İskender Baydar
15 Eylül 2014

TARKAN’DAN GALATASARAY’A

Bilmiyorum kaçıncı kez Tarkan konserindeyim…

8, 9, 10; belki daha da fazla…

Bu seferki, 2014’ün Eylül ayına sığan ve bu mevsimde artık gelenekselleşen Harbiye Açık Hava Konserleri’nin sonuncusu…

Ortalık mahşer yeri adeta…

Porsche cipiyle kulis arkasına yanaşıp özel kapıdan içeri giren de var, Mecidiyeköy metrobüs durağından Harbiye’ye koşturarak yetişen de…

Ama içeride herkes bir… Sevda bir, heyecan bir, coşku bir…

Konser boyunca önlerde oturan, Türkiye’nin en önemli festivallerine imza atan İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Genel Müdürü Görgün Taner’in şarkılara eşlik ettiği sandalyesinin tepesinde konserin son bölümünde hançeresini parçalarcasına “Tarkaaaaann” diye bağıran bir kız görüyorum mesela…

Bir başka köşede Galatasaray’ın CEO’su Lutfi Arıboğan ve eşi Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan izliyor büyük bir keyifle konseri…

(Yazıyı sadece Lutfi Arıboğan’la Galatasaray’a bağlayacağımı zannedenler çok yanılır; az sabır…)

Dostlar sağolsun, hayli iyi bir noktadaydım konser sırasında…

Tarkan’ın annesi Neşe Hanım’ın hemen arkasındayım…

Bu konseri unutulmaz kılan en önemli noktalardan biri, anne ile oğlu arasındaki güçlü bağa bizzat şahit olmak belki de…

Tarkan’ın eski-yeni şarkılarını dinlerken ister istemez Tarkanlı yıllar geçiyor insanın gözünün önünden…

Ben gazeteciliğe başladıktan sadece birkaç sene sonra, 1992’nin sonlarında çıkmıştı yanlış hatırlamıyorsam ilk albümü “Yine Sensiz…”

Albüme adını veren şarkı ile daha iyi pek çok şarkıdan ziyade “Kıl Oldum” ile hafızalara kazınmıştı bu çıkış.

Tarkan’ın gelip geçici olacağına inananlar çoğunluktaydı o günlerde.

O günlerde çıkan pek çok kişi de gelip geçti zaten.

Ama o geçmedi.

1994’te “Aacayipsin” geldi.

Hem de ne gelmek…

“Kış Güneşi”, “Unutmamalı”, “Seviş Benimle”, “Gül Döktüm Yollarına”, “Şeytan Azapta”, “Gitme…”

Herhalde pek az albüme nasip olmuştur birbirinden güzel ve unutulmaz bu kadar çok şarkıyı bir arada bulundurmak…

Sonrasında malum şeyler yaşandı… Çünkü sonrasında Türkiye dinamikleri devreye girdi…

Canlı yayında söylediği bir cümle başına olmadık işler açtı.

Özel hayatı didik didik edildi.

Şarkıları yetmezmişçesine daha fazlası öğrenilmek istendi.

Kiminle beraber, ne yer, ne içer tek tek incelendi.

Cımbızla seçilen malzemeler kamuoyunun önüne saçıldı.

Yaşamaya değil yaşatmamaya odaklı toplumsal histeri nöbetlerimiz tam bir değeri daha silip süpürecekti ki, Tarkan önündeki tuzağı görüp üzerinden atladı.

Kendini en iyi yaptığı şeye, şarkılarına adadı.

Ayşe Arman’a verdiği ve bugüne kadar verdiği ender röportajlarından olan söyleşide aynen şunları söylüyordu:

“Medyayla aramızda güven krizi var! Söylediklerimin çarpıtılmasından, zorla bir takım polemiklere sokulmaktan sıkıldım. Benim için artık bu tür şeylerin esprisi yok. Canım istemiyor. Eğlenceli gelmiyor. Hatta sıkıcı ve banal buluyorum. Bir de tabii itiraf etmem gerekirse, inciniyorum. Doğrudan kafama ateş ediyorlar. Kaşarlaşamadım bir türlü. Derim hâlâ ince. Üzülüyorum. O yüzden röportajlara hayır diyorum. Benim magazinle beslenmek gibi bir ihtiyacım yok. Lütfen ukalalık gibi değerlendirmeyin, o gürültüde, o kargaşada yer almak bana manasız geliyor. Bir de artık beni bilen biliyor ya. Konserlerim tıklım tıklım. Bana yetiyor. Daha ne isterim?”

O konserler onun yakıtıydı artık…

Gazetelerin “Dokuz konserle köşeyi döndü” manşetlerine bakmayın siz… Tarkan’ın bu konserleri her yıl tekrarlamasının sebebi, hayranlarından bir sonraki yolculuğu için yakıt almak istemesi aslında. Yoksa dokuz konserden kazandığını, diğer ünlüler gibi abuk sabuk bir reklam kampanyasından rahatlıkla alabilirdi eğer kolay yolu tercih etseydi.

Sadece işini iyi yapması yetiyor yaşamasına.

Bu onu özgürleştiriyor.

Maskesini takıp Gezi’ye de gidebiliyor; giden diğerleri gibi sonra çıkıp siyasi otoriteden özür dileme ihtiyacı hissetmiyor…

Gezi kurbanlarının ardından “Unutmamalı” diye tweet atabiliyor; atan diğerleri gibi sonradan bu tweetini silme gereği duymuyor.

Milyonlarca dolarlık reklam tekliflerine kayıtsız kalırken, Doğa Derneği’nin çağrısıyla Hasankeyf’e sessiz kalmıyor mesela.

Siyasetçilerin ne sağında ne solunda yer alıyor.

Önlerinde de durmuyor, arkalarında da takılmıyor.

Masalarda, protokollerde hiç ama hiç görünmüyor.

Ve dostlarını hiç unutmuyor.

Onun bir ses, bir nefes verdiği sanatçı dostunun albümü adeta uçuyor.

Tarkan’sız bir tribute albüm, arzu edilen noktaya bir türlü ulaşamıyor.

Ve bir şey daha yapıyor; ekibine sahip çıkıyor…

Bu çapta şöhrete erişmiş çok az sanatçıya nasip olacak şekilde, uzun yıllardır aynı ekiple yürüyor.

Yakın çalışma arkadaşları aynı, basın danışmanı aynı, orkestrası sürekli genişlemekle beraber özünde hep aynı.

O aslında bunu söylemişti daha önce.

Bir röportajında değil ama bir şarkısında…

Hepiniz çok iyi hatırlarsınız aslında o şarkıyı:

“Bugün o yüzüne gülen dost sandıkların…

Yarın da yanında olacak mı?

İyi günde ne ala…

Kötü günde firarda…

İçin sızlamayacak mı?

Öyleyse sımsıkı sarıl kendine…

Özünden başka yola sapma.

Seni gönülden seveni…

El üstünde tut e mi, hatırla daima.”

***

Galatasaray 2014-2015 Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maçına çıkıyor.

Rakip, oynadığı ligin üstünde bir takım: Anderlecht.

Benim daha ziyade spor yazısı yazmama alışkın olanlar, “Bu Tarkan yazısı da nereden çıktı bu önemli maç öncesinde” diyebilirler şimdi.

Aslında çok yakından ilgisi var.

Yazıyı o gözle baştan sona bir daha okursanız, Türkiye gerçeklerini, başarıya gitme formülünü ve bir insanın da, bir takımın da ayakta kalmasının en temel şartının işini iyi yapması olacağını göreceksiniz.

Öyleyse “Başkası olma kendin ol” Galatasaray…

***

Konser fotoğraflarını cep telefonuyla ben çektim. Profesyonel kareler değil ama hepsi birbirinden doğal. Tarkan hayranlarına ‘çam sakızı çoban armağanı’ olsun…