA KALK

Türkiye’deki hemen hemen her derbide olduğu gibi futbola ihanet niteliğinde bir maç yaşadık yine…

Zaten hem Galatasaray hem de Fenerbahçe sezon başından bu yana futbol adına pek bir şey koyamıyorlardı ortaya.

Kötünün biraz daha iyisi olan Galatasaray, 10 maçta elde edebileceği 30 puanın 19’unu, Fenerbahçe ise sadece 9’unu alabilmişti… Galatasaray daha şimdiden 3 kez, Fenerbahçe ise 5 kez sahadan mağlup ayrılmıştı.

Sahaya çıkarken Galatasaray’ın forveti, halen 3 ayrı teknik direktöre maaş ödeyen Fenerbahçe’nin ise hocası yoktu… Bu bile iki büyük camianın nasıl yönetildiğinin, daha doğrusu nasıl yönetilemediğinin kanıtı gibiydi…

Sahaya elinde kalan oyunculardan oluşabilecek en iyi takımla çıkan Fatih Terim’in bu derbiyi kazanmak istediği aşikârdı… Fenerbahçe ise önce yenilmemeyi hedefliyordu.

Bu noktadan sonra öyle oldu, böyle oldu diye uzun uzun maç analizi yazmanın bir anlamı yok.

Zaten dün gece bolca dinlediniz yorumları, bugün de okuyacaksınız.

Sadece şunu söyleyeceğim: Galatasaray biraz şanslı olsa ve gerçek bir forveti bulunsa ilk 50 dakikada skoru 5-0 yapardı… Fenerbahçe, hiçbir varlık gösteremediği ilk 50 dakikanın sonrasında biraz şanslı olsa skoru 0-5 yapardı.

Ne oldu da birbirinden taban tabana zıt iki ayrı maç izledik.

Bunun cevabı çok basit.

Galatasaray’ın derbi taraftarı, 2-0’dan sonra maç bitmiş gibi davrandı… Yapılan paslaşmalarda “Oley” çekerek kendi takımını erken havaya sokarken, tükenmiş durumdaki rakibini de ayağa kaldırdı.

Ne yazık ki maça en iyi 11’le başlayan Fatih Terim ve ekibi bu duruma müdahale edemedi.

Belki de kulübede bu durumu değiştirebilecek, takımı yeniden ateşleyecek bir çare bulamadı.

Maçın hakemi de Fırat Aydınus olunca, üstelik yardımcılığını da Aleks Taşçıoğlu yapınca, ufak dokunuşlarla bu derbinin berabere bitmesi için gerekli ortam kolayca sağlandı.

Zaten şöyle bir gerçek var son yıllarda:

Eğer bir derbi oynanıyorsa, o derbinin galibi sahada bulunmayan taraf oluyor.

Yani Galatasaray ile Fenerbahçe oynuyorsa Beşiktaş kazanıyor.

Fenerbahçe ile Beşiktaş karşılaşıyorsa maçın galibi Galatasaray oluyor.

Oynayanlar Galatasaray ile Beşiktaş ise sahadan Fenerbahçe galip ayrılıyor.

Çünkü ne işin organizatörü olan Türkiye Futbol Federasyonu, ne hakemler, ne kulüp yönetimleri, ne sahaya çıkan oyuncular, ne de tribündeki taraftar bu stresi yönetmeyi, bu stresle baş etmeyi beceremiyor.

***

Gelelim maça dair notlara…

Aslında yazının girişinde yazacaktım ama yazının kurgusu gereği buraya kaldı…

Maç öncesi fenalaşarak hastaneye kaldırılan ve maalesef kurtarılamayan Fenerbahçe taraftarı Koray Şener’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve Fenerbahçe camiasına başsağlığı diliyorum.

Bu vesileyle bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek istiyorum.

Maçta yapıldığı iddia edilen bazı tezahüratları, Koray’ın vefatıyla ilişkilendirmek isteyenler var.

İlgisi bile yok.

Maç sırasında pek çok kişinin bu acı kayıptan haberi bile yoktu.

Kendi adıma örnek vermem gerekirse devre arası olunca kahve içmek için yukarı çıktım. Karşılaştığımız dostlarla sohbet ettik. Sonra da uzunca bir tuvalet sırası bekledim.

Yerime döndüğümde maçın 47’nci dakikasıydı ve hemen akabinde Linnes’in golü geldi. Fenerbahçe deplasman tribünün boşaldığını da o an fark ettim ve bunun skorla ya da bir protestoyla alâkalı olduğunu düşünerek “Fenerbahçe taraftarı stadı terk ediyor” diye tweet attım.

Bir arkadaşımın bu durumun hayatını kaybeden taraftarla ilgili olduğunu söylemesiyle de hemen sildim.

Galatasaray stadına gelenler bilir; maç sırasında, hele 50 bin kişi önünde oynanan derbilerde internet varla yok arasındadır. Çoğu zaman paylaşım yapmanıza bile müsaade etmez. 3 tweet atmaya kalkarsınız, 1’i düşerse şanslısınızdır.

Dolayısıyla ne ben gencecik bir insanın ölümünün ardından böyle bir tweet atacak kadar manyağım, ne de 30 yıllık “Seni sevmeyen ölsün” tezahüratını yaptığı iddia edilenler ruh hastası.

Kaldı ki ikinci yarının başında kaçırdığım 2 dakika hariç ben bu tezahüratın yapıldığını da duymadım.

Keşke maçı kaybetseydik de Koray kardeşimiz bugün aramızda olsaydı.

Bu dünyada bir candan daha değerli hiçbir şeyin bulunmadığına inanan bir insan olarak başka da bir şey demek istemiyorum.

***

Gelelim maç sonrasına…

İlk sözüm Hasan Şaş’a…

Tanıdığım en hoş sohbet, en keyifli insanlardan biri Hasan…

İyi de sevgili Hasan sen artık teknik kadrodasın ve sorumluluk sahibisin, ne işin var o kaosun ortasında.

Muhtemelen hem kendine hem Galatasaray’a zararı dokunacak ağır bir ceza alacaksın, yazık değil mi?

Ve Fatih Hoca…

Basın toplantısında söylediği her kelimeye katılıyorum.

Futbolcu hata yapınca ceza alıyor, teknik direktör hata yapınca çok ağır cezalarla yüz yüze kalıyor ama koskoca camiaların kaderleriyle oynayan hakemlere hiçbir şey olmuyor.

Fatih Hoca basın toplantısında söylediklerinde ne kadar haklıysa, maç sonu sahaya girip Fırat Aydınus’a tepkisini sert bir şekilde dile getirdiği için o kadar da haksız.

O da ceza alırsa kim çıkacak bu takımın başında sahaya…

Kulübün Başkanı zaten “Önce Mülkiye, sonra Türkiye, olmazsa Galatasaray” tadında takılırken hem de…

***

Ve futbolcular…

Takım ayırmadan söylüyorum; maalesef çoğunuz iyi oynayamadınız derbide…

Maç sonrasında karıştığınız olaylar nedeniyle, ilerleyen haftalarda da takımlarınıza zarar vermeye devam edeceksiniz.

Ama paranızı almayı da sürdüreceksiniz.

Zaten bu oyunun tek galibi de her daim sizlersiniz.

***

Türkiye’de, hatta dünyada koreografi denildiğinde Galatasaray taraftarının yeri ayrı…

Dün gece de çok zor bir koreografiyi başarıyla gerçekleştirdiler.

Özellikle bu koreografiler için geceli gündüzlü çalışan ultrAslanUNİ’yi tebrik ediyorum.

Ama mail genel kurullar, divan kurulları sonrası bildiri yayınlamayı adet haline getiren ultrAslan yönetimini de yapılan her yanlış karşısında aynı derecede duyarlı davranmaya davet ediyorum.

Mesela basketbolda bitti bu kulüp, bu konuda yayınlayacak bir bildiriniz yok mu?

Yoksa yayınlamanızın önünde siyasi engeller mi var?