İskender Baydar
3 Kasım 2014

UZAYLILAR GELİYOR

Memlekette hangi yetkiliye mikrofon uzatsan, “Bu ülkede taş üstüne taş koyan herkesi başımızın üstünde taşırız” klişesiyle başlar söze…

Gel gör ki durum pek de öyle değildir… Öyle olmadığını, bu ülke için bir, iki, üç değil; tamı tamına 11 bin ton taşı üst üste koyan bir adamın öyküsüyle anlatmak istiyorum.

Adamın ismi Andrew Rogers… Avustralya kökenli işadamı ve heykeltraş…

40 yaşından sonra işi gücü bırakıp, bir hayalin peşine takılıyor Rogers… Dünyanın farklı noktalarında, uzaydan görülebilen heykeller yapmak üzere kolları sıvıyor.

Projenin adını da “Yaşamda Uyum” koyuyor.

Listesinde; İsrail, Şili, Sri Lanka, Avustralya, Çin, İzlanda, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Kenya, Antarktika, Nepal, Namibya’nın yanı sıra Türkiye’den de Kapadokya yer alıyor.

Açık adres: Avanos-Nevşehir yolunun Göreme bölgesindeki Karadağ…

Adı gibi taştan topraktan oluşan, üzerinde ot bitmeyen, hiçbir ekonomik ve tarihi değer içermeyen bir yer burası…

Tüm dünyada “Kainata Taşlarla Fısıldayan Adam” olarak nam salan Andrew Rogers, 2007’de işe koyuluyor… Tam üç yıl uğraşıp, 250’ye yakın yöre insanıyla el ele, ‘jeoglif’ adı verilen ve devasa boyutta masif taş konstrüksiyonlardan oluşan arazi düzenleme yapıları gerçekleştiriyor.

Jeogliflerin oluşması için örülen taş duvarların uzunluğu 7 kilometre… Heykellerde kullanılan monoblok bazalt sütunların ağırlığı 30 ton… Kullanılan toplam taş miktarı ise 11 bin ton.

Heykeller mekâna uyuyor da, Türkiye’nin içinden geçtiği zamana pek uymuyor maalesef. Bu ülkenin ritmiyle bir türlü uyuşamıyor.

Parkın yapım amacının uzaylılarla iletişim kurmak olduğu iddiaları yayılıyor, sayısız komplo teorisi üretiliyor.

İl Genel Meclisi’nde, AKP’li yedi encümen üyesinin verdiği teklif doğrultusunda, heykellerin yapılış amacının, neden Kapadokya’nın seçildiğinin, finansmanı kimin karşıladığının araştırılması kararı alınıyor.

Araştırmadan bir şey çıkmasa da söylentiler ve kuruntular heykel parkın kaderine terk edilmesine neden oluyor.

Rogers’ın ”Yaşam şekillerini ifade etmeye çalıştığım sütunlardan oluşan heykelin bir sütunu, üzerindeki yaldız sayesinde güneşin her batışında parlayacak ve bu çevreden dikkati çekecek, gözlenebilecek” dediği parkla aynı adı taşıyan ana heykel henüz bilinmeyen bir nedenle yıkılıveriyor.

Yetkililer yıkımı hava koşullarına bağlarken, parktan rahatsız olan birilerinin yıktığı iddiaları da dilden dile dolaşıyor.

Sonuç mu?

Arazi araçlarının bile zorlanacağı bir yol dışında ulaşımı yok parkın.

Ana yoldan girişte bir tabelası yok.

Yönlendirme levhaları yok.

Bilgilendirme tabelaları yok.

Çevre düzenlemesi yok.

Buraya tur düzenleyen bir seyahat acentesi yok.

Oysa tüm dünya gezginlerinin rehberi olan TripAdvisor’da 5 üzerinden 5 yıldız almış buraya ulaşabilen nadir insanlardan…

Burası milli park ilan edilip Kapadokya’da doğanın yarattığı eşsiz güzellik peribacalarının, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kayalara oyulan kiliselerin, yer altı şehirlerinin ve az sayıdaki Selçuklu eserlerinin yanına eklenebilse müthiş bir çekim faktörü olabilir bölge için…

Emin olun gelenler de uzaylılar değil, cebi dolu Japon ve Amerikalı turistler olur.

Hem zaten uzaylıların geleceği varsa, parka yol yapmayarak bunu engellemek de pek mümkün değil, benden hatırlatması…

Yazıyı bitirmeden uzaylılarla iletişim kurmak için dikildiği ileri sürülen heykellerin üzerinde Türkçe ve İngilizce olarak yazanları da söyleyeyim de manzara tamamlansın:

“Gerçek… Saygı… Sessizlik… İyimserlik… Hoşgörü… İyilik… İncelik… Güzellik… Şefkat… Barış… Umut… Neşe… İnanç… Sevgi… Adalet… Hürriyet… Özgürlük… Dürüstlük…”