İskender Baydar
1 Eylül 2014

TRANSFER KLASİĞİ

Bir transfer döneminin daha sonuna geldik.

Aradan geçen zamanda transferle yatıp transferle kalktık.

Gece yarısı açıklanacak transferler yüzünden uykusuz bile kaldık.

Duyumlar üzerine yüzlerce; hatta binlerce haber yaptık.

Her transfer dönemlerinde ortaya çıkan “Duyumcular” adlı kavmin masallarını dinledik bolca.

Kimi konserde yakaladığı Başkan’ın ağzından yılın transfer bombasını patlattığını iddia etti.

Kimi de yöneticinin berberine güvenerek ortalığı yangın yerine çevirdi.

Beş bin futbolcunun ismi dolaştı takriben.

Vasati 40 tanesi imza attı.

Asgari ücretin 312 Euro olduğu ülkede, “Falanca kulübümüzün talip olduğu oyuncuyla görüşmelerde sona yaklaşıldı. Arada 2 milyon Euro’luk küçük bir fark kaldı” gibi laflar uçuşuyor havada.

312 Euro ile geçinmeye çalışanlar da kahvede bu haberi dinleyip, “2 milyon farkı veremeyeceksen niye o koltuğa oturdun” diyerek kulüp başkanlarına sallıyor sabahtan akşama.

Tarık Çamdal örneği ortada… Üç sezon önce 1860 München’den 300 bir Euro’ya alınan Çamdal, memleketteki sağ/sol bek azlığı, 5+3+1 saçmalığı yüzünden neredeyse ederinin iki katına Galatasaray’a geldi.

Kulüplerin transfer politikaları üzerine ahkâm kesmeye hiç niyetim yok.

Kimin doğu kimin yanlış yaptığını sahadaki sonuçlar gösterir.

Türkiye’de dört büyükler için başarı terazisi derbilerdir.

Galatasaray için bir üst ölçü birimi Şampiyonlar Ligi’dir.

Son sözüm futbolcu olmak isteyen gençlere:

Bu ülkede ya sağ bek olun, ki sol bek de olabilir ya da üçüncü kaleci.

Birinci seçenekte oynamanız garanti…

İkinci seçenekte ise oynamamanız garanti.

Her halükârda paranız garanti.

Forvet olmaya niyetlenirseniz sonuç ortada:

“Genç Semih” ünvanıyla emekli olmak var ufukta.

Tribünlerden yiyeceğiniz küfür de cabası…