İskender Baydar
13 Nisan 2014

BURASI GALATASARAY

Tarihi bir mali genel kuruldu…

Belki de bir kulübün, hem de ezeli rakibine karşı uluslararası arenada kupa kazandığına canlı canlı tanıklık edilen ilk; muhtemelen de son genel kuruldu.

Bu açıdan asla unutulmayacak; hep güzel bir anı olarak hatırlanacak Galatasaraylılar tarafından.

Genel havaya gelecek olursak…

Katılım gayet iyiydi.

Yönetimin mali ve idari açıdan ibra edilmemesi gibi bir beklenti asla yoktu…

Galatasaray terbiyesi çerçevesinde üyelerin oylarıyla yetki verdiği yönetime, borçlanma, alım-satım yapma gibi konularda yetki vermemesi de söz konusu değildi.

Tek beklenti seçim konusundaydı.

Çünkü bazıları olağan seçimlerin üç yılda bir yapılması yönündeki tüzük maddesi uyarınca Mayıs 2014’te yapılması gerektiğini savunuyordu.

Aksi yönde görüş belirten hukukçular, dernekler yasası uzmanları arasında farklı şeyler söyleyenler de vardı elbet… Onlar, 2013’te yapılan seçim uyarınca mevcut yönetimin görevinin 2016’ya kadar süreceğini belirtiyorlardı.

Bu konuda kafaları karıştıran, yönetimin gündeme koyduğu şu maddeydi aslında:

“Tüzüğümüz uyarınca yapılması gereken seçimlere ilişkin dernekler masasından kulübümüze intikal eden yazıların sunulması, yine aynı konuya ilişkin Divan kurulumuzca alınan mütalaaların genel kurulumuza arz edilmesi ve konunun görüşülmesi…”

Konu görüşüldü… Konuşmacıların çoğu seçim olması gerektiğini savundu, yönetim adına söz alan Mehmet Karlı ise olmaması gerektiğini ileri sürdü.

Performansı ve zekasıyla genel kurulun tartışmasız yıldızı olan Divan Başkanı Duygun Yarsuvat, Divan Başkanlığı şapkasını bırakıp bir üye olarak kürsüye geldi ve seçim yapılması gerektiğini savundu.

Konu uzun uzun tartışıldı ama aslında gereksiz bir tartışmaydı… Çünkü söz konusu madde Genel Kurul’un oylarıyla karar verebileceği bir konu değildi. Top tamamen yönetimdeydi.

Ve Başkan kürsüye gelip son sözü söyledi:

“Sayın genel kurul üyeleri, özür dilerim. Gerçek niyetlerimi açıklasaydım bu kadar vakit kaybetmezdik. Ben geçen sene seçim yaptım ve bu hakkımı kullandım. Artık bununla alakalı seçim talep etme hakkım yok. Benim kararım Galatasaray Kulübü’nde başkan olarak 2016′ya kadar devam edip, görevimi bırakmak. Benim hayat planlamam da Galatasaray için 2016′dan sonrası yok. Erken seçim kararı çıkarsa adayınız ben değilim. Bir fırsatı kaçırdınız ve oylama yapmadınız. Bu vesileyle yönetim kurulumuz, 2016 yılı mayıs ayına kadar hizmetinizde. Galatasaray’a hizmet etmek bir şereftir.”

Bence genel kurulun kaçırdığı bir fırsat yok, çünkü oylama yapma hakkı yoktu… Genel kurula böyle bir hak tanınmadı.

Fırsatı kaçıran Sayın Ünal Aysal’dır…

Seçime gitse yine seçilirdi…

Yönetim Kurulu’ndaki aksaklıkları giderip daha güçlü olarak, arkasında daha güçlü bir destekle 2017’ye yürürdü.

Belki Başkan’ın hayat planlaması bir yıl sarkardı ama Galatasaray’ın planlaması daha sağlıklı işlerdi…

Galatasaraylılar açısından en önemli kazanım, kürsünün başkan ve yönetime yağ çekme aracı olarak kullanılmaması, üyelerin en ağır eleştirileri en ufak bir engellemeyle karşılaşmadan seslendirmesiydi.

Yönetim Kurulu üyelerinin de “Bu makam hesap sorma yeri değil, hesap verme yeridir” diyerek bu eleştirilere tek tek cevap vermesiydi.

Elbette 11 saate sığmayan pek çok soru, pek çok cevap oldu… Ama genel kurulun bütününe bakınca, tıpkı Avrupa’nın zirvesinde ezeli rakibini yenen Sarayın Sultanları gibi kazanan Galatasaray oldu.

Şunu da söylemeden geçmeyeyim:

Günün en çirkin yanı, bir kendini bilmezin kişisel şovunu yapmak adına genel kurulu yaklaşık bir buçuk saat meşgul etmesiydi.

Burada ismini vermeyeceğim ama herkes onun kim olduğunu gayet iyi biliyor.

Allah’tan böyleleri artık camiada itibar görmüyor.